Sahneden sınıfın kalbine: Ve işçiler marş söyleyerek sahneye girdiler
Tiyatro tarihinde eşine az rastlanır bir olaydır bu. Bertolt Brecht’in düştüğü notla ilhamını verdiği, Ankara Sanat Tiyatrosu’nun ehil ellere emanet ettiği, Sarper Özsan’ın yazıp bestelediği 1 Mayıs Marşı, yarım asırdır süren bir ritüel gibidir artık. Meydanda, sokakta, sendikada, dernekte, kahvede, koğuşta, hücrede, devrimcilerin ve işçilerin buluştuğu her yerde: Günlerin bugün getirdiği…
Derleyen: Sahneden
Bertolt Brecht, Maksim Gorki’nin Ana romanını sahneye taşırken oyundaki tüm şarkı sözlerini kendisi yazar. Sadece bir sahnede şu notu düşer: “İşçiler marş söyleyerek sahneye girer.” 1 Mayıs 1905 sahnesidir bu. Ne söz vardır, ne ezgi. Brecht’in açtığı bu kapıdan 1974 yılında sahneye Sarper Özsan girer, elinde bir marş vardır. 1 Mayıs Marşı!
Ankara Sanat Tiyatrosu, Bertolt Brecht’in Maksim Gorki’den uyarladığı Ana’yı sahneleyecektir. Rutkay Aziz yönetmendir, sahnede Meral Niron, Erkan Yücel, Savaş Yurttaş, Yaman Okay, Erol Demiröz ve diğer AST kadrosu olacaktır. Oyunun müziklerini Sarper Özsan üstlenmiştir. İşte bu kadro, Brecht’in bıraktığı görevi tamamlar, yarım yüzyıl boyunca yüzbinlerce işçinin meydanlarda tek bir ağızdan söylediği marş böyle doğar. Aslında Sarper Özsan önce hazır bir marş aramıştır. İçine sinen bir marş bulamayınca iş başa düşer. Sözleri yazar, besteyi yapar. “Oyunun geçtiği tarihe ve coğrafyaya yabancı düşmeyecek, ama Türk dinleyicinin kulağına da uzak gelmeyecek bir ezgi” aramış (Sarper Özsan röportajı, Celal Üster, Cumhuriyet, 2009), nihayetinde Kürdî dizisiyle sol minörü harmanladığı bu marşı yazmıştır. Rejinin ihtiyaç duyduğu coşkuyu verecek, kolayca hep birlikte söylenebilecek yalın bir eser çıkmıştır ortaya.
Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir, bizde ve her yerde
1 Mayıs, 1 Mayıs; işçinin, emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın bayramı
MARŞ MEYDANDA: İLK 1 MAYIS, İLK MARŞ
Ankara Sanat Tiyatrosu’nun politik izleyicisi prömiyer gecesinden marşı benimser, işçilerin yüzbinler haline sahneye girmeye hazırlandığı ülke gerçeği ile birebir örtüşen bu marş dilden dile yayılır. Hesaplanmayan, öngörülmeyen olur, ne dördüncü duvar kalır, ne sahne, ne salon! Marş dilden dile, sokaktan sokağa işçi sınıfının dilinde bayraklaşır. Üstelik oyunun ömrü uzun olmaz, olamaz. Önce oyun yasaklanır, sonra mahkeme kararıyla yeniden perde açsa da Sıkıyönetim Komutanlığı’nın emriyle Ankara Sanat Tiyatrosu tümden mühürlenir. 23 Nisan 1975 tarihinde Ana oyunu gerekçe gösterilerek verilen bu kapatma kararına rağmen, marş dilden dile haykırışını sürdürür.
Türkiye’de 1 Mayıs’ın ilk kez yasal ve kitlesel olarak Taksim Meydanı’nda kutlandığı 1976 yılı geldiğinde marş çoktan hazırdır. Türkiye İşçi Partisi’nin yayın organı Çark-Başak marşın sözlerini yayımlar ve Taksim’deki kutlamalarda marş söylenmeye başlanır. Asıl büyük kitlesel söyleyiş tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçecek 1977’de olur. 1 Mayıs Meydanı’nı dolduran yüzbinlerce emekçi önünde marşı söyleyen Ruhi Su Dostlar Korosu’dur.
Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir
1 Mayıs, 1 Mayıs; işçinin, emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın bayramı
HALKIN SANATÇILARININ DİLİYLE EMANET İŞÇİ SINIFINDA
Marş, artık Türkiye işçi sınıfı tarihinin hafızasına bir daha silinmemek üzere yerleşmiş, toplumsal belleğe kazınmıştır. Cem Karaca ve Dervişan aynı yıl 1 Mayıs Marşı’nın 45’liğini çıkarır. A yüzünde 1 Mayıs Marşı, B yüzünde yine AST’nin Ana oyunundan, sözlerini Bertolt Brecht’in yazdığı Durduramayacaklar Halkın Coşkun Akan Selini vardır. Cem Karaca’nın sürgün öncesi Türkiye’de yayımladığı son 45’liktir bu. Marş öyle etkili olmuştur ki, iktidarın yanıtı cezalandırma olarak gecikmemiştir. AST’ın ödediği bedelin bir benzerini Cem Karaca da ödemek zorunda bırakılmıştır.
Aynı yıl bir hamle de Timur Selçuk’tan gelir, 1 Mayıs Marşı’nın yer aldığı bir plak yayınlar. Emanet artık işçi sınıfınındır! 12 Eylül faşist darbesinin ardından 1 Mayıs Marşı da kara listeye girer, kasette taşımak, çalmak, dinlemek yasaklanır. Sonraki yıllarda başta Grup Yorum olmak üzere aralarında Edip Akbayram, Suavi, İlkay Akkaya’nın da olduğu pek çok müzisyen bu marşı söyler.
Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor
Gün gelir, gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda kül gibi savrulur gider
TİYATRO SAHNESİNDEN 1 MAYIS MEYDANLARINA
Türkiye’de sokak hareketlerinin ve işçi sınıfının marşları genelde geçmiş askeri marşların uyarlamaları ya da Avusturya İşçi Marşı, Bandiera Rossa, Bella Ciao gibi dünya işçi sınıfının marş geleneğinden gelirken, 1 Mayıs Marşı bu tabloyu yıkar. Çok kısa sürede herkesin benimsediği, mücadele içindeki işçi sınıfının diline yerleşen bir marş olur. Sözleri ve bestesi Türkiyeli bir sanatçınındır, doğduğu alan ise Ankara Sanat Tiyatrosu’nun sahnesi gibi politik tiyatro açısından simgesel bir yerdir. Çıkış noktası Rusya’nın 1905 1 Mayıs’ı olsa da Türkiye işçi sınıfının marşıdır ve Türkiye’yi anlatır.
Tiyatro tarihinde eşine az rastlanır bir olaydır bu. Bertolt Brecht’in düştüğü notla ilhamını verdiği, Ankara Sanat Tiyatrosu’nun ehil ellere emanet ettiği, Sarper Özsan’ın coşkuyla yazıp bestelediği 1 Mayıs Marşı, İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nün ayrılmaz bir parçasıdır artık. Yarım asırdır ritüel gibi her yıl tekrarlanır; meydanda, sokakta, sendikada, dernekte, kahvede, koğuşta, hücrede, devrimcilerin ve işçilerin buluştuğu her yerde.
Kim diyebilir perde kapandı, Ankara Sanat Tiyatrosu’nun Ana temsili bitti diye? İşçiler marş söyleyerek sahneye girdi bir kere… Kutlu olsun bayramımız.
* Marşın sözlerinde Cem Karaca – Dervişan versiyonu esas alınmıştır.



