Şuan Okunan
Müzik yazarı Özge Ç. Denizci: Müzik sadece dinlenmez, okunur da!

Müzik yazarı Özge Ç. Denizci: Müzik sadece dinlenmez, okunur da!

YouTube kanalında “Dinleyince Anladım” başlığı altında müzik tarihi, teorisi ve şarkı analizine odaklanan içerikleriyle dikkat çeken müzik yazarı Özge Ç. Denizci, bir müziği sadece dinlemek değil, aynı zamanda okumak gerektiğini savunuyor. Bu derinlikli içerikleri nasıl hazırladığını, araştırma süreçlerinin onu nerelere götürdüğünü ve izleyicilerin hangi konulara en çok ilgi gösterdiğini anlatan Denizci’nin müzik alanında bilgi teyidine verdiği önem, müziğin sosyolojik ve tarihsel bir veri taşıyıcısı olduğu fikri ve değişen “star” tanımı üzerine düşünceleri, müziğe bakış açınızı zenginleştirecek.

MUSTAFA KARA

Youtube kanalınızda “Dinleyince Anladım” başlığı altında müzik tarihi, müzik teorisi ve şarkı analizi gibi derinlemesine içerikler üretiyorsunuz. Bu içerikleri hazırlamaya nasıl başlıyorsunuz? Üretim süreci sizi nasıl bir süreçten geçiriyor? 

Çocukluğumdan beri araştırmayı çok sevdim. Bilmediğim bir şey hakkında en derin bilgiye ulaşmaya çalışmak benim için bir tür hobiydi. Çocukken gazeteci olma isteğim de belli ki buradan geliyordu. İçerikleri hazırlarken o çocukluğumdan kalan sezgi ve güdüleri hâlâ kullanıyorum sanırım. Ama tabii bu işin içsel kısmı. Sizin sorduğunuz asıl kısma gelecek olursak, genellikle daha önce araştırdığım ve hâkim olduğum konuları önceliğe alıyorum. Bazen de tamamen merakıma kapılıp bir konunun peşinden gidiyorum.

Her tınının bir hikâyesi olabileceğini düşünüyorum. Hikâyenin peşinden gitmek benim meraklı tarafımdan ileri geliyor. Bir şarkının, bir türün ya da bir tınının hikâyesini önce ben merak ediyorum. Merakımla bir keşfe çıkıyorum ve çoğu zaman o keşif beni başka bir yere taşıyor. Aslında içerikler de biraz akışa göre çıkıyor. Çünkü inanmazsınız belki ama bir konuyu incelerken bile yanlardan sürgünler veriyor, yeni dallar oluşuyor. Her hikâye bir ağaç gibi… Hatta bu hikâyeler yayınlandıktan sonra bile içlerinden yeni hikâyeler doğuruveriyor ki, işte orası en çok keyif aldığım yer oluyor.

Araştırma sürecim böyle ilerliyor; bol bol teyitli bilginin peşinden gitmeye çalışıyorum. Bu yüzden en yakın arkadaşlarım kitaplar ve o şarkıya ilişkin hikâyeyi en doğru şekilde öğrenebileceğim insanlar: bazen bestecisi, bazen söz yazarı, bazen icracısı… En çok da buna şükrediyorum; çok güzel dostlar biriktirmişim. Ama bazen iş çığırından çıkıyor, Ulusal Tez Merkezi’ne kadar gidiyor yolum. Bu zamana kadar işitsel kayıtlara ilişkin Discogs’a güveniyordum; fakat artık o da o kadar güven vermediği için doğrudan plakların, kasetlerin kartonetlerine ulaşmaya çalışıyorum. Eğer elimde o albümler yoksa dostlarım yardımcı oluyor. İletişimde olduğum birkaç sahaf da var.

Ardından yazma süreci başlıyor. Bu kısımda bilgileri yapay zekâ ile birlikte eritiyoruz. Kullandığım uygulamaya birkaç persona atadım, onların yardımı çok oluyor. Makineyle zaman zaman kavga ettiğim de oluyor, çünkü o kadar çok yanlış bilgi var ki zamanımın önemli bir kısmı düzeltmekle geçiyor. Neyse ki o da gelişme hâlinde; bu aralar aramız biraz daha iyi gibi. Yazma süreci bitince çekim geliyor; ardından kurgu…

Günceli yakalamak, kafama takılan sorulara yanıt aramak ve bunlarla ilgili içerikler üretmek hoşuma gidiyor; ama sanıyorum insanların umuda, eski başarıların yeniden görünür olmasına ve “acı ama gerçek” eski Türkiye’ye duydukları bir özlem var.”

Kanalınızda müziğe pek çok farklı açıdan bakıyorsunuz. Hangi konular izleyicileriniz tarafından en çok ilgi görüyor?

Yaptığım videolar arasında en çok ilgi çekenlerden biri, hem az bilinirliği hem de ilham ve umut verici oluşuyla Ayla Algan’ın Sopot Festivali’nde aldığı ödüle dair olan videoydu. Günceli yakalamak, kafama takılan sorulara yanıt aramak ve bunlarla ilgili içerikler üretmek hoşuma gidiyor; ama sanıyorum insanların umuda, eski başarıların yeniden görünür olmasına ve “acı ama gerçek” eski Türkiye’ye duydukları bir özlem var. Bu tür içeriklerin öne çıkması hepimize umut veriyor.

Diğer taraftan da hikâyesi yanlış bilinen şarkılara büyük bir ilgi olduğunu görüyorum. Teyit edilmiş bilgi, yıllardır yalanlarla uyutulmaya çalışılmış ama asla uyumamış izleyici tarafından hemen sahipleniliyor. Eski plaklar, 45’likler, kaybolmuş kayıtlar, karıştırılan besteci–söz yazarı bilgileri, sansür geçmişi, politik bağlam… Bu alanlarda yaptığım videolar genelde epey izleniyor. Daha da önemlisi, yorumlarla gelen katkılar ve tartışmalar beni çok mutlu ediyor. Benim için izlenmesinden daha değerli olan şey, üzerine konuşabilmek. Lakin hâlâ videoların sonunda “Yorumlarda buluşalım” demeyi beceremiyorum.

Bir de “şarkıyı ilk kez gerçekten dinlemek” fikrinin sevildiğini fark ettim. Bir melodinin nasıl kurulduğu, düzenlemenin dramaturjisi, bir grubun kimlik politikası, sahnenin arka planı… Günümüzde çabuk tüketilen parça/yapıtlar aslında dinleyicide “Bu sadece tüketilecek bir şey değilmiş” hissi yaratıyor. İnsanlar sistemin onlara dayattığı “Al, dinle, tüket” düzeninin farkında ve müziği sadece tüketmek değil anlamak istiyor.

 

Müzik tarihi üzerine içerik üretmek genellikle tarihsel bağlam gerektiriyor. Müzik tarihinde en çok hangi unsurları vurgulamak istersiniz?

Müzik benim için ifade etmenin ve hayatı anlamanın bir yolu. Bunun illa sözle olması gerekmiyor; müziğin zaten kendi dili var. Ses evreni çok geniş ve soyut; bu yüzden ifade alanı olarak özgür. Verilmek istenilen şey her zaman sözle olmak zorunda değil; tam da bu nedenle büyüleyici. Müzisyenlerin de bir tür büyücü olduğuna inanırım. Şamanların da aslında müzisyen olduklarını düşünürsek, bu ilişki hiç şaşırtıcı değil.

Müzik hayattan bağımsız düşünülemez. Acı da neşe de bunun içinde. Hayata dair olduğu için beni heyecanlandıran, meraklandıran her konunun peşine düşmek isterim. Bu biraz açgözlülük gibi görünebilir ama elim yettiğince yapmaya çalışıyorum. Politik iklim zorlayıcı; üstelik sadece bu topraklar için değil, tüm dünya için böyle. Bilgi çok hızlı geliyor, çok hızlı geçiyor ve çok hızlı unutuluyor. Bunlar 21. yüzyılın sancıları… O yüzden insana ve doğaya dair unsurları vurgulamak isterim.

Sanırım bu memleketin müzik tarihi için en çok söylemek istediğim şey şu: Bu topraklarda çok az kişi eleştiri yapmayı biliyor ve yapılan eleştiriler de sık sık çarpıtılıyor, yanlış anlaşılıyor. Düşünsenize, 70’lerden sonra müzik eleştirmenliği bile yapılmamış. Yapılanlar genelde tanıtım. Bunun sebeplerini biliyorum ama bugün yüksek perdeden konuşmaya da dinlemeye de kimsenin —ben de dahil— tam anlamıyla hazır olmadığını düşünüyorum.

Tüm kültürel kırılmaların, toplumsal yaraların, bireysel acıların ve iyileşmelerin izi müzikte vardır. Bu yüzden müziği sadece “dinlenecek bir şey” değil, “okunacak bir şey” olarak görüyorum.”

Sizce müzik sadece bir eğlence aracı olmaktan öte nasıl bir iletişim ve ifade biçimidir?

Müzik, hafızanın en hızlı çalışan arşiv sistemi. Bazen konuşamadığımız şeyleri sesler söyler. Hatta sesler illa söyler ve doğruyu da söyler. Ses; kelimelerin önüne geçer, duygunun ham hâline dokunur. Tüm kültürel kırılmaların, toplumsal yaraların, bireysel acıların ve iyileşmelerin izi müzikte vardır. Bu yüzden müziği sadece “dinlenecek bir şey” değil, “okunacak bir şey” olarak görüyorum. Bir şarkı/parça/yapıt çok ciddi bir sosyolojik ve tarihsel veri taşıyabilir.

Ayrıca Bakınız

 

Eski şarkılar, eski müzisyenler, eski gruplar hâlâ büyük ilgi görüyor. Bu dönemler yeni ve kalıcı starlar çıkarmaktan uzak mı?

Dönem değil; ekosistem değişti. Eskiden bir yıldızın oluşması için uzun süreli yatırım, estetik bir çizgi ve tutarlılık gerekiyordu. Bugün algoritmaların hızına kapılmış durumdayız; “star”ı değil, “akışta hızla parlayan anı” üretiyoruz. Bu yüzden kalıcılık azalıyor.

Ama bu, yeni starların hiç çıkmadığı anlamına gelmiyor. Sadece “star” tanımı değişti. Artık biri kendi evrenini kurabildiğinde yıldız oluyor; bir karakteri, bir hikâyesi, bir estetiği, bir topluluk hissi varsa… Yani problem müzisyenlerde değil; çağın dikkat ekonomisinde.

Bu konu üzerine uzun zamandır düşünüyorum, hâlâ da düşünüyorum. Hatta yüksek lisans tezimin bir kısmı bunun üzerine kuruluydu — tezi teslim edeli 5 yıldan fazla oldu. Benim için üzerine düşünmesi, okumalar yapması ve tartışması en zevkli konulardan biri. Ama bu röportaja sığmayacak kadar uzun…

 

Müzik içerikleri üreticisi olarak izleyicilerinizin sizden en çok beklediği şey nedir? En sık hangi soruları alıyorsunuz?

İzleyicilerin beklentisi midir bilmiyorum ama benim vermeye çalıştığım şey mümkün olduğunca gerçeğe en yakın, teyitli bilgi. Öte yandan kapalı kapılar ardında benimle sırlarını paylaşan müzisyenler oldu; yakında tam bir sır küpüne döneceğim gibi görünüyor. Farklı parçalar üzerine farklı videolar ürettiğim için pek çok farklı konuda soru geliyor ama sanırım en çok talep var. “Şu şarkının da hikâyesini anlatsanız keşke”, “Şu müzisyen hakkında pek az şey biliniyor, keşke siz anlatsanız” gibi mesajlar alıyorum. İnsanların talep etmesi beni çok mutlu ediyor. Hiç aklıma gelmeyecek konular üzerine düşünmemi sağlıyor bu istekler. Umarım hiç eksilmez.

Özge Ç. Denizci kimdir?

İstanbul doğumlu. “Gürcüler” ve “27” isimli kitapları Chiviyazıları Yayınevi tarafından basıldı. Dr. Selda Dudu ve Doç Dr. Evrim Hikmet Öğüt ile birlikte “Türkiye’de Müzik Emeğinin Durumu Raporu”nu hazırladı.  Susma Platformu için de “2024 Türkiye’de Sansür ve Otosansür Raporu”nun “Müzik” başlığını kaleme aldı. Müzik sektörü ve basınında çeşitli pozisyonlarda çalıştı. Kurmuş olduğu “Kızıl Kirazkuşu” ile çocuklara ve gençlere yönelik hak temelli sanat atölyelerinin yürütücülüğünü yaptı. Yayın Kurulu’nda olduğu Cazkedisi başta olmak üzere farklı dergi, gazete ve online platformlarda yazmaya devam ediyor.

Youtube  / Instagram / TikTok / X 


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik