Tam Şuramda Duruyor: Acının hiyerarşisi ya da bok gibi coğrafyalarda aşk acısına tutunmak
Büyük buhranların yükü altında ezilirken, kendi minik duygularımızı yaşayabilir miyiz? Can Kılcıoğlu’nun yazıp yönettiği “Tam Şuramda Duruyor”, dışarıdaki gürültüye rağmen “insan” kalmaya çalışanların hüzünlü ve karakomik hikâyesine odaklanıyor.
MUSTAFA KARA
Evet, çoklu krizler çağındayız, her ne demekse! Biri bitmeden öbürü başlıyor, üzerimize üzerimize geliyor. Tarihin en acılı, en sancılı dönemlerinin bize denk geldiğinden dem vuranlar ne çok. Büyük büyük buhranların ve daha büyük risklerin yükü altında ezilirken, kendi minik, mini minnacık duygularımızı yaşayabilir mi modern insan? Daha doğru soralım, yaşamadan durabilir mi? ESTA Atölye’nin sahneye taşıdığı, Can Kılcıoğlu’nun yazıp yönettiği Tam Şuramda Duruyor oyunu “bok gibi coğrafyalara katlanma gücü veren aşk acıları”nın peşine düşüyor. Tanıyoruz bu hissi!
Distopik bir ada olan Pitkar’da geçen oyun, büyük ve acımasız bir dünyanın ortasında, duygularına, kırgınlıklarına, aşk acılarına, yaslarına ve heyecanlarına tutunmaya çalışan insanların tanıdık, hüzünlü ve komik hikâyelerini anlatıyor. Dışarıda otoriter bir rejim, sirenler, silah sesleri ve ne olduğunu anlayamadığımız büyük tehlikeler var. Ara ara hatırlatıyorlar kendilerini. Belli ki iktidar gücünü bu tehditlerin yarattığı korku ikliminden alıyor. İktidarın sesi “Asayiş berkemal!” diyene kadar her şey bir tarafa bırakılıyor, hayat duruyor. Bu oyuna inanmış gibi yapıyor insanlar, aslında var olduğu varsayılan tehlikeden değil iktidardan korkarak… Bir itaat formu “mış” gibi yapmak… Anaokulunda öğrenilen “Çiçek ol evladım, çapraz yap kollarını” komutunu almış gibi çapraz yapılan kollar ve yinelenen itaat cümleleriyle atlatılıyor krizler: Tanrı Pitkar’ı korusun!
Can Kılcıoğlu’nun metni, bu boğucu distopyayı bir arka plan fonu olarak kullanıyor, arada bir gelen silah sesleri ve sirenler ile sık sık anımsatılan gece sokağa çıkma yasağı dışında fazla bilgimiz yok. Gerek de yok zaten. “Kapatın şehrin ışıklarını sevgilim pasta üfleyecek” diyen askerin hüznündeyiz biz. Aşkın çoktan bittiğini bir türlü anlamaması biraz üzüyor bizi de. Aşk acısı çeken bu asker, yılbaşı gecesi Noel Baba olarak rütbelileri ve aileleri eğlendiriyor olsa da, kendi hikâyesinin başrolünde çünkü. Tıpkı acı bir kaybın ardından bir kedinin velayeti üzerinden iktidar, aidiyet ve sevgi savaşı veren ve bu çatışma ile yas sürecini atlatmaya çalışan iki kadın gibi. Ya da hareket tiyatrosu öğrenmek için İtalya’ya gitmek isteyen ancak toksik sevgilisinin küçümsemeleriyle yolunu bulmakta zorlanan genç palyaço gibi. Lafları büyük büyük kursa da, hayallerine dair hiçbir şey becerememiş, sinemacı olmak isterken şipşakçı olmuş fotoğrafçı gibi. Ölüme yürürken geçmiş hesaplaşmalarını çözüme kavuşturmaya, öte tarafa ruh huzuruyla göçmeye çalışan kadın gibi. Herkes gibi. Bizim gibi.

“Tamam senin acın çok büyük de benimki daha mı küçük sence?”
ACININ HİYERARŞİSİ VE KEŞİSEN HAYATLAR
Oyunun iskeletini, görünürde birbirinden bağımsız gibi duran ama ustaca bir kurguyla birbirine temas eden üç farklı ilişki dinamiği oluşturuyor. Bu üç hikâye sahnede akarken, oyunun karakomedi yapısı izleyiciyi sürekli olarak bir ahlaki ve duygusal ikilemin içine atıyor. Oysa haklı ile haksızın sık sık yer değiştirebildiği kaygan bir zemin küçük insanların hayatları; hepsi haklı, hepsi haksız, aynı anda hem haklı hem haksız. Bu iki sözcüğün yeri değil belki de. Birinin ölümü, diğerinin kedisinden veya aşkından daha mı mühim? Uzun sözün kısası acılar yarıştırılabilir mi?
Oyunun rejisini de üstlenen Can Kılcıoğlu, bu yer yer kaotik ruh halini titizlikle sahneye taşırken, oyunun ritminin adım adım artmasına yol vermiş. Birbirinden ayrı, hatta apayrı duran duygu ve düşünce katmanları üst üste binerek finale doğru hem büyüyor, hem çözüme yaklaşıyor. Karakterlerin hayatta var olma çabaları, acıyı bal eylemeye çalışan bir estetikle buluşuyor. Küçük sahneler için kalabalık sayılabilecek oyuncu kadrosunda İbrahim Çavdar, Bilgesu Akın, Süreyya Güzel, Gökay Türkmen, Selin Dağlıoğlu, Berfin Taş ve Dila Koşar yer alıyor. Birbirine teğet geçen parçalı metinleri sahneye taşırken, özellikle geçişlerde tempoyu korumayı başarıyorlar.

Oyunculardan Berfin Taş’a ait dekor tasarımı, daralan üçgen tasarımıyla sıkışmışlık hissini güçlendiriyor, hikâye geçişlerini belirginleştiren renk değişimleri ve küçük alanın verimli kullanımıyla öne çıkıyor. Sevda Deniz Karali’nin ses tasarımı ve Eren Uğurhan’ın ışık tasarımı da bilhassa görünmeyen dış dünyanın hissini belirginleştiriyor.
Tam Şuramda Duruyor, dışarıdaki dünyanın tüm tehliklerine ve zamanın acımasızlığına “Sizi görüşemeyeceğimiz zamanlarda yetecek kadar çok öpüyorum” diyebilenlerin oyunu biraz. “Dışarıda ne acılar var!” diye ötelenen duyguları, sokağa çıkma yasaklarının ve silah seslerinin orta yerinde “Kapatın şehrin ışıklarını sevgilim pasta üfleyecek” diyebilmenin oyunu. Aşağılamalarla, küçümsemelerle cesareti kırılanların “Ama sen de gidemezsin diyor. Bir işe yaramayacak diyor. Küçümsüyor” itirazının oyunu.
Hüznü az değil; ancak hüznü aşan bir şey söylüyor izleyiciye. Bu distopik çağa verilebilecek yanıtlardan birinin de insanlığımızı yitirmemek olduğunu anımsatıyor. Bizi insan yapan duygularımızdan, acılarımızdan, aşklarımızdan vazgeçmemek. Tam da bu yüzden “Aşk mı yaşıyorum, aşk acısı mı belli değil” cümlesi ile “Bu aşk acısı bana bu bok gibi coğrafyaya katlanma gücü veriyor” cümlesini aynı anda kurabiliyor.
Yani tam şuramızda duruyor. Hem “…hâlâ yıldız var, geceleri yıldız varsa umut var.”
* Tam Şuramda Duruyor, 2 Nisan Perşembe günü saat 20.30’da Bahçe Galata’da, 10 Nisan Cuma günü saat 20.30’da Şişli’deki İBB Kültür Habitat Sahne’de olacak.

“Tam Şuramda Duruyor”
Yazan & Yöneten: Can Kılcıoğlu
Yardımcı Yönetmen: Sevda Deniz Karali
Ses Tasarım: Sevda Deniz Karali
Işık Tasarım: Eren Uğurhan
Afiş Tasarım: Sıla Sert
Dekor Tasarım: Berfin Taş
Reji Asistanı: Sedef Çoban
Teaser Görüntü Yönetmeni & Afiş Fotoğrafı: Oğuz Kuşçu
Yürütücü Yapımcı: Selin Dağlıoğlu
Oyuncular & Ortak Yapımcılar: İbrahim Çavdar, Bilgesu Akın, Süreyya Güzel, Gökay Türkmen, Selin Dağlıoğlu, Berfin Taş, Dila Koşar ve Tiyatro Kontra
Yapım: ESTA

