Şuan Okunan
Ele yüze bulaşan hayat: Estragon’un şapkası, bizim hikâyemiz

Ele yüze bulaşan hayat: Estragon’un şapkası, bizim hikâyemiz

AYSU UZER

Samuel Beckett’in 1949 yılında kaleme aldığı kült eseri Godot’yu Beklerken’den esinlenilerek yazılan Estragon Şapkasını Lucky’ninkinin Yerine Giyer ve Lucky’nin Şapkasını Vladimir’e Uzatır Şubat ayındaki son iki temsiliyle seyircisine veda ediyor.

Ormanlardan Hemen Önceki Gece ve Kral Übü’den de aşina olduğumuz Doğa Nalbantoğlu, oyunun hem yazar hem de yönetmenlik koltuğunda oturuyor. Sahnede oradan oraya sıçrayan minik pireleri andıran oyuncu ekibini ise Emirhan Altunkaya, Emre Yıldızlar, Gül Doğa Selvi, İrem Kalaycıoğlu, Kayra Belen Yardımcı, Şeyiba Ceren Ülgen ve Yusuf Tan Demirel oluşturuyor.

Kulağa tuhaf gelen minik pireler benzetmem boşa değil, yaşamın anlamsızlığında oradan oraya savruluşun seyrini sunan ekip; birbirinden bağımsız yere yatan, duvara çarpan, havaya zıplayan halleriyle yaşamda var olma çabamızın bireysel görünümünün altında yatan kolektif olma zorunluluğu da somutlaştırıyor. Oyunun dekor tasarımı Doğukan Taylan Vargün’e emanet edilmiş. Gerçekliğin yüzümüze çarpan tuhaflığını perçinleyen ışık tasarımı ise Fırat Akın imzalı.

BASİT BİR HİKÂYENİN ZOR ANLAMI

Reçetesi oldukça basit bir hikâyenin başlangıcı: Zihninizde samimiyetsiz bir ses canlandırın, hatta ardından o sesi “Öncelikle umuyorum ki her şey yolundadır…” cümlesi ile birleştirin. İşte, önünüzdeki dakikalarda sizi yüzünüzde tebessüm oluşturan dakikalarında bile diken üstünde hissettirecek oyunun harcı bu rahatsızlık ile karılmış, varoluşun belirsizliğinin sürekli zihninize tırnaklarını batıran anlamsızlığı ile.

Kayra Belen Yardımcı imzası taşıyan kostüm tasarımı, bize sahnede birbirinin aynı, boyalarla lekelenmiş iş tulumları içerisinde, saçı ve yüz makyajı tıpatıp karakterler hazırlıyor. Sanki birbiri içinde dönen çarklarla çalışan bir makinanın içindeki bir ekip bu. Beynin kıvrımları içinde birbiriyle iletişen hücrecikler, her biri bir görevi yerine getirmeye çalışıyorlarmışçasına ve tek bir cümleyle yere devrilircesine. Üstlerine de birkaç fırça darbesiyle hayattan birkaç renk bulaşmış, ama sanki onlar da hayatı eline yüzüne bulaştırmış.

HAYATI ELİNE YÜZÜNE BULAŞTIRMAK

İlk anda bu benzer kalabalığın keşmekeş haline bir anlam vermeden başlayan dakikalar kısa sürede ellerinde yaşamın bir kullanım klavuzu olmadan dünyaya fırlatılmış insanlığı çağrıştırmaya başlıyor. Böylece oyunun ilk çeyreği ne kadar sizi uzakta tutmaya gayret ediyorsa da, bu çağrışımlara kısa sürede kapılıp gidiyorsunuz. Oyunun müzikleri Yusuf Tan Demirel’e ait, özellikle org çalınan kısımlarında seyircinin kendinden menkul belirsizlik hissiyle kaybolması ve dağılıp gitmesi de önleniyor.

Hayatı eline yüzüne bulaştırmış, bir makinadan öte organik bir yapının birimleri, ancak her biri karar alma becerisinden de yoksun. Sanki bitmeyen ve susmayan sesler zihnimizi doldurmuş gibi. Bir kayboluşa davet… Evlenelim mi? Çocuk yapalım mı? Gidelim mi? Başlayalım mı? Sevişelim mi?…

Biraz konuşmasak nasıl olur?

GÜZEL BİR GÜN

Nasıl ki yarın her şeyin daha iyi olacağına inanmadığınızda yeni bir gün görmek pek de mümkün değilse, düzenli olarak kendi kararlarını aldığına inanmayan modern bireyin benliğini parçalanmadan sürdürmesi de mümkün olmayacak. Ancak, önemli olan karar alabilme becerisi mi? Aldığımız kararın gerçekten kendimize ait, hür irademizle damıtılmış olduğuna nasıl inanabiliriz? Peki ya karar(lar) almak zorunda mıyız? Beckett’in eylemsizliği ile bir bağ kurmaya çalışırken, günümüzde zihnin eylemlerini pasifize edersek ne olur? Ya da şöyle soralım: Anlamsızlık alemindeki bu yaşantımızda herhangi bir değişiklik olur mu?

Belki de cevap tam tersinde saklıdır. Profesyonel yaşamında sürekli çok önemli kararlar vermesi gereken iş insanlarının sürekli siyah tişört ve pantolon giyip karar alma zorunluluğunu azaltmaya çalışması gibi. Belki de sıradan bir gün geçirmemeye duyduğumuz ihtiyaç da (belki bizi bu oyuna sürükleyen de bu dürtüydü) karar verebilmek için kendisini duvardan duvara vuran bu zihin seslerinin arasında kaybolup gidiyor. Yere yılığan bedenler de eşlik ediyor bu kayboluşun zorlu ve patırtılı farkındalığına.

Belki kaybolup gidiyoruz yaşamda.

Şubat ayında son iki defa perdelerini açacak oyun, 6’sında Sahne Pulcherie, 26’sında ise Zorlu PSM’de izlenebilir.

Estragon Şapkasını Lucky’ninkinin Yerine Giyer ve Lucky’nin Şapkasını Vladimir’e Uzatır”

Yazan ve Yöneten: Doğa Nalbantoğlu

Oyuncu Kadrosu ve Yaratıcı Ekip: Emirhan Altunkaya, Emre Yıldızlar, Gül Doğa Selvi, İrem Kalaycıoğlu, Kayra Belen Yardımcı, Şeyiba Ceren Ülgen, Yusuf Tan Demirel

Özgün Müzik: Yusuf Tan Demirel

Ayrıca Bakınız

Kostüm Tasarımı: Kayra Belen Yardımcı

Dekor Tasarımı: Doğukan Taylan Vargün, Kayra Belen Yardımcı

Işık Tasarımı: Doğa Nalbantoğlu, Fırat Akın

Dış Göz: Doğa Öktem

Kardeşlerin Masalı Yazan: Yusuf Tan Demirel

Afiş Tasarımı: Doğa Öktem

Yapım: Sarı Sandalye

Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” oyunundan esinlenilmiştir.


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik