Şuan Okunan
9/8’lik Kıyamet: Post-apokaliptik dünyanın aksak ritmi

9/8’lik Kıyamet: Post-apokaliptik dünyanın aksak ritmi

Her yerin bi İzan’ı var! Kimi üniforma giyiyo! Kimi cübbe sarık! Kimi takım kravat! Ama onlar seçmiyo ipi çekilecekleri! Sen zaten seçmiş oluyosun! Bi avuç kadın! Üç beş ibne! Gariban mülteciler! Hayvanlar! İmansızlar! Müslümanlar! Ermeniler! Ezidiler! Senin nefretine çöküyo bunlar! Tek seni değil, o nefreti de besliyolar!”

MUSTAFA KARA

Yok başka kıyamet yaşıyoruz işte. Mek’an’ın 9/8’lik Kıyamet’i de bizi yakın bir geleceğe, aslında bugünün tam göbeğine taşırken, insana, kente ve doğaya ihanetin çetelesini tutuyor. Post-apokaliptik bir mülteci evrenine tanıklık ediyoruz. Doğu Karadeniz dağlarının bile fön rüzgârlarıyla kavrulduğu, asfaltın eridiği, dilin damağın kuruduğu bu dünyada; sadece doğanın değil, insanlığın da çetelesi tutuluyor. Kaç günde geldik bu noktaya, bir Allah’ın kulu dur diyemedi mi?

Hiçbir ülkenin istemediği insan topluluklarına “parazitler” deniyor. Hikâyeyi anlatan Diyar da onlar gibi kucağında bir darbuka, sırtında bir çanta yollarda. Her akşam bir ateşin başında ilk günden itibaren yaşanan kıyameti anlatıyor. Tek başına bir anlatıcı, bir orkestra. “Kıyamet” gibi bir şey olduğunu anlatıyor tam öyle de olmamış. Her şey biraz yarım, biraz farklı.

Hikâyenin başladığı yer de orası, ilk krizinin ilk günlerinde İstanbul. 9/8’lik Kıyamet, anlatıyı da aksak bir ritim üzerine kurmuş. Düz bir çizgide ilerlemiyor, zamanda oynamalar, ileri-geri gidişler, bir genele bakıp bir insanın özüne inmeler, siyaset, ekonomi, aşk, ihanet… Temposu bir hızlanıyor, bir yavaşlıyor. Bazen patlıyor hatta. Sözcüklerin akışı da notların aksak ritimde akışı gibi. Günlük dil, sokak ağzı ile post-apokaliptik evrenin yeni dili tuhaf bir harman içinde. İzan’ı, parazitleri zaten hemen öğreniyoruz. Musluklardan çamur akan, kuşların havada bayılıp düştüğü, asfaltın eridiği, kalan son ormanların da yandığı bu atmosferde, bir de toplumsal çürümüşlüğü yaşıyor insanlık. İklim krizinin yakıcı sonuçları ile cihatçı çete saldırılarının, sokak hayvanlarına düşman olmak ile LGBTİ’nin hedefe konmasının aynı anda ve aynı merkezlerden geldiği günler bunlar. Şamil Yılmaz’ın metni bu kıyametin zebanilerinin kodlarını öyle ustaca çözüyor ki, dün, bugün, yarın birbirine giriyor, yeni ve aksak bir zaman ritmi doğuyor. Yaşıyoruz işte!

ÇÜNKÜ AŞK, KOCA ŞEHİRLER YANARKEN…

Anlatıcı Diyar ve anlattığı iki yol arkadaşı Leyla ile Kopil, hikâyenin omurgasını oluşturuyor. İklim krizi, onu izleyen açlık, susuzluk, hastalıklar ve göçler bütün dünyayı değiştirirken ve siyasal dinci İzan hareketi bu değişimi cehenneme dönüştürürken, Diyar’ı değiştiren gizemli genç kadın Leyla oluyor. Diyar’ın elinden tutan Leyla; ya bilinen dünya insanların ellerinden kayıp giderken, onların elini kim tutacak, kimlerle yürünecek o yollar? Düğüm buralarda biraz.

Kendini “arazlı” sayan ve insana dokunamayan hasta bir ruhu var Diyar’ın. Çocukluğundan getirmiş bunu. Erkeklik, korkaklık, vicdan ve hayatta kalma güdüsü ile çatışmalı hâlde. Hikaye anlatıcılığı bir kaçış mı, bir günah çıkarma mı, orası muamma. Leyla’nın çocukluğu ise bambaşka yaralar getiriyor bugüne. Leyla kimsenin “malı” olamayacak kadar güçlü ve de yaralı. Gücü yarasından geliyor hatta. Mülteciliğin ötesine geçen, coğrafyanın kaderine isyan eden sessiz bir çığlık Leyla. İnsana dair bir manifesto!

O gece ilk bombalar patladı! Yer sarsıldı ayağımızın altında! Dışarı çıktık! Cehennem gibi kırmızıya kesmiş gökyüzü! Cayır cayır her yer! Belki 30 yerde birden patlatmışlar İstanbul’u!” diye özetlenen insanlık krizinin ortasındaki bir siyasi hamle. Leyla’nın öngördüğü, bildiği bir “durum” bu. İzan’ın “tebliğci, delikanlı, hâlden anlayan abiler, ablalar” olarak sunulduğu, barışçıl ve umutlu sözleriyle öne çıktıkları günler çok gerilerde artık. “Geliyolar” diyor Leyla ve çocuk Leyla’nın Suriye’de yaşadıklarıyla birleşiyor akış. Leyla gerçeğin ve gelenin farkında, Diyar’in gözü ise Leyla’nın kızıl kızıl parlayan saçlarında, “Bıraktım yangını falan! Çünkü aşk! Koca şehirler yanarken dönüp tek kişiye bakabilmektir!” diyor hülyalara dalıp.

İHANET EN BÜYÜK KIYAMET

“9/8’lik Kıyamet” hem tüm dertlerimizi aynı akışta buluştursa da oyunun özü ihanete dair. Daha yolun başında “İstanbul’un gördüğü en büyük ihanetle leş etcem ortamı” diyor Diyar. Mesele iklim krizi değil sadece; insanın insana, insanın doğaya, insanın kentlere, insanın her şeye ihaneti! Kuzey Ormanları yanıyor, gökyüzü kızıla boyanıyor ve kıyamet “eski tanrılarla birlikte, sanki onların gazabı” gibi geliyor. Öyle bir ihanet ki bu, farklı sesler adım adım kısılıyor, suskunluk galebe çalıyor. İstanbul’un büyük yangını ile simgeleşen kıyametin ateşini kendi konforu için başkasının, daha doğrusu farklı olanın cehennemine odun atanlar harlıyor.

Her şey biterken, sesimizi kime, neye satacağız?” sorusu havada asılı. Leyla’nın, Diyar’ın boğazına asılı bir kilit gibi bastırılmış çığlıkların simgesi oluyor bu suskunluk. Şarkılarını yitirmiş Leyla’nın, Diyar’ın tıkandığı yerde şarkıya girmesi gibi; “Çünkü aşk, ona sadece hikayesini değil kayıp sesini de geri vermektir!”

Diyar’ın vicdanı ile hayatta kalma güdüsü arasında savrulduğu “arazlı” ruhu, onu trajik bir karakter haline getiriyor. Leyla tüm bu hikayenin en gizemli ve sarsıcı unsuru olarak merkezde. Onu anlatıyor aslında bize Diyar. “Kimsenin değilim ben” çığlığı ile köle pazarlarında satılmış bedenlerin siyasetinin insani ve politik zirvesini kuruyor. Bireysel acılarından besleniyor, toplumsal hafızasızlığa karşı tek başına bir isyana dönüşüyor. Hikâyenin insan olmayan kahramanı Kopil’se, felaketin habercisi gibi ortalıkta sessiz bir çığlık.

KALP GRAFİĞİMİZ GİBİ ZİKZAKLAR

Yönetmen Sezen Keser, oyuncu ve seyirci arasındaki mesafeyi yok eden bir reji kurgulamış. Daha seyirci salona girerken duvarlar yıkılıyor. Görece büyük ve yükseltili bir sahne yerine yuvarlak oluşturup oturduğumuz bir blackbox’ta izlemeliydik belki. Hatta kimbilir belki de açık havada, ateş başında. Hissimiz bu gerçi, oradayız yani.

Oyun metninin her cümlesi, darbukanın vuruşlarıyla yeni bir anlam kazanıyor ve kalp grafiğimiz gibi zikzaklar çiziyor ruhumuza. Oyuncu Oğulcan Arman Uslu’nun bu oyun için darbuka öğrendiğine inanmak güç, yoğun bir emek var belli ki. Darbukayla kurduğu fiziksel ilişki, tüm temponun belirleyicisi, bir bütün oluyorlar ve sanki birlikte oynuyorlar sahnede. İzleyiciyi de bu bütünleşmeye ikna. Ne arka planda “kıyametin görsel şovu”nu arıyoruz, ne Leyla’nın adı var kendi yok boşluğunu hissediyoruz. Oğulcan Arman Uslu, sadece Diyar’ı değil Leyla’yı, Kopil’i ve bütün bu kıyamet günlerini bedeninde, dilinde, vuruşlarında var ediyor.

Oyunun sahne tasarımı kaynakların tükendiği, su bulmanın daha güç olduğu bir dünya atmosferine uygun sadelikte. Diyar kendi müzik sistemini, aküsünü yanında taşıyor; dünyasını sırt çantasına sığdırıyor: “Omnia mea mecum porto”. Dilin ustaca anlattığı post-apokaliptik dönemi sahnede görkemli dekorlar, yıkıntıya dönüşmüş kentler ile anlatmamak harika bir fikir! Naylondan bir distopya izlemiyoruz çünkü sahici bir çöküş hikâyesi dinliyoruz. Parazitler, mülteciler, sınırdan sınıra savrulanlar ile birlikte o ateşin başındayız işte. Kendisiyiz sahnenin.

Ayrıca Bakınız

Ritim ve ses sorunu ile simgelenen büyük çöküşün orta yerinde bir ses. Ve o ses, herkesin biraz içine sakladığı o ihanet ağırlığına vurulan bir aksak ritim. “Kıyamet ne zaman kopacak?” sorusunun yanıtı da burada gizli, “Zaten koptu, biz sadece enkazın içinde ritim tutuyoruz.”

Siz siz olun; musluktan akan suyun rengini, asfaltın o tekinsiz sıcaklığını ve ihanete uğrayan Kuzey Ormanları’nı sık sık kontrol etmeyi ihmal etmeyin.

* “9/8’lik Kıyamet” 14 Ocak’ta Zorlu PSM’de, 17 Ocak’ta Boa Sahne’de, 29 Ocak’ta Alan Kadıköy’de, 31 Ocak’ta DasDas Açık Sahne’de,  3 Şubat ve 8 Mart’ta Moda Sahnesi’nde, 11 Şubat’ta Maksimum UNIQ’de, 21 Şubat’ta Sahne Pulchérie’de, 22 Ocak’ta Ankara Kült Sahne’de, 23 Mart’ta Denizli Nihat Zeybekçi Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

9/8’lik Kıyamet”

Yazan: Şâmil Yılmaz
Yöneten: Sezen Keser
Oynayan: Oğulcan Arman Uslu
Yönetmen Yardımcısı: Merve Ülgentay
Kostüm Tasarımı: Hilal Polat
Işık Tasarımı: Utku Kara
Perküsyon Eğitmeni: Cem Mazlum
Yapım Desteği: Ilgın Sönmez / Koma Sahnesi


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik