1 2 3 4 = Bakkhalar: Boyun eğmenin ya da başkaldırmanın anatomisi
Tanrılar hep haklı mıdır? Krallar? Körler, ya dilenciler? Peki ya şair? Gelin hep beraber bu yazgı tufanına ortak olalım.”
BEYZA YILDIRIM
Yazgı nedir? Cevabı muammalı bir bilmece. Felsefeye göre yazgı, insanın iradesi dışında işleyen, onun eliyle değiştiremeyeceği zorunlu bir düzeni ifade eder. İnsan, namıdiğer eşref-i mahlûkat… Varlıkların en şereflisi sayılan bu varlık, ya yazgısına boyun eğerek başına gelenleri göğsünde yumuşatıp yaşamaya devam eder ya da onunla durmaksızın savaşır. Onunla barışmamayı seçenlerin başına gelenler ise ibret olsun diye dilden dile, nesilden nesile aktarılan ve nihayetinde bizi bulan hikâyelere dönüşür. Ya da tam tersine; dinleyenler, karşı karşıya oldukları kontrolsüz gücün farkına varsın diye anlatılır bu hikâyeler.
Euripides’in Bakkhalar’ı ise insanın varoluşundan bu yana anlatılan bu hikayelerden güçlü bir örnek olarak karşımıza çıkar. Deney Atölyesi’nin yeni oyunu 1 2 3 4 = Bakkhalar, Euripides’in tartışmalı tragedyası Bakkhalar’ın bir uyarlaması olarak seyircinin karşısına çıkıyor. Oyun şarap, coşku ve taşkınlığın tanrısı olarak bilinen Dionysos’un Thebai’ye deyim yerindeyse bir intikam yolculuğu yapmasını konu ediniyor. Antik Yunan mitolojisinde tanrıların tanrısı sayılan Zeus, Semele’ye aşık olur. Genç ve güzel Semele ondan hamile kalır. Bu durumu kıskanan Hera, Semele ve Zeus’un henüz cenin ve gelişimini tamamlamamış olan bebeği Dionysos’u bir kayalıklardan aşağıya atmak ister. Zeus son anda Hera’yı yapma bir bebekle kandırır ve Dionysos’u baldırına gizler. Zeus’un baldırından doğan Dionysos hem Semele’den hem de Zeus’tan doğarak iki doğalı bir varlık olarak dünyaya gelir. Bu hikayeyi bilen Semele’nin kız kardeşleri Dionysos’u tanrı olarak tanımazlar. Semele’nin kız kardeşlerinden biri olan Agaue’nin oğlu Pentheus ise Thebai kralıdır. Dionysos Thebai’ye tanrıtanımaz bir kralı ve onun halkını cezalandırmak için döner…

YOLDAN ÇIKMANIN BÖYLESİ:
BAKKHOS ŞENLİKLERİ VE ŞİDDET
Metinde izlerini sıkça duyduğumuz Bakkhos Şenlikleri, Dionysos inancına sahip topluluklar tarafından tanrı Dionysos onuruna düzenlenen ritüel festivallerdir. Bu şenliklerde Dionysos’un simgelediği üzümden yapılma şaraplar içilerek esrik bir hâle bürünen, çoğunluğu kadınlardan oluşan topluluk; danslar eşliğinde, çıplak elleriyle öldürdükleri hayvanları kurban eder. Böylece içinde bulundukları toplumsal düzeni geçici olarak askıya alır; toplumsal kimliklerinden sıyrılıp öz yaşamlarına dönmeyi amaçlayan kolektif ve ritüelistik eylemler gerçekleştirirler.
Euripides, Bakkhalar tragedyasında, adından da anlaşılacağı üzere sonu şiddetle biten bir Bakkhos şenliği çerçevesinde dramatik anlatısını kurar. Dionysos, Thebai’ye döndüğünde kendisine iman etmeyen annesinin kız kardeşlerini ve kentin diğer kadınlarını etkisi altına alır. Dionysos’un etkisine kapılan Agaue ve diğer kadınlar, günler ve geceler boyunca Kithairon Dağı’nın yamaçlarında onun adına düzenlenen şenliklere katılırlar.
Thebai Kralı Pentheus’u asıl rahatsız eden, kentin kadınlarının kamusal ve özel alan sınırlarını aşarak şarap içmeleri, esriklik hâli içinde sabahlara kadar dans etmeleri ve erkeklerle ilişkiye girmeleridir. Disipline etme ve düzenleme erkini tekelinde bulunduran iktidar mekanizmaları için en büyük tehdit, hükmetmeye çalıştıkları topluluğun kendi özerkliğini ilan etme girişimidir. Bu nedenle, o dönemde de toplumda ikincil bir konumda bulunan kadınların böylesi bir özgürleşme pratiği sergilemeleri ve politik düzenin sınırlarını ihlal eden başına buyruk eylemler gerçekleştirmeleri, Pentheus’un korkusunu derinleştirmek için fazlasıyla yeterlidir. Pentheus’un Bakkhalar’ı dizginleme yöntemi ise oldukça manidardır. Onları yakaladığı ilk anda zindana atacağını dahası düzene girmezlerse öldüreceğini iddia eder. Böylelikle oyunda tanrısal şiddetin izlerini Dionysos üzerinden okurken eril egemen şiddetin izlerini ise Pentheus karakteri aracılığıyla izleme şansı buluruz.
Her forma girebilen bir tanrı olan Dionysos Bakkhaları kontrol altına almak isteyen Pentheus’un karşısına insan formunda çıkar. Bakkhaları ve gerçekleştirdikleri ritüelistik şenliği görmek isteyen Pentheus’un aklına delilik veren ve bilincini kaybetmesini sağlayan Dionysos onu da etkisi altına alır ve kadın kılığına sokarak onu şenliğin olduğu Kitharion Dağı’nın yamacına götürür. Kitharion Dağı’nın eteklerinde Bakkhaları izleyen Pentheus olanlardan etkilenirken onu fark eden Bakkhalar -Dionysos’un yönlendirmesiyle- Pentheus’u bir aslan zannederek tanrıları için kurban etmek isterler. Başta annesi Agaue tarafından parçalara ayrılan Pentheus’un “yazgısı” oldukça trajik bir şekilde son bulurken annesi Agaue’nin yazgısından payına evlat katili olarak ömür boyu ızdırap çekmek düşer.
René Girard, Şiddet ve Kutsal’da “Şiddet ile kutsal birbirinden ayrılamaz” der. Girard’ın bahsettiği bu birlikteliğin izi, Bakkhalar’da da açıkça okunur. Euripides, tragedyaya Sokratik düşünceyi taşıyan bir ozan olarak, Dionysosçu tragedya formundan ziyade sorgulayıcı, aklı merkeze alan bir tragedya anlayışına yönelmiştir. Peki böylesi bir eğilime sahip bir şair neden Dionysos ayinlerini ve tanrının gazabını temel alan bir tragedyayı kaleme alır? Oyunun Euripides’in son eserlerinden biri olduğu düşünülürse, bu soru “büyük bir hesaplaşma” olarak yanıtlanabilir. Ancak görünen o ki Bakkhalar, basit bir hesaplaşmadan çok daha fazlasını içerir.

Pentheus (insan yasası) ile Dionysos’un (tanrı yasası) karşı karşıya gelişi, sonucu en başından belli olan, eşit olmayan bir güçler çatışmasını temsil eder. Dionysos, oyunda kontrolsüz gücün vücut bulmuş hâlidir. Şehre gelişinden Pentheus’un katledilişine kadar Thebai topraklarına adım adım şiddet tohumları eker. Her şey onun denetimi altındadır; Dionysos, kadın-erkek-ayrımı gözetmeden herkesi etkisi altına alarak tüm canlıları birer kukla gibi yönlendirir.
Pentheus’un trajik sonunun, kurban ayini niteliği taşıyan Bakkhos şenlikleri sırasında gerçekleşmesi, Euripides’in bilinçli bir tercihi olarak okunabilir. Girard’a göre bu tür kurban ayinleri, tanrısal şiddetin en görünür olduğu anları temsil eder; topluca gerçekleştirilen bu ritüeller aynı zamanda linç kültürünün de temelini oluşturur. Pentheus, tanrısal şiddetin kurbanı olarak katledilirken, annesi Agaue ise kendi oğlunun linç edilmesine öncülük eden figür olarak cezalandırılır. Bu da oyunun dramatik anlatısı çerçevesinde düşünülmesi gereken en çarpıcı nokta olarak konumlanır. Sonsuz şiddet erkini elinde bulunduran tanrısal güce karşı insanın konumu neresidir? Bu gücün gazabına uğramaktan insanı ne kurtarabilir?
İşte bu noktadan hareketle Serkan Karabayır’ın hem sahneye uyarladığı hem de yönetmenliğini üstlendiği 1 2 3 4 = Bakkhalar, şu soruları sahneye taşır: “Tanrılar hep haklı mıdır? Krallar? Körler ya da dilenciler? Peki ya şair?” Karabayır’ın uyarlamasında Euripides’in özgün metnine sadık kalınmakla birlikte, oyuna eklemlenen bazı dramaturjik unsurlar özellikle dikkat çeker. Bunlardan en dikkat çekeni oyuna şair olarak eklenen Nietzsche’dir. Kot1 Kolektif’te izleme fırsatı bulduğumuz oyun, henüz bizler fuaye alanındayken Agaue’nin ağıdıyla başlar ve seyirciyi daha en başından sahnenin parçası olmaya davet eder. Yerlerimize konumlandıktan hemen sonra ise oyun, maskeli şair Nietzsche’nin Ariadne’nin Yakınması şiiriyle açılır. Nietzsche’nin bu şiiri, geleneksel Hristiyan inancının savunduğu Tanrı tasavvurunun modern insan için artık geçerliliğini yitirdiği düşüncesinin şiirsel bir yansımasıdır. Nietzsche’ye göre edilgen bir insan modeli yerine, kendi hayatını ve yazgısını belirleme, onu domine etme gücünü elinde bulunduran etken bir üstinsan anlayışına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda şiir, oyunun izleyiciye de yönelttiği insanın Tanrı’yla kurduğu ilişkiyi; Tanrı’nın karşısında ya da onunla birlikteyken aldığı etken ya da edilgen varoluş biçimlerini sorgulayan derin bir hesaplaşma alanı olarak okunabilir.

İkinci ve en belirgin unsur Kuklacıdır. Kuklacı, hem Pentheus-Dionysos arasındaki ikiliğin hem de Thebai halkının arasında görünmez bir hayalet gibi varlığını sürdürür. Kuklacıdan dinlediğimiz “Tanrıyı arayan adam”ın hikayesi de tıpkı şiir gibi oyunun temel çatışmasının açtığı soruları ve sorunları destekler niteliktedir. Ayrıca Pentheus’un cesedinin sahnede görünmesinden önceki ara sahnede, kuklacı elinde bir bavulla neredeyse tedirgin bir hâlde sahneye girerek, seyirciye son sahnenin önsemesi niteliğinde kısa bir gösteri sunar. Bavuldan bir el, bir kadın kuklası ve bir de ekmek çıkar. Bizler bu kısa gösteriden anlarız ki bir sonraki sahnede Pentheus Agaue tarafından tıpkı bir ekmek gibi parçalara ayrılacaktır ve tanrının eli hep oradadır…
Oyuna eklemlenen son unsur, sahne aralarında gerçekleştirilen danstır. Bu dansın, Bakkhaların Bakkhos şenliklerinde icra ettikleri ritüel danslardan esinlenerek tasarlandığı anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu unsurun, oyundaki diğer eklektik öğelere kıyasla dramaturjik açıdan daha zayıf bir konumda yer aldığını belirtmek gerekir. Sahnede gördüğümüz kadın oyuncunun görünümü ve dans dili, Bakkhaların şenlikler sırasında esriklik hâli içinde gerçekleştirdikleri “hora tepme” pratiğinden oldukça uzak, daha modern bir estetik düzlemde konumlanmaktadır. Bu modern tercih başlı başına bilinçli bir tercih gibi gözüküyor, uyarlamanın yapısı da buna müsait; ancak oyunun üzerine kurulduğu temel olaya doğrudan müdahale edilmesi, meselenin kendi doğasını zedeleme riski taşımaktadır kanaatimce. Belki de bu noktada sahnede tutarlılık adına modern-klasik dengesinin ne kadar eşit olduğu konusunu yeniden tartışmakta fayda olabilir.
Oyunun kadrosu Deniz Boldaz, Gizem Güneş Vergili, Görkem Günay, Cihan Bektaş, Tunç Mestçi, Bilge Çelik ve Serkan Karabayır’dan oluşmaktadır. Oyuncuların sahnedeki beden ve ses kullanımlarının, oyunun izleğine olumlu yönde katkı sağladığını söylemek mümkündür. Bu sayede, klasik anlatı formunun dışında, parçalı bir yapıya sahip olan oyunun hem seyirci tarafından takibi kolaylaşmakta hem de oyun temposu kesintiye uğramadan akışını sürdürmektedir. Oyuncu performanslarını destekleyici bir unsur olarak sahnede yer alan canlı müzik ise ritmin kurulması ve sürekliliğinin sağlanmasında artı bir değer yaratarak sahneleme içinde işlevsel bir rol üstlenmektedir.
Dekor olarak neredeyse hiçbir şey kullanılmayan oyunda uzam oyuncuların eylemleri neticesiyle var edilir. Dionysos elinde bir salkım kırmızı üzümle seyircilerin sahneye giriş yaptığı yerden içeriye girer. Sahnenin iki yanına konumlanan seyircinin kah arasında kah karışısında eylemlerini sürdüren Dionysos seyirciyi Thebai halkı olarak konumlandırır. Hikayesini anlatmaya başlayan Dionysos elindeki üzümü seyircilere dağıtarak ya da yedirerek anlatısını sürdürür. Hatta bazı noktalarda seyirciden yemediği üzümü alarak başkasına yedirmeyi bile ihmal etmez. Her şey onun kontrolü altındadır ve bu sahnedeki bu eylem Thebai halkı olarak konumlanan seyircilerin de anlatı başladığı an onun etkisi altına girdiğinin sembolik bir vücut bulma halidir. Bu durum oyun boyunca sürer. Dionysos hem oyun kişilerini hem de biz Thebai halkını oyunun içinde ve kontrolü altında tutar. Bu dinamizm aynı zamanda seyircinin oyunun bir parçası haline geldiği bir deneyime dönüşür.
Dionysos’un sahnedeki görünümü, günümüze ulaşan betimlemeleriyle büyük ölçüde örtüşür. Sahnede, arkasından bir kuyruk sarkan hayvan postu giymiş olan Dionysos, aynı zamanda belirgin bir feminen görünüme sahiptir. Bu feminenlik; süsü, ruju ve Pentheus’a karşı sergilediği tavır aracılığıyla görünür kılınır. Nitekim Pentheus’un onu “bir kadın kadar güzel” olarak nitelemesi, bu algıyı açıkça ifade eder. Deri ceketi, tacı ve gözlükleriyle sahnede yer alan Pentheus’u Bakkhalar’ın yanına götürmeye karar verdiğinde Dionysos tek bir şart öne sürer: Pentheus’un kadın kılığına girmesi. Pentheus ise bu talebe manidar bir karşı çıkışla, “Ama ben erkeğim” şeklinde yanıt verir. Oyun, bu karşılaşma üzerinden feminen–maskülen ikiliğini görünür kılar. Oyundaki diğer oyuncuların tek renk kostümleri ve maskelerle tamamlanan sahne görünümleri ise, çağdaş yorumuna rağmen, klasik tragedya sahnelemelerinin izlerini taşımayı sürdürür.
Bütün sahne unsurlarıyla Euripides’in tartışmaya açtığı bu önemli meseleyi yeniden ele alan Deney Atölye’sinin yeni oyunu 1 2 3 4 = Bakkhalar 05 Şubat ve 28 Şubat tarihlerinde Kot1 Kolektif’te izlenebilir.

“1 2 3 4 = Bakkhalar”
Yazar: Euripidies
Şair: Friedrich Nietsche
Ressam: Rafet Arslan
Çevirmen: Güngör Dilmen, Oruç Aruoba
Yöneten ve uyarlayan: Serkan Karabayır
Oyuncu: Deniz Boldaz, Gizem Güneş Vergili, Görkem Günay, Cihan Bektaş, Tunç Mestçi, Bilge Çelik, Serkan Karabayır
Müzisyen: Douglasvegas, Umut Bozkurt
Hareket Tasarımı: Bilge Çelik
Işık Tasarımı: Mehmet Ergün
Kostüm Tasarımı: DA
Fotograf: Tuncer Tunç
Afiş Tasarım: Yunus Temeldaş
