“Kat: 9 Daire: 34” ve “Ben Zek”: Her mutsuz evladın hikâyesi kendine özgüdür!
Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine özgüdür.”, Tolstoy
MUSTAFA KARA
Travmalar sadece psikolojinin alanı olmaktan çıktı epeydir. Tiyatro sahneleri de insanı insan yapan koşullara ve ebeveynleriyle ilişkilerine ışık tutuyor. Özellikle babalara. Babaların varlığı ya da yokluğu kadar varken yokluğu da mühim. Ve Sahne’nin Ben Zek’i ve Baum Tiyatro’nun “Kat: 9 Daire: 34”ü bu eksende ilerleyen iki yeni metne dayalı oyunlar, ancak ilk bakışta benzerlik göze çarpsa da detaylarda farklı dünyalar anlatıyor, farklı sancıların peşinde koşuyorlar. Aslında kaynak aynı: Doğumla gelen ölüm ve bu ölümün ardın bir daha asla aynı kişi olamayan ve faturayı bigünah çocuğuna kesen babalar. Soru belli: “Bir evlat, daha ilk nefesinde babasının gözünde katil haline geldiyse, diyet nasıl ödenir, evlatlık borcu ne zaman biter? Ya da biter mi?”
KAT: 9 DAİRE: 34

“Biz kat kat apartmanlardan birinin bir penceresinden yansıyan ışıktık sadece” cümlesiyle meselenin sıradanlığı ve yaygınlığına vurgu yaparak yola çıkıyor Kat: 9 Daire: 34. Çok katlı, çok daireli herhangi bir apartmanın herhangi bir dairesi. Apartman vurgusu daha oyunu görmeden soğuk ve betonsu bir his oluşturuyor. Sahnede gördüğümüz iki insanın karşılaşmaları da öyle. Öfke bu soğukluğu kırıyor ve yüzleşme ondan sonra başlıyor. Oyunu Adil Şahin yazmış, yönetmiş ve Beyza Ergezer Şahin ile birlikte sahneyi paylaşıyor.
Gizem Kadirler’in dekor tasarımında iç içe çizilmiş iki çember var ve erkeğin bu çemberlerin tebeşirle üstünden geçtiği bir girizgah izliyoruz önce. Kadının yıllar sonra geldiği, erkeğin ise babanın kaybı sonrası yeniden uğradığı evin sınırları ve iç sınırları yeniden belirginleşiyor. Bu iki çember ve onların çevresindeki sonsuz dünya henüz ceninken bu hayatı paylaşmaya başlayan iki kardeşin “ortak dünyası”, “babalarının belirgin izini taşıyan kendi dünyaları” ve dışarıda tek başlarına kendileri olabildikleri “gerçek dünya”yı simgeliyor.
Ömürlerini verdikleri çemberi kırma çabalarının “başarı”larını da, “başarısızlık”larını da görüyoruz sahnede. Yüzleşme ve bir o kadar da bir fark ediş hikâyesi bu. İkiz kardeşler geçmişlerine ve bugünlerine dair fark ettikleriyle kendilerini yeniden inşa yoluna gidiyorlar. Kadın daha çemberi erken kırabilmiş, erkek çemberin içinde geçirmiş ömrünü, şimdi ona uzanan el yanına çekmek üzere değil, dışarı itmek üzere uzanıyor. Çemberi kırmak çemberden kurtulmak mı, o da oyunun sorusu olarak dursun kenarda.
Ellerini kalplerinin üzerine koyduklarında kalp atışları dahi aynı olan ikizlerin, neden birbirlerinden ayrılması gerektiğini, neden ayrı ayrı var olmaları gerektiğini anlamak güç gelebilir. “Sanki babamla konuşuyorum. Ona dönüşmüşsün. Bir de bana güven falan diyorsun. Bir gün babama dönüşeceğini bile bile mi güvenecektim sana?” cümlesi ağır bir cümle. Mesele kardeşin babaya dönüşmesi bile değil, kardeşinin öyle hissetmesi hatta.
Sırt kaşıyıcısıyla kurduğu bağ evladıyla kurduğu bağdan daha güçlü olan bir babanın zorla yas tutturduğu çocuklardan söz ediyoruz çünkü: “Babam zorla bize yas tutturdu. Kendi yasını üzerimize yükledi. Biz annemizi kaybetmedik ki. O kaybetti. Biz zaten annesiz doğduk. Habersiz olmalıydık bu histen. Ama bile bile yaşattı bize o hissi.”

“BEN ZEK”
“Kat: 9 Daire: 34”ün duygusal yönleri ağır basan dramatik yapısına karşın, “Bir evladın babaya, hayata ve kendine yönelttiği cesur bir yüzleşme” diye sunulan “Ben Zek”te heyecanlı ve sürekli acelesi olan bir karakter var sahnede. Oyunun seyirciyi dahil eden ve oyun içinde oyunlarla tempoyu yüksek tutan yapısı bununla uyumlu. Sürekli konu değişiyor, yapacaklarıyla anlattıkları birbirine giriyor Zekeriya’nın, yani Zek’in. Mehmet Küçük’ün, Gaye Küçük’le birlikte yazdığı ve sahnede Zek’e can verdiği bu tek kişilik oyunun yönetmeni Melih Salgır. Salgır’ın rejisinde bir oyuncunun audition çekimi için toplanmış arkadaşlarıyız izleyiciler olarak. Ring ışığın içine yerleştirilmiş cep telefonunun görüntüsü projeksiyonla arkaya yansıyor ve “projeksiyona yansıyan görüntünün oyunun parçası olduğu” nadir örneklerden birini görüyoruz. Sahnedeki Zek ile projeksiyona yansıyan oyuncu Zek’in farkı da belirginleşiyor böylece.
Zek, bir yandan deneme çekimi için çabalıyor, bir yandan kendisiyle ve babasıyla giriştiği yüzleşmenin ilk adımlarını atıyor. Deneme çekimini izlemeye gelmiş arkadaşlarıyla (izleyiciyle) kurduğu diyaloğa rengini veren de, babasıyla ilişkisine dair anlattıkları da bizi aynı arayışa götürüyor, onay arayışına. Annesi onu doğururken öldüğü için “katil” muamelesi gören, hatta ona bu sıfat layık görülen Zek, babasının ve dahi arkadaşlarının/izleyicinin onayını arıyor sürekli. Heyecanı da aşan telaşlı hali, bunun için fazlasıyla acelesi olduğunu da hissettiriyor. Bu durum seyirciyi bir jüriye dönüştürürken, “Paylaşacak kimsen yoksa başarı neye yarar?” cümlesi meselenin düğüm noktası olarak zihinlerde yankılanıyor. Zek’in abartılı telaşı ve neşesi ilk başta sempatik gibi görünüp seyirciyi yanına çekse de, bir süre sonra “rahatsız edici” bir hal alıyor ve bu yapaylık bize Zek’in çocukluğundan beri “rol yaparak hayatta kalma” mottosuyla hareket ettiğini düşündürüyor. Yeri gelmişken söylemek lazım, “rahatsız edici bir telaş”ı izleyiciyi rahatsız etmeden oynamada gayet başarılı Mehmet Küçük.

KENDİNE ÖZGÜ MUTSUZLUKLAR
“Ben Zek” ve “Kat: 9 Daire: 34”, benzer bir temayı bambaşka açılardan ve oldukça farklı bakış açılarıyla sunan oyunlar. Kat: 9 Daire: 34 izleyiciyi insanın içine doğru bir yolculuğa çıkararak karakteri dışarıya doğru iterken, Ben Zek daha izleyici odaklı bir evren kurarak görünen kısmın arkasındaki temsillere ışık tutuyor. Zek’in tüm derdi o onayı almakla ilgili; babadan alamadığı onayı izleyiciden almakla… “Kat: 9 Daire: 34”ün ikizlerinin odağı dışarıdan nasıl göründükleri değil, onların derdi birbirleriyle ve kendileriyle. Erkek olan ikiz onayı babasının yaşlılığında bakımını üstlenerek bizzat ondan almaya çabalarken, kadın olanı bu duyguyla savaşması gerektiğini keşfederek kendini çemberin dışına atmaya çalışmış. Zek “ünlü bir oyuncu olarak” onay ihtiyacını gidermeye çalışırken, “Kat: 9 Daire: 34”ün kadın karakteri ünlü olurken dahi kendi isminden vazgeçerek, bu onay arayışının kendisini daha baştan reddediyor. Erkek kardeşiyle kurduğu ilişki de benzer, çözdüğü gerçek şu cümlede gizli: “Bir yere gitmesen, terk etmesen ne olur? Anlayıp bilip de uzaklaşmamak en büyük kaçış.”
Babalar, her iki oyunda da, doğumdan önceki hayatlarının mutlu olduğu, evlatlarının işlediği cinayetle her şeyin alt üst olduğu fikrinde ve bu fikri çocuklarının üzerine kusmaktan zerrece tereddüt yaşamamışlar. “Her şeyi sen mahvettin, her şeyi sen yıktın” nidaları ile açıkça evladına “Katil” diyen baba sesi aynı frekansta tınlıyor. Her iki oyunun afişinde de, kuşkusuz birbirlerinden habersiz biçimde, kırılmış, parçalara ayrılmış insan suretleri bulunması tesadüf olmasa gerek!
Yükü ağır gelen kırılganlıklar arasında kendini yeniden inşa etmenin farklı yolları arasında dolaşan her iki oyun da, çağdaş ailenin yaşadığı trajediyi en uç noktadan alıp gözümüzün önüne getiriyor. Sonuçta “Kat: 9 Daire: 34”ün bize hatırlattığı üzere onlar “kat kat apartmanlardan birinin, bir penceresinden yansıyan ışık” sadece: “Bir gün bir evin ışığı yanık kalır. O ailenin başına bir şey gelir. Kimse önemsemez. Herkes ‘ben değilim’in sevincinde. Hâlbuki bir gün her ailenin başına bir şey gelir…”
Ne demiştik hem, her ailenin mutsuzluğu kendine özgü!
* “Kat: 9 Daire: 34”, 31 Ocak’ta 16:00 ve 20:30’da Mekan Eksi On Altı’da, 8 Şubat’ta saat 20.30’da Koma Sahnesi’nde olacak.
* “Ben Zek”, 4 Şubat’ta Moda Sahnesi’nde olacak. Oyunu 12 Şubat’ta Caddebostan Kültür Merkezi, 21 Şubat’ta Mayor Sahne, 24 Şubat’ta Bahçe Galata’da izlemek mümkün.


“Kat: 9 Daire: 34”
Yazan-Yöneten: Adil Şahin
Yardımcı Yönetmenler: Eda Nur Ertem, Yaren Çavdur, Berk Konaçoğlu
Oyuncular: Beyza Ergezer Şahin, Adil Şahin, Bengü Atar (Ses), Berk Konaçoğlu (Ses)
Dekor Tasarım: Gizem Kadirler / Adil Şahin
Işık Tasarım: Murat Çetinkaya
Kostüm Tasarım: Gizem Kadirler
Müzik: Osman Naci Akıncı
Afiş Tasarım: Zeliha Asel Yağmur
Fotoğraf & Teaser: Furkan Koca, Zeliha Asel Yağmur
Süre: 75 dakika
Yapım: Baum Tiyatro

“Ben Zek”
Yazan: Gaye Küçük, Mehmet Küçük
Yöneten: Melih Salgır
Reji Asistanı: Gaye Küçük
Oynayan: Mehmet Küçük
