Duende Sahne, Mayıs ayında sahneyi tek başına dolduran performanslara alan açıyor. Bahar Hareketi Solo Performans Festivali, 18-25 Mayıs 2026 tarihleri arasında altı gün boyunca on bir solo iş ile izleyici karşısına çıkacak. Festival, dans ve performans sahnelerini birbirine yaklaştıran çok-disiplinli bir programa sahip. Kadrosu, deneyimli isimlerle yolun başındaki sanatçıları aynı sahnede buluşturuyor; bu yönüyle solo formatın hem bir kendini sınama hem de bir kendini görünür kılma alanı olduğunu hatırlatıyor.
Biletler Biletinial üzerinden satışa çıktı. Festivalin ayrıntılı programına Duende’nin sosyal medya hesaplarından ulaşılabilir.
FESTİVAL PROGRAMI
18 Mayıs
Lux a(e)terna, Öykü Tutcu + Yunus Arda Ocak
Keman sanatçısı Yunus Arda Ocak ve dans sanatçısı, koreograf Öykü Tutcu’nun geliştirdiği; hareket ve sesin eşzamanlı kompozisyonu üzerinden mekânı yankıların çoğaldığı geçirgen bir alan olarak kurar; ışık, ses ve beden arasında dolaşan enerjiler üzerinden bedenin duyumsal ve politik izdüşüm ihtimalleri arasında gezinir.
Noland ( Solo)
Gerçek ile hayal arasında salınan çağdaş dans performansı NoLand (Solo), düşsel sekanslara dönüşen bir mekânda yolda olma halini irdeler. Koreografi; hâller arasında gezinirken, güçlü bir bedensel dil aracılığıyla izleyiciyi aidiyet, göç ve sürekli hareketle tanımlanan bir dünyada “yuva” kavramının kırılganlığı üzerine düşünmeye davet eder.
21 Mayıs
Palimsest Beden: Atherina Saat 11 Hizasında, Tuğçe Ulugün Tuna
Tuğçe Ulugün Tuna için beden; biyolojik bir yapı olmaktan öte, zamanın, travmanın, şifanın ve hareketin iz bıraktığı kesintisiz bir süreçtir, dansçının bedeni bir palimpsest’tir. Dans sanatçısı, tıbbi bir krizin ardından bedenini zamanın ve boşluğun süzgecinden geçirerek, onu kinestetik bir arkeoloji alanına dönüştürmeyi seçiyor. ‘Saat 11 hizası’, bu performansta sadece medikal bir yönü değil, kemoterapinin yarattığı yıkım ile yenilenen hafızanın kesiştiği koordinattır. Atherina ise Tuna’nın bedeninde tespit edilen neoplastik bir gümüş balığıdır. Sanatçı için her koreografi, bedenin palimpsest yapısında yeni bir katman; her dans edişi ise bu katmanlar arasında yapılan ontolojik bir inşadır. Tuna, ‘ben bir sonuç değil sürecim, zamanı en iyi taşıma aracı bedenimdir.’ diyor.
Ateş Kuşu: Aslı Bostancı
“Ateş Kuşu” seyreyleyenini, nefesin, sesin ve hareketin yolculuğuna çıkartır.
Performans insanın dönüşüm yolculuğunu araştırırken kuşların dili, sezgisel olanın bir ifadesi olarak kullanılır. Performansçı, geçmişin hafızasından çok şimdinin sezgiselliğiyle hareket etmeyi önerir ve bedenin kırılganlığını dönüşümün, bilinçdışı kaynaklarının bir uzantısı olarak ele alır.
Performansçının bedeni farklı deneyimlere açılan bir kapıdır ve izleyici bu kapıdan girmeye davet edilir.
Soyut ve çağdaş bir anlatımla şekillenen Ateş Kuşu, izleyenin kendi bedeninde ortaya çıkan duyumlara, titreşimlere ve içsel manzaralarına ışık tutar.
23 Mayıs
Bazen Sadece Çığlık Atmak İstiyorum, Asuman Öge
Kalp ve zihin konuşur. Bu ikilik acıya dönüştüğünde bir soru ortaya çıkar: Özgürlük mü teslimiyet mi?
Dehr, Zeynep Acim
“Yakalayamadığımız günlerle dolu hayat belki de budur heyecanla yaşama bağlayan bizi! Kaçtıkça ruhumuzun derinliklerinde bulunanlar, zaman akıntılarının ölümsüz izleri… ve her gün bir günü daha kaybediyoruz yaşamı kazanmaya çalışırken. Zaman çizgilerinde yeni bir benlik için eski benliğimiz savaş veriyor, kendini ölüme teslim ederken.”
Bir Peri Kayıp Kemiklerini Arıyor Part 3, Pembe Panzer
Bir Peri Kayıp Kemiklerini Arıyor kadim sözlü hikâye anlatıcılığını elektronik enstürmanlarla buluşturan bir solo performans serisi. Bu arayış şehirlerin içinden nehir yataklarına, güneşli günlerden yağmurlu gecelere, yatak odasından evrenin ortasına uzanan bir yolculuk. Bir içsel bir yolculuk müzikle vuku bulan. Bu arayıştan kalanlar; şiirler ve masallar; kalabalıkların, yolların, yaprakların, rüzgarların sesleri, mırıltılar, fısıltılar, huzursuz korolar ve beklenmedik misafirlerin diyalogları. Her bölümde başka bir öykü, bir başka serüven.
24 Mayıs
Ah’lar, Tiyatro Kökler
Bu performansta Didem Madak’ın Ah’lar Ağacı adlı şiir kitabındaki şiirlerden yararlanıldı. Projemizde, biz kadın+ların bize hak görülen “kabuklu yaşama” boyun eğmeyişi üzerine çalışılmaktadır. Bu performans üç kısımdan oluşuyor: 1. Kısım- TOHUM: Ahlat ağacı ile kadın+ deneyimin eşlenmesi performe ediliyor. 2. Kısım- ALAY: “Ağlayan Kaya” şiiri ile ortaya çıkmıştır. 3. Kısım- Sırtlandığımız ve devrettiğimiz her Ah! Için.
Sappho’yu Dinlerken, Pınar Yüksel
Anadolu’daki köyleri gezip farklı kültürlerin (Laz, Dengbej, Alevi, Roman, Yörük) türkülerini toplayan Pınar Yüksel’in, türkülerini Antik Yunan şairi Sappho’nun şiirleriyle birleştirdiği bir performans (25 dk). Bu oyun, Anadolu coğrafyasının farklı zamanlarını, kültürlerini sesle birbirine örüyor. İnsanlara söylediği kadar şarkılarını; dağlara, ormanlara, nehirlere de söylüyor. Midilli Adası’nda yaşamış, Antik Yunan’ın bilinen ilk kadın şairlerinden Sappho’nun şiirleri, Lazların türküleri, Kürtlerin dengbejleri, Alevilerin deyişleri, Romanların şarkıları ve Yörüklerin Hadası ve Pınar bu oyunda buluşuyor.
25 Mayıs
Hızlandırılmış İnsanlık Tarihi ya da Dağlar, Ceylanlar, İpek Taşdan


