Sen Diye Biri Vardı: İyi ki Vardın!
MUSTAFA KARA
“Hiç bu yaşlarımızda birlikte olmaya başlasaydık ne olurdu diye düşündün mü?” Aslında sorunun bir benzeri de geçerli; bugünkü düşünüş, hissediş şekline sahip olsaydık o yaşlarda ne olurdu? “İnsan değişir ve değiştirir” demiş Bertolt Brecht; dokundundukça, hissettikçe değişir, değiştirir de. “Öyle olsaydı, böyle olurdu” türevi zaman çıkarımlarının tümünü boşa düşüren bir gerçek değişim.
Eksi On Altı Kolektif’in bir yıl aradan sonra yeniden, bu kez kendi mekanında sahnelemeye başladığı “Sen Diye Biri Vardı” oyununun nahif, hüzünlü, neşeli ve umutlu ikliminde zihnin ikili çalışması kaçınılmaz. Bende öyle işledi mekanizma en azından. Bir yanıyla oyunu, oyundaki çifti, “şimdi ne olacak”lı soruların yanıtlarını, anıların bugüne farklı ulaşmış izdüşümlerini ilgiyle takip ederken, diğer yandan aynı soru, hüzün ve açmazların kişisel hayattaki karşılıklarını düşünmek… Size asla kanıtlayamam ama bence bunu sahnedeki çift de her seferinde yeniden hissediyor ve yaşıyor. Sonuçta ortaya çıkan; bazen göz dolduran, bazen gülümseten, bazen “ah keşke” bazen de “iyi ki” dedirten tempolu bir seyir hissi.
Mesela ilk aşk dönemlerinde gidilen ve geç dönüldüğü için babayla ufak çaplı krize neden olan bir konser var. Birkaç kere geçiyor. Yazıyı yazarken önce anımsayamadım bunu, içimden “Ezginin Günlüğü olsa ne güzel olurdu” diye geçti bir an, olmadığını bile bile. Oyunu birlikte izlediğim, benden epeyce genç arkadaşıma da Duman gibi gelmiş. Mor ve Ötesi olmalı, dedik sonra. Sormadım, doğru mu bilmiyorum. Ne fark eder ki? Bugün 30’larında olanlara dair bir dönem hikayesi izliyoruz bir yanıyla ama sonuçta “…isimleri değiştir, anlatılan senin hikayendir.”

Sahnede Eksi On Altı Kolektif’in kurucularından Olcay Yusufoğlu ve Alp Ünsal var. Oyunun yazarı da Alp Ünsal, yönetmeni ise Elif Erdal. Yıllar sonra acı bir kayıp nedeniyle bir araya gelen ve evde başbaşa kalan eski sevgililer var sahnede. Etkileri, izleri hâlâ belirgin bir çocukluk aşkına dair bir nevi yüzleşme hâli. Sorgulayan, tartışan bir yerden değil ama. Hisseden bir yerden, anlamaya çalışan bir yerden. Büyük bir kayıp zaten hayatı sorgulatırken, kendi hayatlarıyla yüzleşen iki genç insan. Yanılgı uçurumlarının kenarlarında dolaşan, düşer gibi olup düşmeyen bir yerden. Bir sonbahar akşamı yağmur sesinin ve birkaç kadeh viskinin eşlik ettiği bu çok özel buluşmada öyle ilk anda aklınıza gelen klişeler yok, daha doğrusu var da yok. İzlersiniz.
“Sen Diye Biri Vardı”, Alp Ünsal’ın sahnelenen ilk oyunu. Ünsal, Damla ve Can karakterleri üzerinden kuşağının aşklara dair yaşadıklarını dönemin özellikleriyle birlikte anlatıyor. Bir yanda paraya ve yaşam standartlarına endeksli başarı beklentileri, diğer yanıyla başarısızlıklar ve arayışlar. İki sevgilinin yıllar sonra baş başa kaldıkları anda giriştikleri sohbetin içine ustaca yerleştirilmiş hassas dokunuşlar olarak sahnede bunlar. Metnin bir becerisi de, sahnede sadece birbirini sorgulayan eski sevgililer olmaması. Hatta ilk gençliklerine dönerek, güvende hissettikleri eski sevgilinin yanında “kendi” oluyor, en çok kendilerini sorguluyor karakterler. Korunaklı maskelerini indiriyor ve en “kendi” olabildikleri halleriyle konuşuyorlar. 15 yaşındaki ilk gençlik hallerine dönüp, iç döküş gibi kendilerine konuşuyorlar, kendilerini sorguluyorlar.

Duygu değişimlerini belirginleştiren, anlatıdaki zaman geçişlerini başarıyla ve bir nefeste veren ışık ve ses tasarımı bu açıdan mühim. Bu oyun boyunca ara ara seyre keskin bir müdahalede bulunma fikri yönetmen Elif Erdal’ın mı, ses ve efekt içermesi dolayısıyla Katia Merdinoğlu’nun mu, yoksa ışık tasarımının bir parçası olarak Ra Yavuz’un mu bilmiyorum, belki de kolektif. Bu geçişler, tam da karakterlerin kendini akışa kaptırdığı anlarda fren işlevi gören bir “titretme” gibi. Derin bir nefes ve “an”a dönüş! Bu ses ve efektin süresinin giderek uzaması da bu zamanda yolculukların, daha doğrusu zamansal karşılaşmaların giderek aynı ruhta tekleşmesini düşündürdü bana. Karakterlerin kendini bulması, kendine dönmesi yani.
Oyunun ayrılmaz bir parçası da tek bir dairenin ışığının yandığı apartman maketi. Arzu Özdemir Macarthur’un tasarımı olan maket, SES Tiyatrosu’ndaki prömiyerde yukarıda imiş. Mekan Eksi On Altı’nın görece küçük sahnesinde izleyicilere çok yakındı ve ev maketi ile aramda yarım metre falan vardı. Dokunma mesafesinde olmak ışığı yanan o odada olma hissini güçlendirdi. Allah muhafaza, ya apartmandaki öbür dairelerden birinde olsaydım?
Uzun sözün kısası, bütün güzel şeyler bir gün bitebilir. “İyi ki varsın” dediğinizde de “İyi ki vardın” dediğinizde de gülümsemeniz eksik olmasın. Bir yandan gözünüz buğulanabilir ama. Sahi, onunla bu yaşlarınızda birlikte olmaya başlasaydınız ne olurdu, hiç düşündünüz mü? Düşünün.
* “Sen Diye Biri Vardı”, 18 ve 25 Ekim Cumartesi akşamları Eksi On Altı Mekan’da olacak.
“Sen Diye Biri Vardı”
Yazar: Alp Ünsal
Yönetmen: Elif Erdal
Oynayanlar: Olcay Yusufoğlu, Alp Ünsal
Yürütücü Yapımcı: Hazal Erdal
Genel Koordinatör: Katia Merdinoğlu
Görsel Tasarım: Hazal Isabelle Hanquet/ Ege Kavaz
Işık Tasarım: Ra Yavuz
Afiş Tasarım: Derya Dilege
Ses Tasarım: Katia Merdinoğlu
Asistan: Meyra Ahsen Temel
Teknik Asistan: Selver Çavuş
Afiş/ Fotoğrafları: Salih Üstündağ
Oyun Şarkısı: Berkay Tulumbacı
Maket: Arzu Özdemir Macarthur
Yapım: Eksi On Altı Kolektif

“Sen Diye Biri Vardı”