Şuan Okunan
Kral Ölüyor: Absürdün merkezinden insanı çıkarmak

Kral Ölüyor: Absürdün merkezinden insanı çıkarmak

PINAR ARABACI

Absürt tiyatro, insanın anlam arayışıyla evrenin bu arayışa verdiği sessiz yanıt arasındaki çatışmadan doğar. Tanrısal düzenin çöktüğü, ilerleme fikrinin anlamsızlaştığı bir dünyada insan, hâlâ konuşur, açıklar, geciktirmeye çalışır. Eugène Ionesco’nun tiyatrosunda bu çaba neredeyse ritüel hâlini alır: Dil bozulur, tekrarlar artar, karakterler değişmez. Ölüm sahnededir ama kabul edilmez. Absürdün trajedisi, insanın bu kabullenemeyişinde yatar.

Ionesco’nun Kral Ölüyor adlı oyunu, bu çatışmayı en yalın biçimiyle kurar. Kral Bérenger, oyunun başında öleceğini öğrenir. Bu bilgiyle baş etmeye çalışır: İnkâr eder, öfkelenir, pazarlık yapar, zaman ister. Oyun boyunca ölüm ertelenmeye çalışılır; ancak sonuç değişmez. Kral ölür. Klasik absürt yapı burada nettir: Merkezde insan vardır ve sahnedeki her şey onun bu merkezden vazgeçemeyişini görünür kılar.

Proje Kronotop’un sahnelediği Kral Ölüyor yorumu ise bu merkezi yerinden oynatıyor. Sahneleme, oyunu yalnızca bireysel bir ölüm anlatısı olarak değil, insan merkezli bir dünyanın sonu olarak ele almış. Bu bakış, metni antroposen ve posthuman düşünceyle yan yana getiriyor. İnsan artık sahnede tek özne değil; hatta belirleyici olan bile olamıyor. Bu sahnelemede kralın etrafında yalnızca insanlar değil, insan-dışı varlıklar da var: Hizmetçi robot, yapay zekâ ve siborg temsilleri, bir köpek ve bir doktor rolünde bir bitki. Bu varlıklar sahnede yalnızca estetik ya da simgesel öğeler olarak durmuyorlar; söz alıyor, tanıklık ediyor, müdahil oluyorlar. İnsan tarafından yaratılmış ya da onunla birlikte var olmuş bu figürlerin sahnedeki ortak duygusu çok belirgin: Yorgunluk.

İNSANIN HASTA EDİCİ VARLIĞI

Robot ve yapay zekâ, insanın rasyonel ve kontrolcü aklının uzantıları olarak sahnede yer alıyor; fakat bu kez tamamlayıcı değil, mesafeli bir konumdalar. Köpek, evcilleştirilmiş bir hayvan olmasına rağmen itaatkâr bir figür olmaktan çok sezgisel bir tanık gibi duruyor. Bitki ise doğrudan doğayı, yavaş ama geri döndürülemez bir tükenişi temsil ediyor. Bu insan-dışı varlıkların sahnede paylaştığı ortak fikir giderek netleşiyor: İnsanın varlığı artık iyileştirici değil, zalim, hasta eden bir yük.

Bu noktada sahnelemenin en sert kırılması gerçekleşiyor. İnsan-dışı varlıkların sözleri ve tutumları tek bir cümlede birleşiyor: “Sen gidersen belki bir şeyler düzelir.” Bu cümle, klasik absürt tiyatronun yönünü tersine çeviriyor. Absürt artık insanın anlamsızlık karşısındaki yalnızlığından değil, dünyanın insan karşısındaki tükenmişliğinden doğuyor.

Bu dünyanın karşısında ise tek bir insan var: Kral. Üstelik sahnedeki tek insan figürünün erkek olması da rastlantısal değil. Kraliçe, ikinci eş, hizmetçi robot ve doğa-ana temsili olan bitki dişil kodlarla sahnede yer alırken; erkek figür iktidarı, merkezi ve karar verici konumu temsil ediyor. Bu düzen, yalnızca insan merkezli değil, aynı zamanda erkek-merkezli bir dünyanın da sonuna işaretlemesi bakımından kıymetli.

Proje Kronotop’un sahnelemesinde önemli bir rejisel tercih daha dikkat çekiyor: İki kraliçe arasındaki ilişki. Orijinal metinde birinci kraliçe (Marguerite), gerçeği bilen ve ölümü kabul eden figürken; ikinci kraliçe (Marie) ise duygusal, inkârcı ve yaşamdan yana olan sesi temsil eder. Metinde aralarında söylemsel bir hiyerarşi vardır; ancak fiziksel ya da mekanik bir kontrol ilişkisi yoktur. Bu sahnelemede ise birinci kraliçenin ikinci kraliçeyi doğrudan durdurabildiği anları görüyoruz. “Dur” dediğinde, diğerinin gerçekten durması; duygunun, bedenin ve hareketin denetlenmesi anlamına geliyor. Bu tercih, metnin ötesine geçen bilinçli bir rejisel müdahale. İktidar artık yalnızca erkek figürde değil; düzen kuran, yöneten ve kontrol eden yapılarda dolaşıyor. Bu kontrol, insani olmaktan çok sistemsel bir ilişkiyi çağrıştırıyor ve oyunun posthuman hattıyla doğrudan bağ kuruyor.

Kralın söylemi ise metne sadık biçimde ilerlemeye devam ediyor. Ölüm yaklaştıkça, hâlâ aynı cümleye tutulduğunu görüyoruz: “Biraz daha zamanım olsaydı böyle yapmazdım.” Bu, absürt tiyatronun en tanıdık refleksi. Ancak bu sahnelemede bu cümle artık yankı bulamıyor. Ne insan-dışı varlıklar, ne kraliçeler, ne de sahnenin kendisi bu mazereti kabul ediyor. İnsan, ilk kez yalnızca ölümüyle değil; merkezin dışına itilmesiyle yüzleşmiş oluyor.

Kral Ölüyor‘un bu yorumunun bugün, Türkiye’de sahnelenmesi de bu yüzden anlamlı. Sürekli ertelenen sorumluluklar, “biraz daha zaman” talepleri, felaketler karşısında geciken kabuller ve insan merkezli kararların doğa, hayvan ve yaşam üzerindeki yıkıcı etkileri düşünüldüğünde, oyun bir gelecek distopyasından çok bugünün fotoğrafına dönüşüyor. Sahnedeki kral, yalnızca bireysel bir figür değil; gitmesi gereken ama hâlâ kalmakta ısrar eden bir düzenin temsili gibi.

Proje Kronotop’un Kral Ölüyor yorumu, absürt tiyatroyu reddetmiyor; onu yerinden oynatıyor. Absürt hâlâ var, fakat merkez değiştirmiş durumda. İnsan artık sahnenin tek öznesi değil. Absürt, insanın evren karşısındaki yalnızlığından çok, evrenin insan karşısındaki yorgunluğunda şekilleniyor.

Oyun bittiğinde geriye kalan soru açık: İnsan sahneden çekildiğinde, absürt de onunla birlikte gider mi; yoksa dünya, onsuz da devam eder mi?

* Kral Ölüyor, 11 Şubat saat 21.00’de DasDas Açık Sahne’de izlenebilir.

“Kral Ölüyor”

Yazan: Eugène Ionesco

Çeviren: Semih Fırıncıoğlu

Yöneten: Ülkü Şahin

Dramaturg: Melike Saba Akım

Ayrıca Bakınız

Hareket Düzeni: Altay İcimsoy

Dekor ve Kostüm Tasarımı: Ülkü Şahin

Işık Tasarımı: Ersin Yaşar

Video ve Efekt Tasarım: Ali Küçük

Robot Tasarımı ve Yazılım: Oğuzhan Şen

Bitki Müzik Arayüzü ve Yazılım: Melih Serhat Soyyiğit

Afiş Tasarımı: Erdal Devrim Aydın

Sahne Amiri: Ezgi Bayrak

Proje Asistanları: Cem Sina Sıbıç, Ceyda Esra Altun, Deniz İkbal Aydın, Hasan Egemen Tüylü, Taha Berk Kaya, Velat Kıymaz

Oynayanlar: Erdal Devrim Aydın, Cemre Buğra Ün, Derya Alabora (Dış Ses) Voly (Robot) (Seslendiren: Ülkü Şahin, Kumanda: Ali Küçük)


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik