Evin Kokusu: Burnumuzun dibindeki Bernarda Alba
MUSTAFA KARA
Apartman Sahne’nin gişesi ve küçük kafesi bildik Kadıköy apartmanlarından birinin ön bahçesine açılıyor, hemen yandaki merdivenlerden sahneye iniliyor. Oyunu beklerken semtin, apartmanın, evin kokusunu almak mümkün. Yani Evin Kokusu’nu, sahneye inmeden önce hissetmek mümkün. Lorca’nın Bernarda Alba’nın Evi eserinden esinlenen oyuna Evin Kokusu adının verilmesi biraz da bu yüzden belki. Nagihan Gürkan’ın yazıp yönettiği, Sıla Erkan’ın tek başına oynadığı Evin Kokusu’nda koku bir metafor değil, daha çok bir izlek gibi.
İspanyalı şair, oyun yazarı, besteci, ressam ve piyanist Federico García Lorca’nın faşistler tarafından öldürülmesinden 2 ay önce tamamladığı Bernarda Alba’nın Evi, kapalı bir yas evindeki beş kız kardeş ve dul bir annenin sessizlikle kuşatılmış hayatını anlatıyor. Türkiye’de de pek çok kere sahnelenen ve uyarlanan eser, ne kadar yerelleştirilirse yerelleştirilsin özü hep biraz Endülüs’tür, İspanya’dır. Nagihan Gürkan’ın yazdığı ve yönettiği Evin Kokusu ise, yerelleştirme, çağdaşlaştırma ya da uyarlama yerine doğrudan yeniden yazılmış bir oyun. Daha doğrusu içine Bernarda Alba’nın Evi’ni oynama eylemini de yerleştiren yeni bir oyun.
Sahnede Bernarda Alba’nın Evi’ni oynayacak, tüm karakterlere mimik ve üslup değişiklikleri ile can verecek olan ise Sıla Erkan’ın canlandırdığı kadın karakter. İzleyiciyi Endülüs’e götürmeye çalıştıkça, gerisin geri kendi sokaklarına döndüren; İspanya anlatmaya çalıştıkça kendi evlerimizin kokusunu duyuran bir kurgu bu. Karakterin kendisi, annesi, yaşadığı yerler de oyun içinde oyunun kaçınılmaz bir unsuru olarak ön planda. Bu reji fikri, oyunun temel tutumunu da içeriyor, çünkü Evin Kokusu derken kastedilen uzak diyarlarda bir ev değil. Aslına bakarsanız bizim mahalledeki bir evin kokusu da değil, herhangi bir evin kokusu. 1936’nın İspanya’sı ile 1990’ların mesela Kadıköy’ünü birleştiren, hangi ev olduğunu belirsiz bırakan bir tutum bu. Yazar, belirtili isim tamlaması kullanarak hem “genel bir kokusu”ndan bahsetmediğinin altını çiziyor, hem de bu evin nerede, hangi zamanda yaşadığını belirsizleştirerek sahne dilinin omurgasına yerleştiriyor.
HAFIZADAN GERİ ÇAĞIRILAN KOKU
Evin Kokusu, koku hafızamızda yer tutan önemli bir ayrıntıyı yakalıyor, anneanne evlerinin o geleneksel kokusunu bu hafızadan geri çağırıyor. Kapalı oda kokusu, kına kokusu, bayramlarda limon kolonyası kokusu ya da “Kız çocuğu öyle gülmez, öyle oturmaz, öyle konuşmaz” cümleleri kurulurken eve hakim olan sessizliğin kokusu… “Ev”in o nostaljik görüntüsünün ardındaki ataerkil baskı düzenini de deşifre eden bir tutum var Evin Kokusu’nda. Bunu güzel bir kokuyu hatırlamanın nahifliğiyle, doğallığıyla yapıyor üstelik. Söyleme değil duygulara dayanan bir seçim. Nisyan ile malul olan insan hafızasına, hafızanın koku bölümüne duyulan bir güven. Seyirciye ataerkil baskıyı söylemek yerine gösteren, bunu onu yeniden “babaanne evine götürerek” yapan bir nokta. Bir kere o eve girip, o kokuyu alınca zaten kendiliğinden sıralanıyor diğer duygu ve düşünceler. Uyandırdığı hisleri nostaljiyle harmanlayan, ancak boş bir nostalji hissi de vermeyen bir oyun Evin Kokusu.
Sahnedeki anlatıcı, çocukluk evine acıyla bağlı olsa da, ona doğru çekilmekten kurtulamıyor, kızgınlık ve nostalji aynı bedende bir arada yaşıyor. Ev, hafızaya kazınan tüm acılara karşın onun evi ve aynı zamanda çocukluğunun evi. Hem kaçılan, hem özlenen olmasından daha doğal ne olabilir ki! Bu çelişkili görünen duygu durumlarını göstermeyi doğallıkla başaran Sıla Erkan’ın, aynı biçimde küçük jest ve mimik farklarıyla Bernarda Alba’nın Evi’ndeki karakterlerini oynayan kadını canlandırdığını da not düşelim. Bernarda’ya ya da Adela’ya geçerken kullandığı yöntemler çok keskin değil, rolden role geçme yerine, rolden role geçtiğini hissettiren bir ara noktada olmayı tercih ediyor. Kadınlığın farklı katmanlarını anlatırken içe geçmişlikten yararlandığını söylemek, ortaklıkları ve farklılıkları ile kadın karakterleri geçirgen biçimde yorumladığını not düşmek mümkün.
ÜSTTEN VE KİBİRLİ OLMAYAN BİR DİL
Sıla Erkan, sahnede tüm bunları canlandırırken izleyiciyle de kesintisiz iletişim içinde. Fikir alarak, yol, yöntem sorarak ve ayrıca unutmuş gibi yapıp karakterler hakkında küçük sorular sorarak dikkati de diri tutuyor. Doğaçlama tiyatro deneyimi burada kolaylaştırıcı bir rol üstlenmiş görünüyor. Apartman Sahne’nin izleyici ile oyuncuyu yakın kılan yapısı da bu tutumu destekliyor. Bu noktada izleyici profili, sayısı ve katılımına göre değişebilen bir akıcılık riski de söz konusu haliyle. Ayşegül Bahtiyaroğlu Tekin’in dramaturji çalışmasının iç içe geçmiş oyunları etkili biçimde okuduğunu, Emre Dökücü’nün müziği ve Burak Soytemiz’in ışığının da bu okumayı güçlendirici bir rol üstlendiğini söylemek mümkün.
Oyun ekibinin bir röportajında üzerinde durduğu, üstten, kibirli bir dil kurmama yaklaşımı, oyunun sorunu doğrudan ileten, somut çözüm öneren yerden uzak oluşunu açıklıyor. Temel düğüm çözülmeyi bekleyen bir unsur olarak evin kapısına asılı kalıyor. Çözmek izleyiciye kalmış, işin sırrı Bernarda Alba’nın Evi’nin kapısından içeriye ilk adımı atıp, kendini çocukluk evinin kokusunda bulabilmekte.
* Evin Kokusu, 2019’dan bu yana sahnede ve 17 Haziran Çarşamba günü saat 20.30’da 100. kez izleyiciyle buluşacak ve evinde, yani Apartman Sahne’de olacak.
“Evin Kokusu”
Yazan-Yöneten: Nagihan Gürkan
Oynayan: Sıla Erkan
Dramaturg: Ayşegül Bahtiyaroğlu Tekin
Müzik-Afiş Tasarım: Emre Dökücü
Işık: Burak Soytemiz
Ses-Efekt: Suat Akbaş
Asistan: Fırat Aksal
Fotoğraf-Video: Metehan Bayburtlu
Tek perde, 60 dakika

“Evin Kokusu”


