Şuan Okunan
Dublörün Dilemması: Kimlik labirentinde maskeler, sınıflar, aşklar

Dublörün Dilemması: Kimlik labirentinde maskeler, sınıflar, aşklar

MUSTAFA KARA

Afili Filintalar’ın popüler yazarlarından Murat Menteş’in kaotik bir metin gibi düşünülen romanı Dublörün Dilemması, aslında tiyatro sahnesi için tehlikeli bir malzeme olarak düşünülebilir. İlk bakışta sahnelenmesi zor, fazla parçalı ve karmaşık görünen bu metin, Atlas Tiyatro Araştırmaları tarafından bu zorluklar avantaja dönüştürülerek sahneye taşınmış. Karakterlerin tuhaf, absürt ve çok katmanlı yapısını engel olarak görmek yerine, sahnede karakterlerin var ediliş biçimiyle bir estetik avantaja dönüştüren yönetmen Sercan Özinan, hem Menteş okurunun yabancılamayacağı, hem yeni izleyicinin keyifle izleyebileceği bir oyun çıkarmış.

SEMAVİ İSİMLER, DÜNYEVİ ÇIKMAZLAR

Oyunun merkezinde, isimleri adeta kadim dinler tarihinden birer fragman gibi duran iki karakter var: Nuh Tufan ve İbrahim Kurban. İsimlerindeki bu kutsal referanslar yer yer oyun içinde de alttan alta mesajlarını verse de, hikâye bizi son derece dünyevi, hatta “yeraltı” diyebileceğimiz bir kimlik krizine götürüyor. Kimliksizleşme sorunsalını “yüz ve maske” metaforu üzerinden ele alan yapım, bu derinlikli tartışmayı dublörlük müessesesi ile harmanlıyor. Hayatın ve varoluşun sorgulanışı, burada sadece kişisel bir bunalım değil; sınıfsal farkların, fiziksel görünümün ve toplumsal kabulün yarattığı bir “kimlik krizi” tartışmasına evriliyor.

Nuh Tufan (Ediz Akşehir), ismiyle müsemma, hayatının bitmek bilmeyen felaketleri ortasında kendine bir “kurtuluş gemisi” inşa etmeye çalışan bir karakter. Nuh’luğu buradan geliyor. Konservatuvar terk, albino ve yoksul bir genç olan Nuh, bir yandan entelektüel derinliğinin yarattığı o kaçınılmaz yalnızlığı yaşıyor, diğer yandan çocuksu bir heyecanla hayata tutunacağı bir “çıkış yolu” arıyor. Nuh’un trajedisi, sadece fiziksel farklılığı ya da maddi yetersizliği değil; onun asıl meselesi “kendi olmak” ile “onaylanmak” arasındaki o dar ve tehlikeli köprüde salınması. Sevilmek için ne kadar “başka biri” olabileceğimizin acı tatlı resmi olan Nuh, seyirciye şu soruyu fısıldıyor: Kendin olarak dışlanmak mı, yoksa başkası olarak kucaklanmak mı?

TEKİNSİZ BİR DOSTLUK VE İRONİK ZITLIKLAR

Nuh’un karşısında ise İbrahim Kurban (Tekin Ezgütekin) duruyor. İbrahim, üst sınıfa mensup olmanın getirdiği maddi konfora ve “doğuştan onaylanmış” haline rağmen, ruhsal tutunamama hali ve tekinsiz duruşuyla bambaşka bir profil çiziyor. Nuh’un coşkulu ve naif yapısıyla tezat oluşturan İbrahim’in asıl derdi kendisiyle değil, bizzat hayatın anlamıyla. Sahip olduğu her şeye rağmen yaşadığı bu anlam arayışı, Nuh’un kronik dışlanmışlığı ile çarpışınca oyunun o meşhur dilemması şekilleniyor.

İbrahim’in “eşsiz” buluşuyla devreye giren maskeler, Nuh’u aşık olduğu Dilara’ya kavuşturacak kestirme yol gibi görünse de; işin içine ihanetler, yalanlar ve toplumsal roller girince olaylar karakomik bir kaosa sürükleniyor. Burada oyunun en can alıcı sorusu yankılanıyor: Gerçekten sevilmek için kendimiz olmamız şart mıdır, yoksa sevilmek için tek şansımız başkası olmak mıdır? Başkası olduğunuzda kazandığınız zafer, belki de sizin en büyük yenilginizdir! Çünkü sonunda sevilen kişi yine “siz” değilsinizdir.

Deniz Işın, Abdurrahman Merallı ve Çetin Kaya’nın farklı karakterleri, hatta yer yer “bir başka karakterin yerine geçen karakterleri” canlandırdıkları oyundaki performansları oldukça başarılı. Bu sezondan itibaren Deniz Işın’ın yerini bazı oyunlarda Müge Gülgün’ün aldığını da belirtmek lazım.

SAHNEDEKİ DİNAMİK MİMARİ

Romanı sahneye uyarlayan ve yöneten Sercan Özinan, metnin hızına ve Menteş’in jargonuna yetişen, oldukça dinamik bir yapı kurgulamış. Rabia Kip Telek’in sahne tasarımında kullanılan rampalar, yükseltiler ve oyuncuların bitmek bilmeyen devinimi, hikâyenin karmaşasıyla birleşerek dinamizmi bir üst düzleme taşıyor. Sahne tasarımı, görsel bir yoğunluktan ziyade, bu hareketi belirginleştiren ve işlevselleştiren yapısıyla dikkat çekiyor. Ayşe Sedef Ayter’in ışık tasarımı, sahneyi sadece aydınlatmıyor; mekanı parçalara ayırarak oyunun karakomik atmosferini ve keskin geçişlerini destekliyor. Işığın ve gölgenin kullanımı, maske ve gerçek olan arasındaki o ince çizgiyi vurgularken, seyirciyi de bu sürreal evrene dahil ediyor.

Atlas Tiyatro Araştırmaları, Dublörün Dilemması ile sadece başarılı bir roman uyarlaması sunmuyor; aynı zamanda günümüz insanının “maskeler ardındaki” trajedisine, sınıfsal hırslarına ve sevilme ihtiyacına estetik bir ayna tutuyor.

* Dublörün Dilemması, 2 Şubat’ta Denizli Merkezefendi Belediyesi Kültür Merkezi, 18 Şubat’ta İstanbul Caddebostan Kültür Merkezi Büyük Salon, 22 Şubat’ta SES Tiyatrosu, 25 Şubat’ta Samsun Atakum Sanat Merkezi, 26 Şubat’ta Ordu AKM, 3 Mart’ta İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu, 4 Mart’ta Alan Kadıköy, 15 Mart’ta Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi, 30 Mart’ta Kocaeli Süleyman Demirel Kültür Merkezi, 8 Nisan’da Ankara Çankaya Sahne, 9 Nisan’da Ankara Sanat Tiyatrosu ve 15 Nisan’da Eskişehir Vehbi Koç Kongre Merkezi’nde izlenebilir. Biletler Tiyatrolar’da.

“Dublörün Dilemması”

Roman: Murat Menteş

Uyarlayan-Yöneten: Sercan Özinan

Dramaturg: Ece Çelikçapa Özinan

Ayrıca Bakınız

Yardımcı Yönetmenler: Aral Çelik, Berre Koçak

Müzik: Metin Bahtiyar

Dekor ve Kostüm Tasarımı: Rabia Kip Telek

Işık Tasarımı: Ayşe Sedef Ayter

Maske: Hüseyin Akgül

Ses Mix – Efekt Tasarımı: Kerem Duru

Afiş Tasarımı: Ethem Onur Bilgiç

Oyuncular: Abdurrahman Merallı, Çetin Kaya, Deniz Işın, Ediz Akşehir, Müge Gülgün, Tekin Ezgütekin


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik