Şuan Okunan
Tiyatro Barba: Belki de deprem, tüm ülke için bir Şümürz’dür

Tiyatro Barba: Belki de deprem, tüm ülke için bir Şümürz’dür

Tiyatro Barba, 6 Şubat depremlerinden önce Antakya’da okuma çalışmalarına başlayıp yarıda bırakmak zorunda kaldığı oyunu üç yıl sonra sahneye taşıdı. Boris Vian’ın İmparatorluk Kuranlar yahut Şümürz metnini taşındıkları Mersin’de sahneleyen topluluktan yönetmen Fahrettin Ünlükaplan, Şümürz’ün ne olduğunu, mekânın neden “fazladan bir oyuncu” sayıldığını ve yerinden olmuş bir topluluğun sahneye nasıl tutunduğunu Sahneden’e anlattı.

MUSTAFA KARA

Tiyatro Barba’nın hikâyesi bağımsız tiyatronun kırılganlığını, dayanışmayı ve direnci tek bir topluluğun kaderine sığdırıyor. Arkalarında ne ödenekli bir kurum ne düzenli bir sahne ne de herhangi bir kurumsal güvence var. Öğretmenlerden ve sanat gönüllülerinden kurulu bir ekip olan Tiyatro Barba, üstüne bir de yerinden edilmişliğe rağmen yoluna devam ediyor. Bu yolculukta dayanışmanın etkisi büyük.

Tiyatro Barba, tarihî bir Antakya evinin taş avlusunda doğmuş. Sahneye taşıdıkları metin, Boris Vian’ın absürt tiyatronun başyapıtlarından sayılan İmparatorluk Kuranlar yahut Şümürz oyunu, sürekli daralan katlarda, adı konmamış bir tehlikeden hep bir üst kata kaçarak kurtulmaya çalışan bir aileyi anlatıyor. Topluluk, metnin okuma çalışmalarına 6 Şubat depremlerinden önce başlamış, felaketle birlikte, her şey gibi, oyun da yarıda kaldı. Depremin ardından Mersin’e taşınan Tiyatro Barba, sahneye kentin yerel toplulukları Tiyatro Kulis ve Moment Sahne Sanatları’nın dayanışmasıyla tutunabilmiş. Üç yıl bekleyen oyun, nihayet 20 Mayıs 2026’da Mersin Şemsa Pozcu Kültür Evi’nde prömiyerini yapabildi. Tiyatro Barba’nın yeni hedefi, oyunu sürecin başladığı yere, yani Hatay’a da götürebilmek. Yönetmen Fahrettin Ünlükaptan, Tiyatro Barba’nın ve Şümürz’ün hikâyesini anlattı.

Güçlü görünenin aslında korkak, zayıf görünenin, yokmuş gibi davranılanın ise gücünü ve hiçbir şekilde yok edilemediğini görüyoruz. Yani Şümürz hem en çok korkulan hem de görmezden gelinen yüzleşmekten korkulan, bastırılan “her şey” diyebiliriz.”

Oyun tanıtımında “kendi Şümürz’ümüzle yüzleşmek”ten söz ediyorsunuz. Oyunu izleyenlerin de en çok sorduğu soruyu doğrudan size yöneltelim: Şümürz neydi? Sizin Şümürz’ünüz tam olarak nedir?

En çok aldığımız soru aslında, büyük ihtimalle de daha önce sergilenmiş oyunları izleyen seyircilerin de kafasını en çok kurcalayan, oyun biter bitmez dillendirilen soru. “Şümürz neydi?” ya da sizin de sorduğunuz şekliyle “Sizin Şümürz’ünüz ne?” Sorunun en doğru şekli de bu aslında. “Kendi Şümürz’ümüzle yüzleştik” ifadesi de Şümürz’ün ne olduğundan ziyade Şümürz’ün biricikliğine dikkat çekmeyi hedefliyor.

İlk bakışta Şümürz karakteri kesin şekilde atıfta bulunulmuş ve oyunun/metnin bir yerinde seyirci tarafından çözülecek ya da elbet ne olduğu ortaya çıkacakmış izlenimi veren bir sembolizme sahip karakter gibi algılanıyor. Absürt bir metne bu şekilde yaklaşmak doğru değil gibi gözükse de olay örgüsünün varlığı, sebep-sonuç ilişkisi ister istemez seyirciyi içine alıyor ve oyunun başından itibaren merak duygusunu tetikliyor. Seyirciyi mantıksal bir zemin arayışına itiyor, sorular sorduruyor. Ezen – ezilen ilişkisi, sistem eleştirisi, karakterlerin sistem içindeki konumları ve temsil ettikleri sınıflar gibi konular zaten metinde bağıran bir konumda. Sadece buradan ilerlemek oyundaki psikolojik yapıyı ve absürdü göz ardı etmek olur.

Şümürz’ün ne olabileceğine ilişkin çeşitli yazılar, tahminler var. Bunlardan birini alıp oyunda kalın şekilde altını çizmek de mümkündü, ancak bunu yapmamayı daha uygun gördük. Bu yüzden acının cisimleşmiş hali gibi net bir kalıpta düşünmedik Şümürz’ü. Gerçekte anlamı olmayan bir kelime Şümürz. Metin bize tek bir Şümürz sağlamıyor. Hikâye ilerlerken de buna ilişkin fikir sürekli değişiyor, buna karşılık seçenekler hiçbir zaman tam olarak elenemiyor. Sadece kızın (Zenobya’nın) sanrıları zannedilen, gerçek olup olmadığı sorgulanan şeyi aslında herkesin görüyor olabileceği ancak görmezden geldiği fark ediliyor. Bizce önemli nokta bu görmezden geliş. Oyunun sonuna doğru sahnedeki güç figürü olan babanın aslında sürekli hırpaladığı, vurduğu, üzerinde kendi gücünü sınadığı hatta öldürmeye kalktığı karakterden aslında korktuğunu fark ediyoruz. Güçlü görünenin aslında korkak, zayıf görünenin, yokmuş gibi davranılanın ise gücünü ve hiçbir şekilde yok edilemediğini görüyoruz. Yani Şümürz hem en çok korkulan hem de görmezden gelinen yüzleşmekten korkulan, bastırılan “her şey” diyebiliriz.

“Hiç” absürtte neyi anlatmıyorsa, “her” de o kadar bir şey anlatmıyor ve anlamsız. Anlama indirgenmesi için özneye ve anı-duygu belleğine ihtiyaç duyar. Genel tabirin aksine Şümürz oyunda, çok çok güçlü, ölmüyor, öldürülemiyor. Gücünü de zaten ona karşı duygularınızın büyüklüğünden ve yoğunluğundan alıyor. Bu yönüyle de biricik ve cevabı kişide gizli. Zaten oyun sonunda sahneye giren başka Şümürzlerle, Şümürz’ün bir tane olmadığı ortaya konuyor. Bu yüzden “kendi Şümürz’ümüzle yüzleşmek”ten kasıt süreçte her birimizin yaşadığı içsel yolculuklardır.

Seyircinin bu yaklaşıma tepkisi ne oluyor? Çizdiğiniz çerçeve seyircide nasıl bir etki bırakıyor?

Oyundan sonra geri dönüşler gelmeye başladığında gerçekten çok şaşırdık. Öngörebildiğimiz çıkarımlar olduğu gibi öngöremediklerimiz de vardı. Oyunda kendisinden kaçılan, duyulduğunda korku ve paniğe sebep olan, yakınlaştığında teker teker insanların ölümüne sebep olan ve Şümürz’le ilişkilendirilen bir gürültü var. Es geçilmemesi gereken bir ayrıntı bu. Bu gürültünün yarattığı duygu sebebiyle, belki de Hatay temelli bir ekip oluşumuzdan bilemiyorum, oyunda bir deprem vurgusu sezildiği, gerçekte bunun olup olmadığı soruldu. Benim için en çarpıcı olan ve beni en çok etkileyen bu oldu. Biz böyle bir şeyi direkt olarak amaçlamamıştık. Zaten metin hayallerimizi süslemeye depremden çok önce başlamıştı. Ama bu bir şeyi değiştirmiyor sanırım. Bugün en çok korktuğumuz, kafamızı çevirdiğimiz ama hâlâ yüzleşemediğimiz, yuvamızı, şehrimizi kurarken ihtimalinden kaçtığımız deprem gibi güçlü bir gerçek var ortada. Biz bunu anlatma düşüncesiyle yola çıktık diyemem ama buradan önceki hikâyemizi bilen seyircilerimizde bu yönde bir beklenti ister istemez oluşuyor sanırım.

“Şümürz deprem olabilir mi?” diye sormadan edemeyenler oluyor. Sormakta haklılar da. Gürültüyü duyduğumuzda nasıl davranmalıyız, nasıl bir duygu içinde olmalıyız diyen oyuncu arkadaşıma sadece çağrışım yaratması için deprem oluyor gibi hissedebilirsin dediğimi çok net hatırlıyorum. Demek ki biz de oyunun doğasına uygun olarak yüzleşmekten korkarak yaptık bunu kim bilir. Boris Vian’ın metnin finaline yazdığı flu bir yönlendirme var: “Gürültü sahneye hakim olur… ve karanlık… ve belki kapı açılır, hayal meyal karartılar halinde içeri girerler, Şümürzler…” Ben de Vian’ca flu bir üslupla, “Belki de deprem sadece bizim değil, tüm ülke için bir Şümürz’dür. Belki de bu çok da flu değildir.” diyeyim.

Tiyatro Barba tarihî bir Antakya evinin avlusunda doğdu. Taş avlusu, nişleri, panjurları, kuyusu, çıkrığı olan kullanılmayan çok eski bir evdi burası. Bu metin o yıllarda zihnimde dolanmaya başlamıştı zaten. Evin tahta bir merdiven sonunda yer alan bir kapakla ulaşılan tavan arası bu oyunun sıradan bir tiyatro sahnesinde dekor anlamında bizi zorlayacak önemli teknik imkânlarını tek başına barındıran, biçilmiş bir kaftandı.”

Kendinizi “yerel dokuyu evrensel tiyatro metinleriyle buluşturmayı amaçlayan” bir ekip olarak tanımlıyorsunuz. Bu Boris Vian oyununda yerel doku nerede duruyor?

Evet bunu amaç edinmiş bir ekibiz diyebilirim. Bu ifade bizim için hem halihazırdakini hem de sınırları genişletilebilir bir vizyonu açıklıyor. Bugünden dönüp baktığımızda ortaya çıkış hikayemizde de bu vizyon var. Hatta ilham kaynağı olarak da bu oyun var. Sorunuz çerçevesinde “Yerel doku nerede?” diye sorgulayacak olursak, saydığınız seçeneklerin çoğu metinlere bağlı olarak zaman zaman ön plana çıkabilmekle beraber en çok göze görünür ve istikrarlı olduğumuz yönü için sahneleme ve mekân kullanımı diyebiliriz.

Oyunlarımızın büyük kısmı butik formatta, ancak bu bizim için sadece ekonomik bir tercih değildi. Çünkü Tiyatro Barba tarihî bir Antakya evinin avlusunda doğdu. Taş avlusu, nişleri, panjurları, kuyusu, çıkrığı olan kullanılmayan çok eski bir evdi burası. Bu metin o yıllarda zihnimde dolanmaya başlamıştı zaten. Evin tahta bir merdiven sonunda yer alan bir kapakla ulaşılan tavan arası bu oyunun sıradan bir tiyatro sahnesinde dekor anlamında bizi zorlayacak önemli teknik imkânlarını tek başına barındıran, biçilmiş bir kaftandı. O yıllarda bu oyunu oynayamadık ama mekânı değerlendirme konusunda çoktan esin kaynağı olmuştu artık. Mahalle ortasında, Uzun Çarşı’nın, kalabalığın uğultusunun, Kurtuluş Caddesi’nin trafiğinin ortasında, saklı kalmış bir mabette, Orenda Art House ismini aldı ve ne mutlu ki şu an restore ediliyor, oyunlarımızı sergilemeye başladık. Orada mekânın ruhunun üzerinde oyunlar için yarattığımız her türlü evren seyirci üzerinde çok pozitif yankı buldu. Seyirciye yakınlık, karşılıklı rahat duygu geçişleri, oyun sonraları hem bize hem seyirciye eşsiz deneyimler sundu. Deprem sonrası Mersin’e geldikten sonra da hem bu oyunumuzu hem de diğer oyunlarımızdan bazılarını, şehrin ve yanı başındaki iş merkezlerinin ortasında zamana meydan okuyan tarihî bir mekân olan Şemsa Pozcu Kültür Evi’nde sergilemeye başladık. Kısacası bu hususta gözettiğimiz birincil yaklaşım kültürel dokuyu sızdırmak, serpiştirmek değil sahnemizi direkt içine kurmaktı. Mekânların ruhu yanımızda fazladan bir oyuncu oldu hep.

Öğretmenlerden ve gönüllülerden oluşan, yerinden edilmiş bir topluluksunuz; arkanızda ne ödenekli bir kurum ne de düzenli bir sahneniz var. Tiyatro Kulis ve Moment Sahne Sanatları’nın desteğinden söz ediyorsunuz, bu dayanışma somut olarak nasıl oldu, hangi ihtiyaçlarınızı karşıladı?

Mersin’e geldiğimiz ilk günlerde bize Tiyatro Kulis kapılarını açtı. Herhangi bir oyunda oyuncu olarak yer almak bile iyi gelecekken. Adımızı yaşatmamız yönünde yüreklendirdiler bizi. Henüz yerleşecek ev bulamamışken provalara başlama imkânım oldu burada, çünkü bu tutunmaya, bu iyileşmeye ihtiyacımız vardı. Sahnelerinde provalarımızı yaptık, oyunlarımızı oynadık, hâlâ oynuyoruz. Gerek icracısı gerek izleyeni için sanatın ne denli bir ihtiyaç olduğunu o günlerde zaten hepimiz gördük. İmparatorluk Kuranlar oyunu özelinde de Moment Sahne Sanatları oyunun hazırlık aşamasında, kırılma anlarında kritik dönemlerde yanımızda oldu. Gündelik hayatın koşuşturmacası içinde dönemsel olarak sayıca azaldığımız zamanlarda misafir oyuncu desteği sağladılar.

Bizlere sanatımıza tutunma ortamı sağlayan bu kardeş ekiplerimize, Şemsa Pozcu Kültür Evi’ne, Orenda Art House’a ve hazır konu açılmışken de aracılığınızla bugüne kadarki destekleri için, ekibimizin isim babası saydığımız Coşkun Irmak’a, Yanlış Adamlar oyunumuzun yazarı Raşit Çelikezer’e, Deli Kadın Hikâyeleri oyunumuzu uyarladığımız eser yazarı Mine Söğüt’e, İmparatorluk Kuranlar yahut Şümürz oyunumuzun çevirmeni Ayberk Erkay’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Oyunu, sürecin başladığı yere, Hatay’a götürmeyi hedeflediğinizi söylüyorsunuz. Bugün Hatay’da bu oyunu oynayabileceğiniz bir salon var mı? Nasıl bir turne planlıyorsunuz?

Tabii ki var, hep oldu. Tiyatro sanatı adına tam donanımlı olmasa da. Okul sahneleri kapılarını her zaman açık tuttular. Çünkü sanat çok net bir ihtiyaçtı o günlerde hâlâ da öyle. Salon tahsisi henüz mümkün müdür net olarak bilmemekle birlikte daha önce de tiyatro sahnesi olarak kullanılan Eski Meclis Binası Devlet Tiyatrosu olarak perde açtı. Bu şu an için çok önemli bir kazanç.

Durum böyle olmasa da böyle bir planımız olurdu mutlaka, zaten 6 Şubat sonrası ilk oyunumuz olan Deli Kadın Hikâyeleri‘nin prömiyerini, kaybettiğimiz seyircilerimize ve mekâna saygı duruşu niteliğinde, açık havada, Orenda Art House yıkıntıları arasında seyircisiz bir temsil olarak gerçekleştirmiştik. Mersin’deki temsillerin akabinde oyunu Hatay’da Ekin Koleji Sahnesi’ne taşıyarak sezonu kapatmıştık. Başvurularımızı yapacağız, mümkünse bu yeni sahnede, değil ise okul sahnelerinde seyircimizle yeniden buluşmayı hedefliyoruz.

Bir sonraki adımınız ne olacak, yeni sezonda neler planlıyorsunuz? Bu oyun devam edecek mi, yeni oyunlar için hazırlığınız var mı?

Şümürz’ün prömiyeri sezon sonuna yakın bir tarihe denk geldiği için tam olarak seyircisiyle buluşmuş değil. Önümüzdeki sezon devam etmesi planlanıyor. Zaten Antakya temsilini de yeni sezon için planlamaktayız. İmkânlar elverdiği ölçüde repertuarımızı hazır tutmaya çalışıyoruz; geçmişteki oyunlarımızdan birkaçını da yine yeni sezonda sahneleme planımız var. Tasarı aşamasında olup sırasını bekleyen birkaç yenilikçi adım da var aklımızda ancak maddi olanaklarla ilişkili olduğu için bugünden net bir zaman dilimi vermek mümkün görünmüyor.

“İmparatorluk Kuranlar yahut Şümürz”

Yazan: Boris Vian

Çeviri: Ayberk Erkay

Yöneten: Fahrettin Ünlükaplan

Oyuncular: Ayşe Aksay, Tolga Manyer, Ebru Oran, İlkay Konucu, Özgür Ahmet Gönenler, Fahrettin Ünlükaplan, Çağan Yunusoğlu, Renk Ünlükaplan

Koreografi: Ceren Özmen

Kostüm Tasarımı: Erzade Burcu Ünlükaplan

Teknik Sorumlu: Gürsel Akbaş

Prömiyer: 20 Mayıs 2026, Şemsa Pozcu Kültür Evi, Mersin


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik