Şuan Okunan
İpek Taşdan yazdı: Tiyatro Kut’lu olsun!

İpek Taşdan yazdı: Tiyatro Kut’lu olsun!

Tiyatro, bir araştırma alanı olma ve söz ile eylem üretme gücünü yitiriyor. Ne hakkında ve nasıl konuşmamız gerektiği sorusu, daha uygun koşullara erteleniyor. Peki, bunların dışında ne hâldeyiz? Tefekküre vakit ve dikkat var mı? Tefekkür olmadan gerçek manada söz ve eylem üretmek mümkün mü?

İPEK TAŞDAN

Ne müthiştir o boş alan. Ne kutludur insanı fazlasından soyan.

O boş alan yüzyıllarla doludur – insanlığın tarihiyle; göçlerle, savaşlarla, afetlerle, salgınlarla, keşiflerle, devrimlerle, sanatsal ve düşünsel uyanışlarla. Hep sınırda sınanan insanla, öğretiyle doludur; şölenlerle, törenlerle, inançla, kavgayla, dansla, aşkla, ateşle, şiirle…

Tiyatro düşüncesiyle ilişki kurmak; antropoloji, felsefe, tarih, psikoloji, sosyoloji, dilbilim ve edebiyatla ilişki kurmaktır. Bir insanın davranışını anlamak için doğru sorular sorulduğunda, o büyük birikimin kapısı aralanır. Tiyatroda insanı, insanda kendimizi yeniden düşünmeye başlarız.

Son yıllarda tiyatro konuşmaları çoğunlukla seyirci sayısı, görünürlük, sahne kiraları ve prodüksiyon şirketlerinin yarattığı rekabet etrafında şekilleniyor. Tiyatro hakkında konuşmaya sıra gelmiyor. Bir tür “tiyatrosuz tiyatro” eylemiyle hayatta kalma çabası alanı kaplıyor. Hızlanmak, daha görünür olmak, görüntü yığınının içinde öne çıkmak belirleyici hale geliyor.

Tiyatronun içeriğiyle değil, dolaşım koşullarıyla konuşuluyor olmasının önemli bir nedeni ekonomik olsa da, tek nedeni bu mu? Bu yalnızca bir ekonomik kriz değil; bir anlam üretim krizinin işareti olabilir mi? Kültürel üretim, görünürlük = varlık denklemine sıkışmış olabilir mi? Görünür olmak, etkili olmak ve hakikate temas etmekle ne kadar ilgili? Görünürlük artık bir açıklık değil, bir örtme biçimi haline geldi.

İnsan, tarihsel bir özne olma bilincini yitirdi; geçmişini ve geleceğini unutarak yalnızca şimdiyi tüketiyor. Bedenini, ötekini, bir araya gelmenin anlamını kaybediyor. En kıymetli hazinesi olan dikkatini yitiren insana, dikkatini oyalayacak şeyler mi vereceğiz?  İnsanlığın gerçek ihtiyaçlarını aramak ve yolumuzu bunun ışığında kurmak yerine, seyirciyi memnun etmeye mi çalışacağız?

Hayatta kalmak, sürdürülebilirlik ve görünürlük içine sıkışmış “gemisini kurtaran kaptanlar” rolünü oynamaya mecbur muyuz? Hayatta kalan ne, süren ne, görünen ne? Bu soruları sormaktan vaz mı geçiyoruz? Bu sorulardan koparak kurulan denklem bize ne yapıyor?

Tiyatro, bir araştırma alanı olma ve söz ile eylem üretme gücünü yitiriyor. Ne hakkında ve nasıl konuşmamız gerektiği sorusu, daha uygun koşullara erteleniyor.

Peki, bunların dışında ne hâldeyiz?

Tefekküre vakit ve dikkat var mı? Tefekkür olmadan gerçek manada söz ve eylem üretmek mümkün mü? Maddi yoksunluklar kadar dikkat ve etik yoksullaşma üzerine düşünmeye ihtiyacımız var.

Ayrıca Bakınız

Bugün yürüdüğümüz yolu inşa eden neydi? Çok satan oyunlar mı, yoksa insanın ne olduğu üzerine düşünen, söz ve eylem üretmenin etiğini dert edinen tiyatro insanları mı?

Dikkatin parçalandığı, insanın salt tüketen bir varlığa indirgendiği bir zamanda ihtiyacımız olan; gerçek gündemimizi yeniden kurmak, bir araya gelmenin yollarını aramak, etik ve estetik üzerine birlikte düşünmek ve insana bedenini, eylemliliğini yeniden hatırlatmaktır-tiyatroyu yeniden bakmanın değil, gerçekten görmenin yeri kılmak için var olmak.

Kut’lu olsun.

 

* Kut: kut, uğur, devlet, baht, talih, saadet


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik