TÜİK verileri-2: DT lafta ‘milli’, sahnede çeviri!
Tamer Karadağlı’nın ağzından “yerli ve milli” söylemi düşmese de, veriler tam tersini söylüyor. Devletin tiyatrosunda temsillerin %57’si çeviri. Yerli dramaturjinin yükü, temsillerinin %85’i yerli oyunlardan olan özel sahnelerin sırtında. Temsil sayısında da, seyirci sayısında da tablo değişmiyor. Belediye tiyatrolarında ağırlık yerli oyunlarda olsa da, İstanbul’un belediye tiyatroları yabancı oyun ağırlığıyla DT’ye öykünüyor.
MUSTAFA KARA
Devlet Tiyatroları’nın hemen her sene sezon açılışı konuşmalarında, faaliyet raporlarında ya da ara ara gelen “milli duygu fırtınaları” esnasındaki mesajlarında aynı söylem öne çıkar: Yerli ve milli sahne vurgusu! Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı’nın bu çıtayı biraz daha yükselttiğini, sık sık “milliyetçi pozlar” kestiğini zaten biliyorsunuz.
Peki durum öyle mi sahiden?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun tiyatro verilerini analiz etmeye bu kez “yerli oyun” tartışmaları ekseninde, devlet, belediye ve özel tiyatrolardaki durum ile devam edelim.
Malum, ayinesi veridir kişinin, lafa bakılmaz!
Önce tiyatro türlerine bakmadan genel sayıyı verelim. 2024/’25 döneminde sahneye konan toplam 10216 oyunun %85’i yani 8697’si yerli oyun. Çeviri oyun sayısı %14,9 oranıyla 1519’da kalıyor. Gösteri sayısında da durum benzer, 34 bin 775 toplam temsil içinde yerli oyunların sayısı %73,4 oranıyla 25.536’yı buluyor. Çeviri oyunlar ise yüzde 26,6 oranıyla 9.239’da kalıyor.
Bu veriler yaygın kanının aksine Türkiye tiyatro ekosistemi içinde yerli oyunların sayısal olarak baskın bir durumu olduğunu gösteriyor. Peki “Yerli oyun oynanmıyor?” kanısının kaynağı ne? İşte onun için Devlet Tiyatroları, belediye tiyatroları ve özel tiyatrolara ayrı ayrı bakacağız.

DEVLET TİYATROLARI’NDA YABANCI OYUNLAR BASKIN
TÜİK’in 2024/’25 sezonu verilerine göre Devlet Tiyatroları’nda oynanan gösterilerin yüzde 57’si çeviri, yalnızca yüzde 43’ü telif. Yani “milli sahne” diye anılan kurum perdelerini en çok yabancı metinlerle açıyor. Devlet Tiyatroları’nda 2024/’25 sezonunda yapılan 6667 temsilin 2871’i yerli yazarların oyunlarına, 3796’sı ise yabancı yazarların oyunlarına ait.
“Devlet”in hali bu!
Genellikle kendilerini “şehrin tiyatrosu” kalıbı ile tanımlayan belediye tiyatrolarında durum biraz daha iyi. Toplam temsiller içinde yerli oyunların oranı yüzde 67’yi buluyor. Belediyelere ait tiyatrolarda gerçekleşen 6279 temsilin 4233’ü yerli yazarlara, 2046’sı yabancı yazarlara ait oyunlardan oluşuyor. İstanbul Şehir Tiyatroları ise DT’ye öykünen tutumuyla diğer belediye tiyatrolarından ayrılıyor. Ankara Şehir Tiyatrosu’nda yerli oyunlara yapılan temsil oranı yüzde 93, İzmir Şehir Tiyatrosu’nda ise yüzde 91. TÜİK’te doğrudan İBŞT olarak yer almıyor, ancak İstanbul’daki belediye tiyatrolarının ezici ağırlığını İBŞT oluşturuyor. İstanbul için bu oran %48! Yani Devlet Tiyatroları dışında çeviri oyunların temsillerinin çoğunlukta olduğu bir tiyatro daha var; İBŞT. Burada toplam 1827 temsilin 876’sı yerli oyunlara, 951’i yabancı oyunlara ayrılmış.
Şehrin hali de bu!
Devlet bütçesini, yani kamu kaynaklarını kullanan kurumların hali buyken, “yerli ve milli ahkâmı” kestiklerine pek tanık olmadığımız özel tiyatrolar ise ezici çoğunlukla yerli yazarlara ağırlık veriyor. Özel tiyatroların 2024/’25 sezonunda verdiği temsillerin %85’i yerli metinlerden oluşuyor. Evet, bu dönemde 20863 temsil veren özel tiyatrolarda 17697 kez yerli oyunlarla, 3166 kez yabancı oyunlarla perde açıldı. Üniversite tiyatrolarında 698 temsilin 489’u; sivil toplum kuruluşu tiyatrolarında 268 temsilin 246’sı yerli oyunlara ait. Üniversitelerde %70, STK tiyatrolarında %92 oranında yerli oyun ağırlığı görülüyor.
Madem durum böyle, biz neden ödenekli tiyatro sözcülerinden sürekli olarak söylev dinliyoruz? Ve daha önemlisi Türkiye’de yerli oyunların gelişimi için ciddi bir emek sarf eden özel tiyatrolar neden kamu kaynaklarından adil biçimde yararlandırılmıyor?

TEMSİL SAYISINDA DA, İZLEYİCİDE DE ÖZEL TİYATROLAR ÖNDE!
Yabancı oyun sayısının yerli oyun sayısından fazla olduğu tiyatrolar sadece Devlet Tiyatroları ve İBŞT! Ne kadar ironik değil mi? Veriyi daha iyi anlamak için sayılara da bakalım. 17 binin üzerinde yerli oyun temsili veren özel tiyatrolar bir yanda, 2871 yerli oyun temsili veren anlı şanlı DT diğer yanda! Oranı farklı bir noktadan kurarsak, Türkiye’de yapılan yerli oyun temsillerinin %70’i özel tiyatroların sırtında. Devletin tiyatrosu ise aynı dönemde çeviri temsillerin %41’ini tek başına üstlenmekle meşgul!
Sıra geldi en somut ölçüye: seyirciye. Sayılar burada da aynı yöne akıyor. 2024/’25 sezonunda Devlet Tiyatroları’nın toplam seyircisinin %58’i yabancı oyunlara, %42’si yerli oyunlara gitti. Yerli ve milli “devlet” tiyatromuzun gerçeği bu. Özel tiyatrolarda seyircinin %86’sı, belediyelerde %64’ü, üniversitede %74’ü, sivil toplum sahnelerinde %88’i yerli oyunlardaydı.
Asıl çarpıcı olan ise mutlak sayılar: Türkiye’de yerli oyun izleyen 5,7 milyon seyircinin %61’ini, yani 3,5 milyon kişiyi özel tiyatrolar salonuna çekti. Devlet Tiyatroları’nın yerli oyunla buluşturduğu seyirci ise yalnızca 824 bin, bu sayı toplam yerli seyircinin %14’ü, belediyelerin (1,2 milyon) dahi gerisinde. Buna karşılık ülkedeki bütün çeviri seyircisinin neredeyse yarısı, %46’sı tek başına devletin sahnelerinde toplanıyor.
Ne kadar ironik değil mi? Özel tiyatrolar Devlet Tiyatroları’nın yerli-yabancı oyun fark etmeden, toplam seyirci sayısının neredeyse iki katı seyirciyi “yerli oyunlar” ile buluşturmuş. Milyarlarca lira kamu bütçesi kullanan devlet ve şehir tiyatrolarının sorumluluk alanında olması, özel olarak ilgilenmesi gereken konuda dahi, özel tiyatrolar belirgin biçimde öne çıkıyor.
Üstelik bunu kayda değer bir devlet desteği olmadan yapıyor.
Şu bilgileri de ekleyelim; TÜİK istatistiklerinde ifade edilen “telif” özgün eser, çeviri ise “çevrilmiş eser” anlamına gelir. Yeniden yazım, uyarlama gibi tekniklerle bazı nüanslar oluşsa da, sayılar işin özü değişmeyecek kadar berrak. Bu sayılar “gösteri” sayısıdır; yazar ya da oyun sayısı değil. Tek bir çeviri oyunu sezon boyu yüzlerce kez sahnelenebilir elbette. Bu da tercihtir ve tercihler tesadüflerle açıklanamaz. DT’nin verilerle ortaya konan resmi politikasıdır bu!

ADALETSİZ İŞLEYİŞİN BİR GÖSTERGESİ: OYUN BAŞI TEMSİL SAYISI
Burada istatistiğin ortaya koyduğu bir veriyi yorumlamadan geçmeyelim. Oyun başına ortalama temsil sayısında bariz bir fark var. Yerli oyunlar ortalama 2,9 temsil sayısına ulaşırken, yabancı oyunlarda bu oran 6,1 yani 2 katından fazla. Oyun başına ortalama seyirci sayısı da öyle; yerli oyunlarda 658, yabancı oyunlarda 1619! Eğer tiyatro dünyamızın özgünlüklerini bilmeden, analiz kaslarını çalıştırmadan bu veriyi okursanız, “yabancı oyunların daha çok sevildiği için daha fazla sahnelendiğini ve daha çok seyirciye ulaştığını” düşünebilirsiniz. Bir de şöyle düşünün; yabancı oyunları daha fazla oynayan DT ve İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sahneleme olanakları ile yerli oyunları daha fazla tercih eden özel tiyatroların sahneleme olanakları aynı mı? Daha dümdüz soralım, yabancı oyunu tercih edenler kamu kaynaklarıyla devlete ait sahnelerde oyunlarını oynarken, yerli oyunları tercih eden özel tiyatrolar yüksek ücretlerle salon kiralamaya, fırsat bulabildiklerinde perde açmaya çalışıyor. Sonuç olarak yabancı oyunlar daha fazla ve daha uzun süre oynuyor, yerli oyunlar oyun başı daha az kişiye ulaşabiliyor.
İşte size “adaletsizlik” diye anlatmaya çalıştığımız tablonun en berrak, en veriye dayalı göstergelerinden biri daha!
Şu notu düşelim; “yerli oyun-yabancı oyun tercihleri”nin sanatsal yönüyle ilgili tartışma bu analizin kapsamı dışında. Tiyatro metinlerinin böyle “bölünemeyeceği” fikri de var ve ben bu fikre yakınım. Shakespeare bana Türkiyeli bir yazarın yazdığı metinden çok daha yakın olabilir; Euripides çok “yerli” bir hikâye anlatırken, Türk bir yazar çok “uzaklar”da kalabilir. Bu bambaşka sanatsal bir eksen. “Yerli iyidir, yabancı kötüdür” demek zaten saçmalık olur.
MANGALDA KÜL KALMADI, ATEŞ NEREDE?
TÜİK verilerini değerli ve önemli kılan kamu kaynaklarını kullanan “iddia sahipleri”nin vaziyetini göstermesi. Türkiye’de yerli oyun yazımının gelişimi için ilk elden sorumluluk alması gerekenlerin, bu konuda açıkça görevlendirilmiş olanların durumunu sorgulamak kritik önemde. İstatistikler bize çok açık biçimde gösteriyor ki; yerli dramaturjinin, yeni yazılan oyunun, bu memleketin sahnesinde söz alacak çağdaş metnin asıl yükü özel tiyatroların, yani en az korunan, en az desteklenen toplulukların üzerinde. Varlık yokluk kavgası veren, hemen hiçbir yapısal sübvansiyon görmeyen özel ve bağımsız tiyatrolar, yerli oyunların da taşıyıcısı durumunda.
O zaman kurumların önündeki “devlet” ve “şehir” ifadelerini yeniden düşünmemiz gerekmez mi? “Ulusal” olma iddiasını verilerle yeniden tartışmaya açmamız mesela. Öyle lafla yürüyemeyen gemiler bunlar.
Mangalda kül bırakmıyorsunuz da, ortada cürmünüz kadar ateş yok!

