Godot Bize Gelmez: Işkırlak düştü, içinde biz vardık!
Godot Bize Gelmez’de Karagöz perdesine sadece suretler değil, varlık ile yokluk arasındaki o tekinsiz boşluk düşüyor. Işkırlağın ve ışkırlakla birlikte Karagöz’ün yere kapaklandığı o an başlayan kadim tartışma, Beckett’in varoluşsal sancılarını Karagöz’ün bitmek bilmez enerjisiyle harmanlıyor. Ortaya trajedinin kıyısında gezinen, somut, güncel ve bir o kadar da hınzır bir hikâye çıkıyor.
MUSTAFA KARA
Öteki Tiyatro geleneksel olanın bilgisini tekrar etmenin ve suyunun suyuna tirit banmanın konforlu alanını sarsmaya devam ediyor. “Karagöz işte, Ramazan eğlencesi, anaokulu aktivitesi“ diyen sığlığa karşı ışkırlağı havaya fırlatma eylemi gibi de düşünebiliriz bunu. Shakespeare’in tefecilik üzerinden adalet meselesini tartışan Venedikli Tacir’i Karagöz’ün dünyasında yeniden var ettikten sonra, şimdi daha riskli bir oyun ile perdenin arkasında. Beckett’in insan varoluşunun beyhudeliğini ve umudun trajikomik doğasını anlatan Godot’yu Beklerken’i, Murat Karahüseyinoğlu’nun yeniden yazdığı haliyle, yani Godot Bize Gelmez olarak izleyici karşısında. Bu kez bizden bir bekleyiş olarak.
Beckett’in kahramanları anlamsızlık içinde çaresizce bekleyedursun, Karagöz’ün fıtratında felç olmak yok. O, yerinde duramayan enerjisiyle bu ‘bekleme’ işini kurcalıyor, didikliyor. Beckett’in o buz gibi, steril boşluğu; Karagöz’ün perdesinde yerini bir ‘çiş sancısı’ kadar gerçek ve hayati bir dertleşmeye bırakıyor. Daha oyunun açılışında, henüz sandalyelerimize otururken kulağımıza Karagöz’ün çiş sancısı çalınıyor. En acil ihtiyacından hareketle önce helanın yokluğunu fark ediyor Karagöz; sonra evinin, karısının, çocuklarının da olmadığını…
Gürültünün nedenini açıklamak “Işkırlak düştü” diyor Karagöz, meşhur fıkradaki gibi. Oyundaki varoluşsal meselenin işaret fişeği bu. Evet, Karagöz’ün başlığı düşmüştür düşmesine de, o esnada Karagöz’ün başı da içindedir. Beckett’in tartışma zeminiyle, yani Vladimir ve Estragon’un trajedisiyle, Karagöz’ün perdedeki varlık-yokluk dertleri aynı tekinsiz hiçlikte buluşur.
“Hay hak!” seslenişi yerine damdan düşen kurbağa tekerlemesiyle ve siyah melon şapkasıyla perdede arz-ı endam eden Hacivat ile Karagöz arasındaki o kadim muhavere, bu kez geleneğin ötesine geçmiş ve bir “hiçlik muhaveresi”ne dönüşmüş. Murat Karahüseyinoğlu, “bekleme” halini yerelleştirirken coğrafyanın tarihsel ve sınıfsal bir trajedisini de ihmal etmemiş. Avrupa Birliği kapısında yıllarca bekleyen kuşaklardan, enflasyonun düşmesini bekleyen emekliye, yarınların gelmesini umutla bekleyen o kadim retorikten 2053’e uzanan vizyon beyanlarına kadar geniş bir listesi var Karagöz’ün.
Godot’nun bize gelmeyeceğini deneyimlerimizden zaten biliyoruz sonuçta!

PERDEYE DÜŞEN SURETLER, KOSTÜMLER, DEKORLAR
Oyun, geleneksel hayal perdesini sadece bir yansıtma alanı olarak değil; yaşayan, nefes alan bir sahne tasarımı olarak kurguluyor. Klasik Karagöz oyunlarının o bildik statik “ev” veya “ağaç” tasvirleri yerini Beckett’ın tekinsiz boşluğuna bırakırken, perde de Godot’yu Beklerken’in atmosferini soluyan bir mekâna dönüşüyor. Figür tasarımları da bu dilden nasibini almış: Karagöz’ün geleneksel giysilerine eklenen “modern eğretilikler”, sadece görsel bir tercih değil; karakteri gelenekten koparıp bugüne taşıyan işlevsel bir yabancılaşma efekti. Pozzo ve Lucky figürlerindeki grotesk tasarım ise iktidar kavramını doğrudan bedenler üzerinden sorguluyor. Baskın bir figür olarak perdeye yansıyan Pozzo’nun yanında; Lucky’nin bükülmüş, neredeyse saydamlaşmış formu, efendi-köle ilişkisinin fiziksel bir yıkımı gibi duruyor.
Perdeye taşınması böylesine güç bir metnin en dinamik güvencesi ise Hayali Mehmet Ali Dönmez. Geleneksel Karagöz disiplinine olan hâkimiyeti üzerine yeni bir üslup inşa etmeye yönelen Dönmez, oynatıcılığı bir performans sanatı olarak icra ediyor. Beckett’ın durağan ve steril dünyasını Karagöz’ün hırçın doğasıyla çarpıştırırken; ses tonlamalarından tasvirlerin milimetrik titremelerine kadar her anı büyük bir titizlikle yaşıyor, yaşatıyor.

EFENDİ VE KÖLENİN GROTESK DANSI
Godot Bize Gelmez’in en güçlü damarlarından biri de Beckett’in Pozzo ve Lucky karakterlerinin perdedeki tezahürleri. Karagöz’ün o saf ama hınzır bakış açısı, bu ikilinin misyonunu yeniden kurguluyor. Karagöz; her şeyi bildiğini sanan ama aslında hiçbir şey söylemeyen zamane bilmişlerini Lucky üzerinden tokatlarken, ipleri elinde tutan Pozzo da bu salvolardan payına düşeni alıyor. Oyuna bir “haberci” olarak dahil olan Bebe Ruhi, sadece geleneğe bir selam olarak değil; güvenilmez ve kaypak tavrıyla bekleyişin beyhudeliğini mühürleyen bir figür olarak perdede. Godot’nun gelmeyeceği zaten malum; fakat bizi kandırmaya gelenin Bebe Ruhi olması tam bir kara mizah örneği. Karagöz bu fırsatı kaçırmıyor: “Elçisi Bebe Ruhi olanın ‘geleceğim’ demesine bakıp da, hiç gelmeyecek birini bekleyemem ben” diyerek bu toprakların siyasi ve sosyal kandırılmışlık tarihine sert bir gol atıyor.
Bu oyun sadece bir Karagöz gösterisi değil; güncel politik mesajlarıyla net bir duruş sergileyen, sert bir zihniyet eleştirisi. Godot Bize Gelmez, düşen ışkırlağın içine sıkışanın sadece Karagöz olmadığını hatırlatıyor. Çiş sancısıyla açılan oyunun katharsise ulaştığı anı tahmin etmek ise güç değil! Karagöz’ün perdeyi yırtıp attığı, “hayali” bir suret olmaktan çıkıp etten kemikten bir itiraza dönüştüğü o an… Bu andan geriye fiziksel bir rahatlama kalsa da, zihnimizdeki o kadim huzursuzluk ve iç sıkıntısı baki kalıyor.
“Godot Bize Gelmez”
Eviren-çeviren yeniden yazan ve yöneten: Murat Karahüseyinoğlu
Karagöz Ustası/Oynatan/Hayali: Mehmet Ali Dönmez
Yardımcılar / Yardaklar: Elif Naz Alpman, Hazal Akyürek
Tek perde, 70 dakika
Yaş Sınırı 12+

“Godot Bize Gelmez”