Havva: Kaldır o başını, değişecek bu hikâye!

Kalpleri nerede çürüdü bunların? Günah mı şarkı söylemek? Hayal kurmak? Okumak istemek? Kız olarak dünyaya gelmek? Sen şahidim ol, bütün bunlara inat yaşayacağım bu hayatı! Benim hayatım yeniden doğacak, değişecek diyorum…”

MUSTAFA KARA

Salona girişte, Havva karşılıyor. Bizi bekliyor değil ama bize bakıyor. Pullu, ışıltılı tişörtündeki yazı net bir itiraz: “No more drama.” Bu güler yüzlü karşılamanın her seyirciye özel cümleleri de var. Daha ilk andan pek benzemediğini gösteriyor, esinlendiği söylenen Vüs’at O. Bener’in “Havva”sına. O Havva’nın dili yoktu, cümle kurma yetkisi zaten yoktu. Öyle bir tişört giyebileceğini de sanmam. Ancak Velhasıl Tiyatro’nun yaptığı değişiklik ona bir ses vermekten ibaret değil. Suskun beslemeden asi bir ruh çıkarıyor, karakteri kuran rejimi kökten değiştiriyor. Sinem Koşar’ın yazıp oynadığı Havva, orijinal hikâyenin tam tersi olarak, ne dramalara tutunuyor, ne gülmekten ve umut etmekten vazgeçiyor. Sözlerinden önce gözlerinde görüyoruz bunu.

Arif M. Güney’in yönettiği Havva, Irmak Zileli’nin Son Bakış romanındaki Tina karakterinin de akışa eklenmesiyle yepyeni bir metne dönüşmüş. “Besleme” sıfatı altında ezilmiş suskun bir kız çocuğunun güçlü bir anlatıcıya dönüştüğü bir an bu. Konuşma yetkisini eline alan Havva, bütün hikâyeyi yeni baştan yazıyor. Sonuç fazlaca değişmiyor belki ama kararlı bir umut geliyor: Bu hikâye değişecek!

Oyunun güçlü yanlarından biri Tanrıyla ve izleyiciyle muhataplık kurma hali. “Ruhsuz koşulların ruhuna, kalpsiz bir dünyanın kalbine” sesleniyor Havva, ezilenlerin, acı çekenlerin, umarsızların son sığınağına. Sonra da izleyiciye. Tanrıya edilen sözler de biraz izleyiciye zaten. Hayır basit bir “tanıklık” talep etmiyor, aksine “rahat tanık” pozisyonunu epey zorluyor. Dinamik bir takip istiyor, pasif tanıklık kafi değil Havva için. O öbür hikâyede öyleydi. Sinem Koşar’ın metni ve Arif M. Güney’in rejisi izleyiciyi yukarı çıkarıp çıkarıp aşağı bırakıyor. Kalpleri nerede çürüdü bunların? Günah mı şarkı söylemek? Hayal kurmak? Okumak istemek? Kız olarak dünyaya gelmek?” sorularının muhatabı izleyici. Ancak izleyici ile kurulan tek muhataplık bu değil, izleyiciyi merak ediyor Havva, ne yaptığını, ne düşündüğünü, ne hissettiğini, hayatını… Bilmek sorumlu da kılar çünkü. Havva’yı adım adım öğreniyor ve sorumluluk duyuyor izleyici de. Renk olsun diye kurulmamış bu etkileşim, aksine sahici bir bağ!

Havva’yı sadece anlatıcı olarak düşünmek de eksik olur. Sahnede bir tablo kuruyor, küçük Havva’nın yaşadıklarını, özlemlerini, hayallerini, hayal kırıklıklarını ve iç dünyasındaki hisleri bu tablo içinde anlatıyor. Hem de birden fazla kere. Bazen doğrudan hikâyeyi anlatıyor, bazen de gönlünden geçeni. Sonra duraklayıp, “Öyle olmadı” diyor. Bu iki sözcük en az “Hikâye değişecek” kadar oyunun odağında. Bu tiyatral bir hile değil, bir başka ihtimalin anlatısı. Hikâyenin yeniden yazılabileceği binlerce izlekten sadece birini anlatıyor işte. Alternatif sahneler oluşturarak Havva’ya geçmişi yeniden müzakere edilebilme hakkı tanımak zekice bir buluş. Vüs’at O. Bener’in suskunluğa mahkûm karakterinin yeniden doğuşunu mümkün kılıyor bu hamle. Moda tabirle “kendinin en iyi versiyonu”nun peşinde değil ama farklı hayat seçenekleri arasında dolanıyor hayal gücü.

HİKÂYEYE EKLENEN BİR ÖTEKİ: TİNA

Havva’nın Tina ile kurduğu ilişki oyunun duygusal omurgasında önemli bir yere oturuyor. Temizliğe gittiği evlerden birinde Tina’yla karşılaşan Havva, kendisi gibi “öteki” olan Tina’ya yakınlık kuruyor. Türkiye’de orta-üst sınıf kültürel sermayesinin kalıplaşmış simgelerinden sayılan bale ile böylece tanışıyor Havva. Ülkesinde bir sanatçı, şimdi ise göçmen bir emekçi olan Tina’nın sağladığı çatlaktan geçen sınıfsal bir sızıntı, bedenden bedene geçen bir dayanışma formu oluşturuyor. Bu dayanışma, hikâyeyi birlikte değiştirme çabasına da dönüşüyor.

Oyunun metni ve rejisi, izleyiciye “soluk aldırmayan” bir ahlaki tasarım kurmuş. Tam dertlerden boğulacakken Havva’dan gelen zekice bir hamle ile arada bırakıyor izleyiciyi, kahkahanın orta yerinde öyle laf ediliyor ki boğazına düğümleniyor insanın. Oyunun temposunu da belirleyen bu dinamik kurgu, izleyicinin “acıma”, “hüzün”, “öfke”, “şükür”, “sevinç” ya da işte herhangi bir duygunun rahatlığında sabitlenmesine izin vermiyor. Ne anlatılan karakterleri, ne kaderi, ne de kendini aklama konforuna ulaşamıyor seyirci. Ne acılar estetize ediliyor, ne mağduriyet bir tüketim nesnesine dönüşüyor. Kübra Akkaya’nın kostüm tercihi tam buraya konuşuyor aslında: Pullu, ışıltılı bir tişört ve üstündeki “No more drama” yazısı… Drama yerine umuda tutunmak gibi bir rahatlık da değil söz konusu olan, tam tersine dramaya tutunmayarak direnmek. Umudu bugüne dair bir somut varlık olarak hissetmek, hiç gerçekleşmemiş olsa da farklı ihtimallerin varlığını bilmek gibi. Değişecek bu hikâye” repliği de bu eksende anlam kazanıyor. İki işlevi var bu sözün, ilki hikâyenin değişebildiğini bizzat gösteriyor oyun. İkincisi de değişim için, en az Tanrı kadar, izleyiciye düşen rolü hatırlatması. Oyunda değişen suskunluktan sesini haykırmaya geçen Havva’nın anlatma yetkisini eline almasıdır; izleyiciye düşense kendi hikâyesinde bu gerçeği fark etmek. Sinem Koşar’ın seyirciyi sürekli işe koşan, düşünceye sevk eden performansı Havva’nın çoklu sesini taşıyacak bir biçim sunuyor.

Vüs’at O. Bener’in açtığı kapıdan, yetmiş yıl sonra suskunluğu bozarak giren Velhasıl Tiyatro, sahneyi Havva’ya devrediyor ve “Sen şahidim ol” repliği ile vazifeyi izleyicinin kucağına bırakıyor. Sahi bu hikâyede Havva bizden ne tür bir şahitlik bekliyor olabilir sizce?

*”Havva”, 4 Mayıs Pazartesi akşamı Uşak Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde, 5 Mayıs Salı Denizli Çatalçeşme Oda Tiyatrosu’nda, 6 Mayıs Çarşamba Isparta Belediyesi Kültür Merkezi’nde, 15 Mayıs Cuma Eskişehir Dario Fo’da, 17 Mayıs Pazar Ankara Kült Kavaklıdere’de, 21 Mayıs Perşembe İstanbul Claphall’de, 5 Haziran Cuma Moda Sahnesi’nde olacak.

 

“Havva”,

Yazan&Oynayan: Sinem Koşar

Yöneten: Arif M. Güney

Müzik: Özge Arslan

Ayrıca Bakınız

Hareket Tasarımı: Ayşe Sun

Dekor Tasarımı: Yusuf Bulut Işık

Kostüm Tasarımı: Kübra Akkaya

Işık Tasarımı: Serhat Barış

Afiş Tasarımı: Alpgiray Kelem

Tek Perde, 75 dakika

Velhasıl Tiyatro


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik