Tolga Yıldız ‘kutsal eziyet’i yazdı: Travmaları kanatmadan oyuncu olunur mu?
Psikolog-Yazar Tolga Yıldız, Bahçeşehir Üniversitesi Konservatuvarı’nda yaşanan krizi ve sahne sanatları eğitimi konusundaki tartışmalara yeni bir boyut getirdi. Yıldız, “Sahne Sanatları Eğitiminde Sınırlar, Yanılsamalar ve Kurumsal Dönüşüm İhtiyacı” başlıklı yazısıyla sahne sanatları eğitimindeki kronikleşmiş “sınır ihlallerini” masaya yatırdı. “Travma olmadan sanat olmaz” mitini pedagojik ve etik açılardan sorgulayan Yıldız, konservatuvarlardan stüdyolara uzanan köklü bir zihniyet ve kurum değişikliği öneriyor.
Yıldız, sahne sanatları eğitiminde “metot” veya “disiplin” adı altında normalleştirilen psikolojik şiddetin, sanatsal bir gereklilik değil, bir etik felaket olduğunu vurguluyor. Yıldız’a göre modern sanat eğitiminin en sinsi yanılsamalarından biri, yaratıcılığın ancak derin bir acıdan doğabileceğine dair “kutsal eziyet” miti. Makalede, Vygotsky’nin Yakın Gelişim Alanı kavramına atıfta bulunularak, eğitmenin görevinin öğrenciyi zorlamak olduğu ancak bunun “güvenli bir iskele” (scaffolding) içinde yapılması gerektiği hatırlatılıyor. Yıldız, “Öğrenciyi sanatsal olarak zorlamak; onu rızasız biçimde açığa düşürmek veya sınıfın ortasında parçalamak değildir,” diyerek pedagojik sınırların altını çiziyor.
USTA-ÇIRAK ROMANTİZMİNİN ARKASINDAKİ TEHLİKE
Türkiye’deki sanat eğitiminin genellikle denetimsiz bir “usta-çırak” ilişkisine dayandığını belirten yazar, bu yapının şeffaf geri bildirim mekanizmaları eksik olduğunda hızla bir “olağanüstü hâl rejimine” dönüşebileceğine dikkat çekiyor.
Makalenin en çarpıcı bölümlerinden biri, sektörün ve seyircinin sanatçıdan beklediği “kutsal kurban” rolü üzerine. Yıldız, tiyatro ve kamera önü oyunculuğu arasındaki farkı şu sözlerle özetliyor: “Tiyatronun aurası, sürdürülebilir bir teknik ve ritmik canlandırma alanıdır. Oyuncunun her gece gerçekten çocukluk travmasını kanatması biyolojik olarak imkânsızdır. ‘Sahnede gerçekten kanama’ zorunluluğu, tiyatrodan değil, oyuncuyu reyting uğruna tüketen ekran rejiminden beslenmektedir.”
“Tiyatro eğlence değil, entelektüel bir çabadır” hatırlatması yapan Tolga Yıldız, yazısını sahne sanatları eğitiminin asıl amacının “acı üretmek” değil, insanın varoluşsal potansiyelini haysiyetle açığa çıkarmak olduğunu belirterek noktalıyor. Sanatın özgürlüğünün ancak pedagojik güvenlik ve kurumsal hesap verilebilirlik ile mümkün olacağını vurguluyor.
ÇÖZÜM: GÜVENLİ STÜDYO VE ETİK PROTOKOLLER
Yıldız, çözümün sadece kriz anlarında yapılan soruşturmalar değil, kurumsal bir “Güvenli Sınır Eğitimi” olduğunu savunuyor. Makalede önerilen bazı somut adımlar şunlar:
- Rıza Bildirimleri (Consent Check-in): Ders başında öğrencilerin fiziksel ve duygusal kapasitelerini bildirebilmesi.
- Rolden Çıkış (De-roling) Pratikleri: Karakter ile oyuncu arasındaki sınırın korunması için sistematik teknikler.
- Güvenli Kelime (Safe Word): Beklenmedik tetiklenmelerde çalışmayı durdurma hakkı.
- Şeffaf Rubrikler: Notlandırmanın hocanın keyfiyetinden çıkarılıp objektif teknik kriterlere bağlanması.
Yazının tamamını Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nde okumak için:
Sahne Sanatları Eğitiminde Sınırlar, Yanılsamalar ve Kurumsal Dönüşüm İhtiyacı
