Filler ve Karıncalar: Bilmeliydiniz ki haklı azınlık, haksız çoğunluktan daha güçlüdür
BEYZA YILDIRIM
Ünlü sosyolog ve düşünür Zygmunt Bauman, Akışkan Korku adlı eserinde korku kavramını şu sözlerle tanımlar: “Yönetemediğimiz şey bizim için bilinmezdir; ‘bilinmeyen’ ise korkutucudur. Korku, savunmasızlığımıza verdiğimiz bir başka addır.”
“Bilinmeyen”in yarattığı ürkütücülük, mikrodan makroya tüm varoluş hallerinde kendini gösteren evrensel bir olgudur. Bu durum, özellikle yaşam piramidinin en tepesine yerleşmiş ve dünyanın en vahşi canlısı olarak kabul edilen insan için daha da belirgindir. İnsan, varoluşundan bu yana bilinmeyeni kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak görmüş; onunla savaşmanın sayısız yolunu aramıştır. Bu çabanın sonucu olarak da, dünyadaki konumunu sağlamlaştırmak amacıyla tiranlıktan demokrasiye kadar uzanan — ancak çoğu zaman “sözde” kalan — çeşitli yönetim biçimlerini ortaya çıkarmıştır.
Korkudan doğan savunmasızlığı bertaraf etmenin en etkili yolu ise “yönetmek”tir; çünkü yönetmek, bilinmeyeni kontrol altına alma ve korkuya bir sınır çizme girişimidir. Büyük bir paradokstur ki, yönetmeyi öğrenen insanın mayası sanıldığı kadar sağlam bir hamurdan yoğrulmamıştır. Güç zehirlenmesine son derece müsait olan insan, kurduğu ve görünürde düzen sağlama amacı taşıyan iktidar sistemleriyle aslında gerçeğin üzerine bir perde çekmiştir. Bu sistemler çoğu zaman diktatörlüğü doğurmuş; başlangıçta yalnızca kontrol etme güdüsüne dayanan iktidar anlayışı, güç pekiştikçe kendinden aşağıda olana zulmetmeye ve daha fazlasını talep etmeye evrilmiştir…
Bu evrensel güç ve korku dinamikleri, geçtiğimiz günlerde prömiyerini yapan Cihangir Atölye Sahnesi’nin yeni oyunu Filler ve Karıncalar’da sahneye taşınıyor. Oyun, yöneten ile yönetilen arasındaki acımasız ilişkiyi, Türk edebiyatının usta kalemlerinden Yaşar Kemal’in Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca adlı romanından uyarlayarak gözler önüne seriyor.
Arzu Gamze Kılınç tarafından sahneye uyarlanan oyun, Filler Sultanı’nın habercisi Ulu Kepez’in Karıncalar diyarından haber getirmesiyle açılır. Ulu Kepez’in getirdiği haberlere göre, Filler Sultanı’nın hiç görmediği — hatta varlıklarından bile haberi olmadığı — karıncalar, kendi emekleriyle kurdukları diyarlarında bolluk ve bereket içinde mutlu bir yaşam sürmektedir. Bunu duyan Filler Sultanı, karıncaların varlıklarını kendi iktidarı için bir tehdit olarak görür ve çalışkan bu varlıkların kendi emri altında olması gerektiğine karar vererek büyük bir fil ordusuyla karıncalar diyarına saldırır. Savaşta birçok karınca hayatını kaybeder, kalanlar ise dayanacak güçten yoksun hâle gelir. Savaşı sonlandırmak isteyen Kırmızı Sakallı Topal Karınca ve diğer karıncalar, Ulu Kepez’in kanadında Filler Sultanı’nın kapısına dayanırlar. Filler Sultanı ise savaşı bitirmek için tek bir şart koyar: Karıncalar artık onun için çalışacak ve ona bir sırça saray inşa edecektir. Bu sömürü sistemini kabul etmeyen Kırmızı Sakallı Topal Karınca, Ulu Kepez’in kanadından atlayarak çözüm arayışına çıkar. Kalan karıncalar ise, savaşın sona ermesi için Filler Sultanı’nın şartlarını kabul ederler. Ancak başta rahatladıklarını düşünen karıncalar, işlerin sandıkları kadar iyi gitmediğini kısa sürede fark edecektir…
SÖMÜRÜCÜ KAPİTALİST DÜZEN
Yaşar Kemal’in 1977 yılında kaleme aldığı bu roman, alegorik bir düzlemde iktidar-halk ve ezen-ezilen ilişkisini ele alıyor. Türk edebiyatının ilk distopik romanlarından biri olarak kabul edilen eser, emperyalist ve sömürgeci bir güç olan Filler’in, Karıncalar üzerinde kurduğu sömürücü kapitalist düzeni anti-emperyalist bir bakış açısıyla tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. Cihangir Atölye Sahnesi’nin sahneye taşıdığı uyarlama ise, metnin bütün perspektiflerini atlamadan, eserin özünü yaklaşık 60 dakikalık bir süren bir performansla birlikte seyirciyle buluşturuyor.
Yaşar Kemal’in romanında kurduğu masalsı üsluba sadık kalan bu uyarlama, acımasız bir kontrol mekanizmasına dönüşen emperyalist sistemlerin ezici gücünü ve bu gücün ezilen sınıf üzerindeki yıkıcı etkilerini güçlü bir biçimde ortaya koyuyor. Ve masal sahnede anti-emperyalist bir manifestoya dönüşüyor. Oyunda Filler Sultanı zalim bir diktatör olarak okunurken, karıncalar işçi-emekçi sınıfını temsil ediyor. Filler Sultanı, karıncaları kendi gücüne dayanan bir zulüm mekanizmasının içine hapsediyor ve bu mekanizmanın caydırıcılığından yararlanarak onları sömürü düzenine mahkûm ediyor.
Bugün bile yabancı gelmeyen bu hikâyenin en önemli noktalarından biri, sömürünün çok çeşitli yollarla gerçekleşebilmesidir. Karıncalar, otorite tarafından çok çalışırlarsa -otoriteyi beslerlerse- fil olabileceklerine inandırılıyor. Daha büyük ve kudretli olma arzusu gözlerini bürüyen karıncalar, özünü kaybetmenin ilk adımını atıyor ve sırça köşkü yapmak için canla başla çalışmaya başlıyor. Ardından, fil olmak için açılan okullarda filce öğrenmeye başlıyorlar. Oyunda bunun acı bir tanımı şu sözlerle veriliyor: “Ne de olsa dillerini kesmek, kafalarını kesmekten iyidir.”

SINIF ATLAMA HAYALİ
Bir toplumu yok etmenin en etkili yollarından biri, onun varlığını sömürgeleştirmektir. Kim olduğunu, hangi dili konuştuğunu ya da emeğinin kime/neye kanalize edildiğini ayırt etme yetisini kaybeden karıncalar, hem emperyalist sistemin kurduğu okullarda hem de kitle iletişim araçları aracılığıyla her birinin bir gün “fil” olacağına ve en yüce ırkın fil ırkı olduğuna inandırılır. Öyle ki oyunda bu propagandist sloganlar borazanlarla karıncalara sürekli olarak anons edilir.
Fakat farkındalık ve uyanış anı uzun sürmez. Karıncalar, işlerin kendileri lehine değil aleyhine işlediğini fark ettiklerinde, devrimin ilk ateşini yakmak için harekete geçerler ve bu büyük distopyanın kahramanı olma görevini üstlenen Kırmızı Sakallı Topal Demirci Karınca’nın çağrısına kulak verirler. Emperyalist sistemin yaydığı bireycilik zehrine ve “fil olma” hayaline karşı kurtuluş, birlik olmaktan ve dayanışmadan geçmektedir. Kimliğimizi kimin domine ettiğini, bize kim olmamız gerektiğini kimin dayattığını ve emeğimiz üzerinden kimin nasıl kazanç sağladığını fark ettiğimiz an, kaçınılmaz bir dönüşüm ateşinin yakıldığı ilk andır. Oyunun karanlıktan aydınlığa doğru değişen tonu ve ritmi, izleyiciyi yeniden umut etmeye yüreklendirir. Öyle ki oyunda “umut”, sürekli vurgulanan ve tekrar eden bir motif olarak öne çıkar.

İNCELİKLİ REJİ MESELEYİ GÖRÜNÜR KILIYOR
Oyunun tartışmaya açtığı tüm tema ve meseleler, yönetmen Arzu Gamze Kılınç’ın incelikli rejisi ile sahnede ete kemiğe bürünmüş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Oyun, Boran Özsaygı, Canberk Dikmen, Can Seçki, Derya Özsoy, Dorukhan Kenger, Erdi Öztürk, Murat Aytekin, Nihal Parlak, Onur Çolak, Seren Köken ve Serhat Güney’den oluşan kalabalık bir kadroya sahip. Hem Cihangir Atölye Sahnesi’nin diğer çalışmalarında hem de Filler ve Karıncalar’da, toplumcu gerçekçi bakış açısıyla ele alınan metinlerin, iyi kurgulanmış sahne estetiği ve yüksek performanslarla çok daha etkileyici bir hâle getirildiğini ve başka bir boyuta taşındığını gözlemlemek mümkün. Oyunda, iki katlı alçak bir platformdan oluşan sade bir dekor tercih edilmiş. Muhammet Uzuner’in üstlendiği ışık tasarımı, yalın dekorla bütünleşerek oyunun dramaturjisini yaratmada etkin bir rol oynuyor.
Küçük bir sahneye sahip olmasına rağmen, Cihangir Atölye Sahnesi, dekorları kullanarak “Bulunulan uzamı en etkin şekilde nasıl doldurabiliriz?” sorusuna çarpıcı ve başarılı örnekler sunuyor. Oyuncular, metnin kurduğu alegorik anlatıyı bu platform üzerinde oluşturdukları mizansenle sahneye taşıyor. Bazen bedensel olarak birleşerek Filler Sultanı’nı canlandırıyor, bazen ise ayrı ayrı karınca halkı olarak rollerini, hiç düşmeyen bir tempo ile hem bedenlerini hem de seslerini etkin bir şekilde kullanarak performe ediyorlar.
Oyuncuların performanslarıyla ortaya çıkan kolektif üretim, metnin masalsı boyutuna başarılı bir şekilde hizmet ediyor. Berkay Özideş’in oyunun temalarına uygun bir biçimde bestelediği müziklerle oyun, 60 dakika boyunca su gibi akıp giderken, sahne ritmi ve temposu izleyicinin odağı dağılmadan metnin dünyasının içinde kalmasını sağlıyor.
“Fil olma” yanılgısı içinde kıvranırken, kulaklarımızda Marx ve Engels’e selam duran bir sesle kendimize geliyoruz: “Dünyanın bütün karıncaları, birleşin!” Bu çağrı, yalnızca bir direniş çağrısı değil; aynı zamanda dönüşümün, hak arayışının ve kolektif mücadelenin simgesi. Filler ve Karıncalar, bütünlüklü sahnelemesiyle, yeni sezonda mutlaka izlenmesi gereken işler arasına adını yazdırıyor.

“Filler ve Karıncalar”
Yazar : Yaşar Kemal
Yönetmen / Uyarlayan : Arzu Gamze Kılınç
Yönetmen Yardımcısı : Boran Özsaygı
Oyuncular : Boran Özsaygı, Canberk Dikmen, Can Seçki, Derya Özsoy, Dorukhan Kenger, Erdi Öztürk, Murat Aytekin, Nihal Parlak, Onur Çolak, Seren Köken Serhat Güney
Işık tasarımı / Koreografi : Muhammet Uzuner
Müzik : Berkay Özideş
Işık Operatörü : Ekin Bora Boran
Ses/ Efekt Operatörü : Barış Can Güler
Afiş Tasarım : Ali Can Elagöz
Afiş Fotoğrafı : Bartu Özbatur
