Kara Kutu: Hakikati gölgede bırakma!
MUSTAFA KARA
Unutmak ile hatırlamak arasında savrulan yıkıcı bir sır, bitmek bilmeyen inşaat gürültüsü. Abla kardeş eski müştemilatlarına sığınmış, bir yandan iş makinaları arkasında yitip giden geçmişlerine bakıyorlar. Hafıza sorunları yaşayan küçük kardeş eksik puzzle parçalarını yıkıntılar arasında arıyor.
BGST Tiyatro’nun “Kara Kutu”su, babalarının ilk ölüm yıldönümünde bir araya gelen üç kardeşin yaşadığı yüzleşme ve aydınlanmayı anlatıyor. Rastlantılarla giderek soru işaretlerini büyüten ve sonunda gerçeği apaçık ortaya koyan bir gün yaşıyorlar. Bir yıldır gitgelli hafızası ile her gün yeniden yeniden zihninin oynadığı oyunlarla mücadele eden Umut, yıkıntılar içinde bir flash bellek buluyor. Bu taşınabilir hafıza, 3 kardeş ve 1 kuzenin girdiği yüzleşmenin tetikleyicisi oluyor.
KOLEKTİF OYUNLAŞTIRMA YÖNTEMİ
BGST Tiyatro’nun kolektif oyunlaştırma yöntemiyle yazdığı metinde, Günkut Güven, Maral Çankaya ve Mehmet Can Engül’ün imzası var. Günkut Güven ışık tasarımını, Maral Çankaya dekor tasarımını yapmış, Mehmet Can Ergür rejiyi üstlenmiş, dekor tasarımında rol almış. Maral Çankaya ve Günkut Güven aynı zamanda oyuncu olarak sahnedeler. Oyunculardan Büşra Karpuz’un adı kostüm ve dekor tasarımında da var. Dördüncü oyuncu İlker Ergün de ışık tasarımını yapmış. Ses, efekt tasarımı ve müzikler ise Beril Sarıaltun’a ait. Aynı zamanda ekibin hemen hepsi “Proje Tasarım”da yer alıyor. BGST’nin tecrübeli isimleri Sevilay Saral ve Cüneyt Yalaz da “danışman” olarak projede yerini almış. Bu geçişli ve grift görev dağılımının başka detayları da var ama şimdilik daha fazla kafa karıştırmayalım. Sonuçta tüm bu karmaşık görünen verilerin temel bir açıklaması var; BGST’nin öncü ismi Ömer Faruk Kurhan’ın geliştirdiği “kolektif oyunlaştırma” yöntemi. “Oyuncunun oyuna bir okul gibi yaklaşmasını hedefleyen”, “oyuncusu birebir kurucu olarak oluşum sürecine dahil eden”, “deneyselliği esas alan” bir yöntem bu. Katılım zenginliği ve kültürel çeşitliliği de merkeze alıyor. Oyun böyle bir kolektif süreçten çıktığından oyuncuların sahnedeki uyumu da belirgin biçimde öne çıkıyor.
“Kara Kutu”nun arka planında uzun zamana yayılan sahnede doğaçlama pratikleri ve dijital tiyatro çalışmaları var. Bunun sonucu olarak güncel esprileri, dinamik bir metin yapısını kolaylıkla gözlemliyor, etkili video kullanımının oyunun bir parçası olarak sahnede görüyoruz. Bu durum da kolektif oyunlaştırma yönteminin doğal sonucu. (Kolektif oyunlaştırma yöntemi ile ilgili daha detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler Kolektif Oyunlaştırma Deneyimleri başlıklı videoyu izleyebilir, Kolektif Oyunlaştırma Bağlamında Kara Kutu Deneyimi başlıklı yazıyı okuyabilir.)
KARA KUTU’DAKİ HAKİKAT
“Kara Kutu”nun bireysel hafıza meselesinden yola çıkarak, toplumsal hafızaya dair önemli bir tartışma yürüttüğünü söylemek mümkün. Türkiye’nin “inşaat çağı”na odaklanan metin, hem yıkımların, hem yeniden inşaların izini sürerken, olumlu ve olumsuz yönleriyle insanı odağa alan bir olay örgüsü sunuyor. Sadece yakın geçmişin değil, çok yakın geçmişin, hatta “an”ın da “hatırlama-unutma” bağlamında önemli meseleler içerdiğini fark ediyoruz.
Gerçek ile rüyanın iç içe geçtiği, kafası karışmış Umut üzerinden zamanda ileri-geri sıçramalar yaşandığı oyunda, babanın ruhu “Hakikati gölgede bırakma” diyor. Vasiyet gibi. Lafı geçen “Kara Kutu”nun içinde “hakikat” var, ister hazine sayarsın bunu, istersen felaket.
Hakikatle yüzleşmek de bir seçim, yüzleşmemek de. Bu gerçeğin altı, oyunda sıklıkla seçimleri sorgulatan Matrix göndermeleriyle çiziliyor. Kırmızı hapı mı, mavi hapı mı yutacağın; gerçeklerle yüzleşecek ya da onlardan kaçacak olman bu seçimlerle ilgili. Oyundaki her karakterin yaptığı seçimlerle ilerliyor hikâye, biz bu seçimleri sonuçlarıyla birlikte görüyor ve yargılıyoruz. Hakikatin bizi özgür kılacağı ön kabulünün gerçek hayatta çok da anlamı olmadığını da görüyoruz elbette. Kim Neo olmayı seçmiş, kim ne zaman Matrix’e teslim olmuş ortaya çıkıyor. Burada “onaylama” ya da “eleştirme”nin ötesine geçen bir tutum var. Matrix’ni daha teknik düzeyde ele aldığı ve baştan “doğru tercih” vurgusu yapan hali yerine tiyatro sanatının insanı farklı boyutlarda anlama ve anlatma çabası öne çıkıyor.

KUTULAR, KARAKTERLER, DEĞİŞENLER, DEĞİŞMEYENLER
Oyunun üst üste konulduğunda 3 kule oluşturan 12 küpten oluşan dekoru oldukça işlevsel. Kimi zaman binaları ayakta tutan kolonları simgeliyor, kimi zaman içinde hakikat aranan taşınma kutuları. Bu halleriyle hem hikâyenin omurgasını ayakta tutuyorla, hem de biribirine geçmiş anılar toplamını içlerinde taşıyorlar. Kutuları açtıkça hatırlanan hakikatler, kutuların içine girince dile gelen gerçekler, oyunun akışı ve hareketi hep bu kutular etrafında. Oyunun oldukça başarılı olan videolarını da bu kolanlar/kutular üzerinde izliyoruz. Görüntüleri tam bir ekranda değil, üç parça halinde izlemek farklı bir deneyim sunuyor.
Oyunun olay örgüsünde bölük pörçük, belli belirsiz haberimiz olan gerçekler, adım adım ortaya çıkıyor, parçalar birleşiyor, ailenin sırları ortaya dökülüyor. Başlarda seyirciye tahmin etme alanı bırakan bu kaotik çerçeve, yanılma payları, haklı çıkmalar ve sürprizleriyle dinamik bir oyun akışı sunuyor. Hikâye çözüldükçe karakterlerle ilgili peşin hükümler de sarsılıyor. Kiminin para biriktirme ile kendini gösteren anaç koruyucu hali, diğerinin risk alarak aileyi kurtarma ve beklentileri karşılama tercihleri açığa çıkıyor. Gazeteci refleksleriyle akıllı ve sorgulayan bir karakter çizen kuzen, işler sarpa sardıkça başka başka refleksin ağına düşüyor. Beklentisinin ne olduğunu da görüyor, anlıyoruz. Masum, duygusal ve bigünah görünenin, ki biraz da izleyicinin özdeşlik kuracağı karakter bu, aslında hangi hapı yuttuğu da netleşiyor. Karakterler bir yandan ayrışırken, diğer yandan tutumları itibarıyla benzeşiyor da.
Deprem ile ilgili anlar müstesna, mizah yönü dram yanına göre daha güçlü bir oyun “Kara Kutu”, hikâye berraklaştıkça karakterler değişmiyor, ama bizim algımız değişiyor. Unutmak ve hatırlamak üzerine, hatta hakikat ve suskunluk üzerine yeniden düşünme ihtiyacı duyuyoruz. Hakikati isteyenin bir argümanı varsa, hakikatten kaçmak isteyen bin yol bulur kendine çünkü. Yalan da olsa keyfimiz kaçmadan yaşamak mı, hakikatin sancılı delhizlerinde dolaşmak mı?
Yanıt sizin “flash” belleğinizde, Kara Kutu’nuzda. “Hakikati gölgede bırakma” öğüdünü, vasiyetini tuttuğunuzda eski halinizden ne kalır, işte orası muamma.

“Kara Kutu”
Hikâye: Kolektif
Metin: Günkut Güven, Maral Çankaya, Mehmet Can Engül
Metin Danışmanı: Sevilay Saral
Reji: İlker Ergün, Mehmet Can Engül
Reji Danışmanı: Cüneyt Yalaz
Oyuncular: Büşra Karpuz, Günkut Güven, İlker Ergün, Maral Çankaya
Proje Tasarımı: Beril Sarıaltun, Büşra Karpuz, İlker Ergün, Mehmet Can Engül
Müzik & Ses Tasarımı: Beril Sarıaltun
Afiş Tasarımı: Damla Pinçe
Dekor: Büşra Karpuz, Maral Çankaya, Mehmet Can Engül
Kostüm: Büşra Karpuz
Işık Tasarımı: Günkut Güven, İlker Ergün
Görüntü Tasarımı ve Kurgu: Aysu Yumuşak, Emre Aymelek, İrem Uyum
Işık Uygulama: Seril Aksoy
Efekt ve Görüntü Uygulama: Fatih Candemir, Zeynep Nur Demirağ
“Kara Kutu”

