Şuan Okunan
Gücün entelijansiyası: Parayı veren düdüğü çalıyor!

Gücün entelijansiyası: Parayı veren düdüğü çalıyor!

MUSTAFA KARA

(Alaycı biçimde gülerek) Aslında konu bu kadar. Abi almayın bu yardımı! Buna başvurmayın. (…) Gücü bulunduran her kimse tiyatrodan bir şey talep eder. Bizim de bir prensip kararı olarak devlet desteğine başvurmama sebebimiz de bu zaten. Parayı veren düdüğü çalar. (…) Bunun sansürle, devlet kötüyle alakası yok. (…) Buna sansür demek çok saçma abi, akıllıca değil. (…) Dünyanın herhangi bir yerinde devletten sanat için para desteği beklediğinizde ne umuyorsunuz ki zaten? (…) “Kimden ne istediğinizi bilerek ve aklınızı kullanarak bunu talep etmeniz lazım.”

Bu cümlelerin de geçtiği Youtube videosu, özellikle de kısa bir bölümün yer aldığı Instagram paylaşımı bir haftadır ortalıklarda. Benim de adımı vererek, Sanat Atak için yaptığım özel tiyatrolara devlet desteğiyle ilgili haber üzerine yapılan 13 dakikalık bir konuşma bu. “Etkileşim” yeterli gelmemiş olacak ki, bugün (2 Ocak 2026) bu 13 dakikalık bölümü “Viral olan tartışmanın tamamı burada” notuyla yeniden yüklediler. Youtube’da izleme hepi topu 200 kişi civarında, herhalde yoruma kapattıkları ve 550 civarı “fav” alan Instagram paylaşımını kastediyorlar. Belli ki daha çok tartışılsın, daha çok konuşulsun istiyorlar. Olur.

Öncelikle bağımsız tiyatrocuları siyaset tarihi ve tiyatro tarihi okumaya davet eden, “sanat ve iktidar ilişkileri” üzerine büyük büyük laflar eden ve “devletle mesafelenmeye” çağıran bir söylev dinliyoruz. “Güç kendi etrafında kümelenen insanlar ve bu insanlar sayesinde oluşacak bir entelijensiya istiyor zaten” cümlesi devlet ve sanatçı ilişkisine dair radikal bir manifesto! Devletin sanata müdahale ettiğine dair Antik Yunan’dan, ortaçağdan “çok güçlü” kanıtları da var üstelik. “Sansür yok” ile “devlet zaten sansürler” yaklaşımını aynı anda gösteren çelişkili bir durum gerçi ama olsun. Keşke tek çelişki bu olsa!

Efendim uzun sözün kısası, tüm bu “radikal” söylem devlet desteğini almaları keyfi biçimde engellenen 21 tiyatro topluluğuyla ilgili haber yapıldığı” için. Bunu öncelikle bir not edelim. Biz sansüre karşı yeterince ses çıkmıyor diye şikayetlenirken, “sansür demek akıllıca değil” diyen gür mü gür bir ses geliyor! Üstüne “destek alanların da bu desteğe başvurmaması” isteniyor. Adalet, şeffaflık ve Anayasal bir görev olarak kültür sanat faaliyetine destek gibi kavramları hele bir kenara koyalım, belli ki bunlar 21 bağımsız tiyatro için geçerli değil. Onlar ve şimdilik “düdük olmayı” (benzetme benim değil) kabul ederek yardım alabilen 379 tiyatro Antik Yunan’ın köleleri, Orta Çağ’ın serfleri gibi bir alt kategori herhalde; örnekler oradan yürüdüğüne göre!

ASLA DEVLET DESTEĞİNE BAŞVURMADIK”, PORTEKİZ HARİÇ!

Neyse, meseleyi kişiselleştirmeden, tartışma odağıyla doğrudan bağlantılı olduğu için birkaç küçük bilgi vermek gerekir. Videoyu üreten Tiyatro Ciddibazlar’ın asla devlet desteğine başvurmadıkları” söyleniyor ve alaycı bir üslupla “Birazcık gerçeklerden bahsedelim, dünyanın herhangi bir yerinde devletten sanat için para desteği beklediğinizde ne umuyorsunuz ki zaten?” deniyor. Lenin’in “Devlet ve İhtilal” kitabı gelmesin hemen gözünüzün önüne çünkü, hali hazırda kastettikleri sadece Türkiye Cumhuriyeti devleti galiba. Portekiz devletinin kurumlarına başvurdukları ve destek aldıkları bir oyun olan Saramago’nun “Körlük” eserini sahneliyor ve bu durumlarını tanıtımlarına gururla yazıyorlar çünkü.

Hayır, “Portekiz’den ne umdunuz ki?” diye sormayacağız, “Portekiz fonuyla sanat yapılmaz” da demeyeceğiz, her devlet gibi kültür sanata destek vermek, kendi kültürünü geliştirmek Portekiz devletinin de Anayasal görevi. Tiyatro Ciddibazlar’ın da bu yardımı almak en doğal hakkı.

Analarının ak sütü gibi helal olsun!

Biz Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın mesela Ferhan Şensoy’u sahneleyen Düşevi Oyuncuları’na, Haldun Taner’i sahneleyen Tiyatro Keyfi’ne niye destek vermediğini soruyoruz. Üzerine 13 dakika konuşulan ve “akıllıca” bulunmayan fikrimiz bu! Yayınlanan haber “Verilmesi gerekirdi” bile demiyor üstelik, “Neden verilmedi, gerekçesini açıklayın, şeffaf olundeniyor. “Sansür yok, sansür yok” diye inatla söylenen bu videoda da elle tutulur bir gerekçe yok. Mealen “Devlet bu, sansürler, bu sansür değildir” diyorlar. Tuhaf değil mi?

Anayasal demokrasilerde devlet desteği sanatçıyı “satın almak” için değil, kamu yararı gözeterek kültürel çeşitliliği korumak, güçlendirmek içindir. Bu çok basit gerçeği eğip bükmeden savunmak bir entelektüel derinliğe sahip olmayı ya da muhalif kimlik taşımayı bile gerektirmez. Otoriterleşmeyi, sanata müdahaleyi ilk çağlardan bugüne “doğal ve kaçınılmaz” kabul ederek, en temel yurttaşlık haklarını dahi “lütuf” seviyesine indirgemek ve sansürü meşrulaştırmak değil mi?

DEVLET TİYATROSU ANTİK YUNAN’IN, ORTAÇAĞ’IN NERESİNDE?

Devlet, devlet” lafa girip ve onu “güç” ile özdeşleştirip fıtratında olan “sanata müdahale” eylemini konuşurken, Devlet’in Tiyatrosu’na değinmemek olmaz. Madem iktidar ile parasal ilişki kurmak bizi “özgür sanat”tan uzaklaştırıyor ve onun afedersiniz “düdüğü” oluyoruz (benzetme yine benim değil), iki çift lafın da devletin milyarlarca lirasını harcayan DT’ye söylenmesi gerekmez mi? Yılda 200-250 bin liralık hiçbir derde derman olmayan yardımı alıp sanat icra etmek sanatın özgürlüğüne büyük ihanetse, milyarlarca liralık kamu bütçesini kullanan bir kurum sanat yapabilir mi? Dahası bu kurumda sanat yapılabilir mi? Bakın yine ben söylemiyorum, büyük bir iştahla söylenen o büyük büyük cümlelerin ucu oraya gidiyor.

Ben devletin Anayasal görevleri olduğunu ve halkın da onu talep etmesi gerektiği fikrinde olan, medyanın yürütmenin bu faaliyetini denetleme görevi üstlenmesinin kamusal bir görev olduğunun bilincinde bir gazeteciyim. Meslek etiğimiz bunu söylüyor bizim. Yaptığım tam olarak bu.

Evet ne demiştik, Tiyatro Ciddibazlar’ın videosunun antik Yunan’dan bugüne getirdiği o siyaset tarihi dersleri içinde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü nerede duruyor? Bir küçük örnek vereyim, Tiyatro Ciddibazlar’ın “Ceset” ya da “Körlük” oyunlarının afişlerinin üzerinde duruyor mesela. Afişte DT’ye teşekkür ettiklerine göre de DT’den öyle ya da böyle bir takım “destek”ler alınmış. Bakın yine eleştirmiyorum, keşke isteyen tüm bağımsız tiyatrolar afişleri üzerine bu teşekkür notunu düşebilseler.

Meseleyi kişisellikten çıkarmak için burayı biraz daha deşelim.

Haklarını talep eden 21 tiyatro topluluğuna ve yardım alan 379 topluluğa büyük bir gayretkeşlikle sert eleştiriler yönelten anlayış, “DT’de sanat yapılamayacağına”, “DT’de parayı verenin düdüğü çaldığına” mı inanıyor? “Bizim de bir prensip kararı olarak devlet desteğine başvurmama sebebimiz de bu zaten. Parayı veren düdüğü çalar” diyen birinin tutarlılık açısından öyle düşünmesi gerekmez mi? Kamera önü şovlarına, alaycı gülümsemelere ve köşeli köşeli lafları falan kenara koyun, soru basit:

“DT’ye iki çift laf ettiler mi?”.

Edebilirler mi? Edemezler!

Bakın burası düdüğün zırt dediği yerlerden biri: Edemezler, çünkü, bu sözleri söyleyenin bizatihi kendisi Devlet Tiyatrosu sanatçısı. Haklısınız, Türkiye her gün bizi şaşırtmayı beceren bir ülke. Devletin bordrolu memurundan “devletten para istemenin nasıl da sanata ihanet, siyaset tarihi bilmemek” falan olduğu üzerine söylev dinletiyor insana. Üstüne yüzlerce tiyatrosever de beğeniyor bu lafları!

Ortam uygun, atış serbest, güç sizinle çünkü!

Halbuki aynı kişi, aynı videoda “Eğer bağımsız değilseniz, bağımsız olmayı kabul etmiyorsanız, o zaman bunun karşısındaki mücadelelere çok da saldırmadan, etrafından dolanarak, gereğini yaparak yaklaşmak daha akıllıca olacaktır” diyor. Vallahi de billahi de tillahi de, bu hikâyede bir “saldıran” varsa, devlet desteği adaletsizliğine dahi doğru dürüst sesleri çıkmayan bağımsız tiyatrolar değil!

“Akıllıca” davranmayan da!

GÜCÜN ETRAFINDA KÜMELENEN ENTELİJANSİYA KİM?

Özel tiyatrolara bir oyun yapmaları ve en az 20 kere sahnelemeleri karşılığı verilen ya da bazılarından esirgenen destek ortalama 250 bin lira! Soru soralım biraz: Bir kadrolu DT oyuncusunun “devlete maliyeti”, “bir tek, bir çift” yaparak kaç ayda bu rakama ulaşır? “Güç kendi etrafında kümelenen insanlar ve bu insanlar sayesinde oluşacak bir entelijensiya istiyor zaten” cümlesi kimi tarif ediyor? Devletten yılda ortalama 250 bin lira destek almış 379 özel tiyatro mu güç etrafında kümelenen entelijansiya? Aylık, yıllık maliyet hesabıyla çözelim mi “entelijensiya”nın kim olduğunu?

Devlet Tiyatrosu’nun değerli sanatçıları kusura bakmasın, bahsi açan da ben değilim, yaşama savaşı veren 379 özel tiyatro için “düdük” imgesi kullanan da! Ben bir kamusal görev olarak yaptığım haberin nedenleri üzerine fikrimi söylüyorum, muhatabın çelişkisini ortaya seriyorum. Bu bahsi açan, durduk yere DT’nin kurumsal kimliğinin içinden bağımsız tiyatroların aldığı üç kuruşa laf edenlerle çözün meseleyi. Hiç kimse de “ona demedim, buna demedim” diye çıkış aramasın, 13 dakikalık video orada, devletin ne istediğini, nasıl yaptığını derin bir “siyaset ve sanat tarihi bilinciyle” anlatıyor.

Ayrıca Bakınız

Biz küçük bir ayna tutuyoruz sadece.

DT hariç” diyorlarsa da dinlemek isteriz, neden hariç? Onu hem devletten para alıp, hem “düdük” olmaktan kurtaran hangi özelliği? Neredeyse sanatçı olmak için devletten siyasal ve sanatsal bir kopuşu talep eden bu radikal görünümlü manifesto”nun açmazı burası.

Son zamanlarda DT’ye sahip çıkar gibi görünüp aslında altını oyan söylemlerde bir artış sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Eskiden DT’yi bir şekilde eleştirince gelen “DT bizim gözbebeğimiz, aman kapanmasın, devlet özel tiyatroları da desteklesin” sözlerini nicedir o kadar sık duymuyoruz. Videodakine yakın versiyonların daha görünür olduğunu not düşelim. Afife Ödülleri’ndeki güçlü itirazdan sonra da görmüştük böyle çıkışları. Şimdi de söze Sansür yokdiyerek başlayan bu içeriği bomboş goygoyun ucunun nerelere vardığını biz görüyoruz.

Olası bir DT’yi yok etme operasyonunda iktidarın hangi ideolojik kavram setine sarılacağını bilecek kadar da “siyaset tarihi” bilgimiz var. “Devlet, müdahale edemediği tiyatroyu niye desteklesin” cümlesinin, devletten destek alınarak sanat yapılamayacağı iddiasının peşine gelecek olanın “Devletin tiyatrosu mu olur?” olduğunu hatırlatalım da, DT’nin kadrolu, kadrosuz sanatçılarına uyarı notumuz olsun.

“TURPUN BÜYÜĞÜ HEYBEDE” YA DA GELMEKTE OLANI SEZİYORUZ!

Sansür diyemezmişiz, çünkü zaten iktidarlar hep sansürlermiş” diye özetlenecek 13 dakikalık konuşma için biraz uzun bir yazı oldu farkındayım. “Bağımsız tiyatroya gidecek her kör kuruş lütuf değil, haktır” deyip geçebilirdik. Başta ciddiye de almadık açıkçası. Ama madem “viral olması” sözün sahiplerini mutlu etmiş, biraz daha viral olsun, linkini de paylaşalım buradan.

Uzun ettik, lafın çoğu aptala söylenir.

Adaletsizliği görmeyenleri beyaz körlük içinde resmeden üstad José Saramago’nun “Körlük” dediği yerdeyiz işte özeti bu. Ne Sansüre itiraz etmek için, daha önce hiç yaşanmamış olması mı gerekiyor?” demeye hacet var, ne Portekiz sömürgeciliğinin düdüğünde hangi notalar var?” deyip muhataplar gibi ucuz polemik yapmaya. Daha ciddi dertleri var Türkiye’de tiyatronun. Onların yanında devletin kadrolu memurunun, bağımsız tiyatroların Kültür Bakanlığı’ndan aldığı üç kuruş paraya laf etmesi dert midir allasen!

Türkiye’de tiyatronun karşı karşıya olduğu riskleri biliyor, gelmekte olan “turpun büyüğü”nü seziyor, gücün yanında saf tutan entelijansiyayı da görüyoruz. Bir tiyatrocu sansürden yakınırken alaycı gülüşlerle “sansür yok ağbi” demeye tamah edenin, “bağımsız tiyatroların devletten destek istememesi gerektiğini” savunanların, devletin tiyatro bürokrasisinin en yakınında olup “devletle mesafe” dersi verenlerin dahi özgürce sanat yapma hakkını savunuyoruz.

Çünkü o videoda geçen ikinci en doğru cümle şöyle:

Güç kötü, güçten medet umduğunuz sürece o medeti bulamayabilirsiniz”.

En doğrusu da işte, “parayı verenin düdüğü çaldığı” gerçeği.

Çal keke, çal!


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik