Şuan Okunan
Akran zorbalığına karşı sahneye: Güzel Şehir Kumpanyası

Akran zorbalığına karşı sahneye: Güzel Şehir Kumpanyası

Yaratıcı drama eğitmeni Ahmet Asil Dugan’ın öncülüğünde Antalya’da kurulan Güzel Şehir Kumpanyası, artan akran zorbalığına karşı fiziksel tiyatro ile müdahale ediyor. Sanatın iyileştirici gücünü kullanan kumpanya, çocuklara dayanışma pratikleri aşılarken kendilerini ifade etme becerilerini geliştiriyor. Ebru Apalak’ın bir çözüm gazeteciliği örneği olarak muzır.org için yaptığı haberi aynen yayımlıyoruz.

EBRU APALAK

Türkiye’nin güney kıyısında yer alan, denizi, güneşi ve uzun sahilleriyle tanınan ülkenin en büyük turizm kentlerinden Antalya, bugünlerde farklı ve anlamlı bir sanat hareketine ev sahipliği yapıyor: Güzel Şehir Kumpanyası.

Türkiye’de akran zorbalığı gün geçtikçe artıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün yürüttüğü Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın 2022 verilerini kullanan ve 2025’te yayımlanan “Akran Zorbalığı Sıklığının Okul Özellikleri Yönüyle İncelenmesi” başlıklı araştırma, bu sorunu gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre, zorbalık sıklığını en güçlü biçimde etkileyen unsur olumsuz okul iklimi. Olumsuz okul iklimine yol açan davranışların artmasıyla, okullarda akran zorbalığı sıklığının da artış eğilimi gösterdiği gözleniyor.

Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun yayımladığı ve Genç Hayat Vakfı’nın hazırladığı Nisan 2026 tarihli “Türkiye’de Farklı İllerdeki Ergenlerin Akran Zorbalığı Algıları” raporu da akran zorbalığının biçimlerini, nedenlerini ve bölgesel farklılıklarını inceliyor.

Toplumsal olarak kutuplaşan Türkiye’de, zor yaşam koşulları altında ebeveynlerin çocukları için profesyonel psikolojik destek almaları da giderek zorlaşıyor. Yaratıcı drama eğitmeni Ahmet Asil Dugan, Antalya’da artan akran zorbalığı, göç sonrası uyum sorunları ve psikolojik desteğe erişim kısıtlılığı gibi çok katmanlı sorunlara karşı hikâye anlatıcılığı ve fiziksel tiyatro temelli bir müdahale modelini seçti.

Ahmet Asil DuganZeytinlik bir alanda, doğal ışıkta gülümseyen Ahmet Asil Dugan görülüyor.
Ahmet Asil Dugan

Güzel Şehir Kumpanyası nasıl doğdu?

Antalya’da kurulan Güzel Şehir Kumpanyası; yerel sanatçıları hikâye anlatıcılığı ve fiziksel tiyatro eğitimiyle güçlendirerek sahneye çıkmalarını sağlayan; psikolog, yönetmen ve dramaturg sacayağından oluşan bir eğitim ve üretim projesi.

Kumpanyayı kuran ve projenin yürütücülüğünü üstlenen Dugan, bu proje aracılığıyla çocukların toplumsal, yaşamsal ve duygusal becerilerini geliştirmeyi amaçlıyor. Antalya’da birbirini destekleyen ve kentten beslenen bir sanat topluluğuna çatı oluşturmayı hedefleyen Dugan, “şehri sanatsal üretimlerle daha güzel kılacak Güzel Şehir Kumpanyası’nı kalıcı duruma getirmek istiyor.” Sosyal Hizmet ve Danışmanlık mezunu olan Dugan, üniversite yıllarından beri masal anlatıcılığı ve çocuklarla canlandırma çalışmaları yapıyor. On üç yıldır yaşamını “Doğayla ve birbirimizle nasıl daha uyumlu yaşayabiliriz?” sorusu etrafında şekillendiren, şiddetsiz iletişim ve permakültür alanlarında da çalışan Dugan, sanatın iyileştirici gücüyle kapsayıcı bir topluluk hayalini gerçeğe dönüştürmek için çalışıyor.

Güzel Şehir Kumpanyası ekibi Kumpanya ekibi, sahne sonrası toplu halde poz veriyor.
Güzel Şehir Kumpanyası, ekip

Kumpanyanın ilk meyvesi: “Karınca Kararınca”

Proje kapsamında Uzman Psikolog Birsen Civelek Dugan, çocukların öz farkındalık, çatışma çözümü ve duygusal dayanıklılık gibi gelişim alanlarına hitap eden dört özgün hikâye yazdı. Projenin Eylül 2025-Nisan 2026 arasındaki uygulama döneminde, bu oyunlardan ilki olan “Karınca Kararınca” sahneye taşındı.

Kısa ve etkileşimli bir çocuk oyunu olan “Karınca Kararınca”, Avrupa Birliği Kültür Sanat Destek Programı’nın finansal desteğiyle sahnelendi. Oyunda rol alan ekip, hikâye anlatıcılığı ve fiziksel tiyatro eğitimi alan yerel katılımcılardan oluşturuldu. İlk oyununu sahnelemeden önce ekibin kapasitesini artırmak için Semih Ali Aksoy ile Hikâye Anlatıcılığı ve Fiziksel Tiyatro Atölyesi, Deniz Koyuncu ile Sanat Felsefesi Atölyesi ve kumpanya içi uzman eğitimleri düzenlendi.

Şarkı ve hareketlerin iç içe geçtiği 20 dakikalık oyun, çocukların kendilerini rahatsız eden şeyleri içlerine atmamaları ve ifade etmeleri gerektiği mesajını veriyor. Sürdürülebilirlik teması etrafında şekillenen ve ormanda geçen oyun, bir arada yaşayan karıncaların büyük yükleri paylaşarak taşımalarını öne çıkarıyor. Ekip geri dönüşüm malzemelerinden yaptıkları, oyuna çeşitlilik katan kuklaları oyundaki canlandırmalarda kullanarak çocuklara çözüm önerilerini iletiyor.

Sahne zorlukları ve engeller

Kumpanya, “Karınca Kararınca”yı okulların konferans salonlarında her sınıfa ayrı ayrı oynadı. Dugan, birçok okulda tiyatro sahnesi bulunmadığı için konferans salonlarında oyun sergilemenin getirdiği zorlukları şöyle anlatıyor:

“Arkada oturan çocuk zor gördüğünde orada bir tatsızlık oluyordu. Görmek, oyunla bağlantı kurmak istiyor. O fiziki koşullarda ihtiyacı karşılanmadığında orada bir tatsızlık oldu. Rahatsızlığını dile getirme, arkadaşıyla kötü olma gibi anlar yaşandı. Bunları sonradan dengeledik.”

“Karınca Kararınca”, okul ortamında çocuklara sahneleniyor.

Dugan, konferans salonları tiyatro sahnesinin yerini tutmasa da salonların oyunu çocuklarla buluşturmak için yeterli olduğunu aktarıyor: “Rejiyi bir sahneden bağımsız oynayabilelim, bir sınıfa girip koşullar hiç uygun değilken dahi oynayabilelim diye kurguladık. O yüzden bizim için çok zorlayıcı değildi.” Oyunu festivalde sahnelerken ise sahne amirliğine ihtiyaç duyduklarını kaydediyor.

Çocuklara tiyatro yoluyla ulaşmaya çalışan Dugan, yapısal, bürokratik, pedagojik ve lojistik engellerle karşılaştıklarını da gizlemiyor. Okullardaki engelleri kendi inisiyatifini kullanan müdürler ve kişisel ilişkiler sayesinde aştıklarını belirterek, yerel yönetimlerle ilgili yaşadıkları kırgınlığı şu sözlerle ifade ediyor:

“Konyaaltı Belediyesi ile işbirliği yapmak istedik ancak bürokratik engelleri aşamadık. O kadar ulaşılamaz bir yapı ve çalışmayan bir hâle gelmiş ki. Elimizde kıymet verdiğimiz bir şey var, tam burada oluyor ama tüm çabalarımıza rağmen yerel yönetimle bağ kuramadık. Biraz geçiştirildik gibi oldu, talebimiz Belediye Başkanı’na ulaştırılmadı.”

Buna karşın Kepez Belediyesi’nin projeyi desteklediğini, düzenlediği festivalde oyuna yer verdiğini ve yeni iş birlikleri için açık kapı bıraktığını ekliyor. Oyun; Kepez Engelsiz Festivali (ENFES) ve Ütopya Bahar Festivali gibi etkinliklerde yaklaşık 1200 çocuğa ulaştı.

Sahne arkasındaki pedagojik ve dramaturgik filtreler

Oyunun pedagojik altyapısını kuran Psikolog Civelek, metni yazarken çocukların günlük yaşamda karşılaştıkları sade zorluklardan yola çıktığını söylüyor. Civelek, çocukların oyundaki karakterlerin kendi hikâyelerine benzeyen hikâyelerini izlerken kendilerini daha güvende hissettiklerini, oyunun mesajlarına daha açık olduklarını belirtiyor. Oyunun sahnelenme sürecini ise şöyle anlatıyor: “Pedagojik altyapıya bağlı kalan teatral paylaşımlar, güvenli bir alanda etkili mesajlara fırsat veriyor. Oyuncular da bunun farkındalığıyla metne pedagojik olarak bağlı kalarak psikolog geri bildirimi yoluyla metni sahneye koymaya özen gösteriyor.”

Birsen Civelek DuganSade bir portrede Birsen Civelek Dugan kameraya doğrudan bakıyor.
Birsen Civelek Dugan

Çocukların oyun sırasında ve sonrasındaki tepkilerini gözlemleyen Civelek, oyunun çocuklar üzerindeki etkilerini çocukların oyunda dikkatlerini topladıkları yerler, müzik ve dansa katılım istekleriyle ölçüyor. Çocukların oyunun ardından “Bitmesin”, “Yine gelin” dediklerini söylüyor. Oyundan sonra ebeveynlerin, oyunun çocuklar ve ebeveyn-çocuk iletişimi üzerindeki olumlu etkilerine dair olumlu yorumlar yaptığını şöyle aktarıyor: “Oyunun mesajları, ebeveynlerin çocukların duygusal dünyaları üzerine önemli sohbetler açabilmesine fırsat sunuyor. Çocukların oyunun mesajını anlayıp, arkadaşlarıyla bu mesajı paylaşarak destek olduğu durumlar olduğunu duyuyoruz.”

Civelek, Türkiye’nin kültür-sanata ve profesyonel psikolojik desteğe erişimi kısıtlı olan şehirlerinde Güzel Şehir Kumpanyası gibi bir modelin yaşama geçirilmesi için çocukların sosyal duygusal gelişimlerini desteklemeyi önemseyen kurum ve kişilerin varlığının önemine dikkat çekiyor: “Sanatın psikolojik dayanıklılığı ve psikolojik iyi oluş hâli için çok önemli bir alan açtığını fark etmek çok önemli. Biz oyunlarımızla, tiyatro, dans ve müzikle, farklı sanat alanlarının zenginliğiyle, çocukların psikolojik dünyalarına temas etmeyi ve desteklemeyi hedefliyoruz. Bunun için bu oyunlara alan açan, çocuklara ulaşmamızı kolaylaştıran ve bu emeğe kıymet veren herkes bu sürecin çok önemli bir bileşeni.”

“En önemli nokta çocukları ciddiye almaktı”

Oyunun dramaturgluğunu üstlenen oyuncu İsmail Cem Çelikyürekli de bir psikologla çalışmanın işlerini çok kolaylaştırdığını vurguluyor:Hem etik hem de pedagojik anlamda doğru bir yerden yaklaşmamızı sağladı.”“Can” karakterinin sıkıntılarını içine atması gibi soyut bir durumu sahnede somutlaştırarak çağdaş bir dramaturgi yöntemi izlediklerini söylüyor ve ekliyor:

“Ülkemizdeki çocuk tiyatrosu endüstrileşmeye giden bir yolda, maalesef çocuk olgusunu çok basite alan bir anlayışa sahip. Üzerinde durduğumuz en önemli nokta çocukları ciddiye almaktı. Hiçbir çocuğun oyun kurmak için bir yetişkine ihtiyacı yok. Onlarla en doğrudan teması hikâyeler üzerinden kurabileceğimizi düşündük.”

İsmail Cem Çelikyürekliİç mekânda, kitaplar ve afişler önünde çekilmiş yakın plan bir portre.
İsmail Cem Çelikyürekli

Çelikyürekli, Antalya’da kurdukları bu yerel üretim modelinin, Türkiye’nin başka kentlerindeki benzer sosyal uyum sorunları için ölçeklenebileceğini şöyle dile getiriyor: “Güzel Şehir Kumpanyası’nın savunduğu sanatsal etik duruş ve gerçekleştirmek istediği hedefler, ülkenin her şehrinde yapılabilecek şeyler. Hakkâri’de de Iğdır’da da Burdur’da da yapılabilir. Çünkü burada temel olan şey; şehrin kültür-sanat yaşantısına multidisipliner bir anlayışla eğilmek.”

“Tohumlarını attık, köklerini saldı ve tuttu”

Oyunun yönetmenliğini yapan ve aynı zamanda “Can” karakterine hayat veren Ahmet Asil Dugan, ulaştıkları çocuk sayısı arttıkça etkinin pekişeceğini söylüyor. Kumpanya, çocuklar, ebeveynler ve öğretmenlerden olumlu dönüşler aldı. Çocuklar dert ettikleri şeyleri ebeveynleri, öğretmenleri ve arkadaşlarıyla paylaşmaya başladı. Dugan, oyunun ardından ilk kez oyun izleyen çocukların oyuna ilişkin sorularını yanıtladı. Onların tiyatronun büyüsüne nasıl kapıldıklarını gözlemledi. Oyunun çocuklarda uyandırdığı heyecan ve meraka ilişkin gözlemlerini şöyle aktarıyor: “Tohumlarını attık, köklerini saldı, tuttu ve böylece dışarıyla etkileşim başladı. Daha fazla kökleşip ilerleyeceğini düşünüyoruz.”

Çocuklar, öğretmenler ve veliler ne diyor?

Çocuklar, oyun izleme deneyimlerini; veliler ve öğretmenler ise oyunun çocuklar üzerindeki somut etkileri ile evde, sınıfta ve okuldaki davranış değişikliklerini aktarıyor.

Hasret AlmakBir öğretmen, sınıf panosu önünde öğrencisiyle birlikte poz veriyor; öğrencinin yüzü kapatılmış.
Hasret Almak

Muratpaşa Fatmagül Özpınar İlkokulu’nda sınıf öğretmeni olan Hasret Almak (43), 25 birinci sınıf öğrencisiyle oyunu izleyenlerden biri. Almak, oyundan sonraki gün sınıfta yaptıkları değerlendirmeyi şu sözlerle paylaşıyor:

“Çocuklara oyunun ana fikrini sorduğumda, ‘Sorunları birlikte çözmemiz gerektiğini söylüyor öğretmenim’ dediler. Artık çocukların park hayatı bile kalmadı, sokaklar bizim çocukluğumuzdaki gibi değil; iletişim tamamen okullarla sınırlı. Çocukları evde prens, prenses gibi büyüterek sorunlarını biz çözüyoruz. Akranlarıyla sorun yaşadıklarında hep bizden yardım bekliyorlar. Asil Bey, çocukların tepkilerini oyunun içine çok iyi entegre etti. Çocuklar pür dikkat izlediler, şarkılara eşlik ettiler. Sosyal yaşamın içine karışıp birlikte bir şeyler izleyebilme ve kurallara uyma kültürünü bu oyunla pekiştirdiler.”

Maissam Nimer ve ailesiFestival alanında, aile bireylerinin yer aldığı samimi bir fotoğraf görülüyor.
Maissam Nimer ve ailesi

Oyunu kızıyla birlikte ENFES’te izleyen veli Maissam Nimer (43), oyunun çocuğuyla evdeki iletişimini nasıl değiştirdiğini anlatıyor:

“Oyunun dertlerimize uyan bir mesajı vardı. Kızım oyundan önce evde sıkıntılarını pek dile getirmezdi. Oyundan sonraki gece onu uyuturken oyun hakkında konuştuk. O gece derdini kendiliğinden açıkça paylaştı; yeni bir kardeşi olduğu için sıkıntı yaşadığını aktardı. Evdeki davranışlarının olumlu yönde değiştiğini gözlemliyorum.”

Nimer, çocukların oyundaki gibi dayanışma pratiklerini geliştirebilmesi için yerel yönetimlerin ve okulların açması gereken alanlardan söz ediyor. Tiyatroyu etkili bir araç olarak gören Nimer, “Karınca Kararınca” gibi oyunları daha geniş ölçekte, oyuncuya gerek olmadan öğretmenlerin de yapabileceğini düşünüyor. Yerel yönetimlerin halka açık bu gibi etkinlikler düzenlemesini, çocuklara yönelik çizgi filmler hazırlamasını ve bunları YouTube’a yüklemesini talep ediyor.

“Artık kızınca anne babamla konuşuyorum”

Nimer’in Ütopya Doğa Temelli Öğrenme Merkezi’ne giden, üç yaşındaki kızı oyunu beğendiğini söylüyor. Oyunda en çok karıncaların birlikte söyledikleri şarkıyı seven çocuk, şarkıyı evde de söylediğini aktarıyor. Ebeveynleri kardeşiyle ilgilenirken tek başına oyun oynamak zorunda kaldığından yakınıyor. Bu duruma kızdığını ancak “Can” gibi kızgınlığını içine atmadığını belirtiyor. “Kızgın olunca anne babamla konuşuyorum artık” diyor. Daha önce tiyatroda başka oyunlar da izleyen çocuk, “Karınca Kararınca” gibi oyunları yeniden izlemek istediğini ve kardeşi büyüyünce onunla birlikte tiyatroya gideceğini sözlerine ekliyor.

Belediyeler, eğitim kurumları ve STK’lere ortak çağrı: “Daha fazla şey yapılmalı”

Bir diğer veli Suzan Kızılca (44), “Karınca Kararınca”yı oğlu Çınar ile izleyemese de onunla tiyatroya gidiyor. Belediyeler, eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) çocuklara yönelik daha fazla bu tür projeler yapması gerektiğini savunuyor ve “Çocuklara yönelik daha fazla şey yapılmalı. Oyun alanlarını da yeterli bulmuyoruz” diye belirtiyor.

Papyonu ve askılarıyla poz veren, gülümseyen bir çocuk görülüyor.
Çınar Kızılca

Kızılca’nın sekiz yaşındaki oğlu, oyunu izlerken eğlendiğini ve iyi hissettiğini aktarıyor. Oyundaki şarkılara eşlik ettiğini, oyunu ailesine anlattığını söylüyor. Daha önce birkaç oyun izleyen çocuk, “Karınca Kararınca” gibi oyunları izlemeye devam etmek istiyor.

Uzman gözüyle katılımcı tiyatro: Sadece bir etkinlik değil, kalıcı davranış değişikliği

Çocuk Gelişim Uzmanı Ece Tecim, Güzel Şehir Kumpanyası’nı, “Karınca Kararınca”yı ve çocuk gelişimi açısından katılımcı tiyatro modelini değerlendiriyor.

Oyuncaklarla dolu bir çocuk odasında oturan Ece Tecim objektife gülümsüyor.
Ece Tecim.

Tecim, katılımcı tiyatro modelinin çocuk gelişimi açısından çok güçlü bir alternatif sunduğunu vurguluyor. Okul ve festival ortamlarının birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olduğunu söyleyerek, kalıcı davranış değişikliği için şu uyarıları yapıyor:

“Kalıcı davranış değişikliği oluşturabilmek için bu farkındalığın günlük yaşamda desteklenmesi gerekir. Okulların zorbalık karşıtı programlar yürütmesi, kapsayıcı bir okul iklimi oluşturması ve sosyal-duygusal becerileri destekleyen çalışmalara yer vermesi önemlidir. Yerel yönetimlerin çocukların bir araya gelebileceği sosyal uyum projeleri geliştirmesi, STK’lerin ise aileleri ve çocukları destekleyen çalışmalar yürütmesi bu süreci güçlendirecektir. En etkili sonuçlar, sanatın dönüştürücü gücünün eğitim, aile ve toplum desteğiyle birleştiği durumlarda ortaya çıkmaktadır.”

Tecim’e göre, “Karınca Kararınca” gibi etkileşimli bir çocuk oyunu, çocuklarda empatiyi, farkındalığı ve sosyal becerileri destekliyor. Ancak akran zorbalığı ve göç uyumu gibi sorunların toplumsal boyutları olan meseleler olduğuna dikkat çekiyor. Tiyatroyu “önemli bir başlangıç noktası” olarak niteliyor. Tiyatronun çocukların gelişimine katkısını ise şöyle anlatıyor: “Çocukların farklı bakış açılarını görmelerine, kendilerini başka birinin yerine koyabilmelerine ve çözüm yolları üzerine düşünmelerine katkı sağlar. Özellikle katılımcı yapısı sayesinde çocuklar yalnızca izleyen değil, sürece aktif olarak dahil olan bireyler hâline gelirler.”

Tecim, katılımcı tiyatronun “empati, problem çözme, iletişim ve sosyal uyum becerilerinin gelişimini destekleyen oldukça güçlü bir yöntem” olduğunu savunuyor. Çocuklar oyunu sadece seyretmekle kalmıyor, etkin olarak öğrenme deneyimine dahil oluyor. Katılımcı tiyatro, çocukların soru sormalarını, sorunlara çözüm yolları aramalarını ve kendilerini ifade etme olanağı bulmalarını sağlıyor. Böylece “öğrenilen bilgiler daha anlamlı ve kalıcı hâle geliyor.”

Öte yandan Tecim, katılımcı tiyatronun ihtiyaçlara göre biçimlendirilebilen esnek yapısı nedeniyle Türkiye’nin farklı şehirlerinde yerel ihtiyaçlara göre uyarlanabilecek bir model olduğunu düşünüyor: “Çünkü her bölgenin kendine özgü sosyal dinamikleri, ihtiyaçları ve çocukların karşılaştığı farklı zorluklar bulunuyor. Katılımcı tiyatro, bu ihtiyaçlara göre şekillendirilebilen esnek bir yapıya sahip. Bu nedenle akran zorbalığı, sosyal uyum, farklılıklara saygı, duyguları tanıma ve ifade etme gibi birçok konuda etkili bir araç olarak kullanılabilir.”

Kumpanya modelinin sürdürülebilir olması için eğitim kurumları, ebeveynler ve yerel yönetimlerin işbirliği hâlinde uzun vadeli programlar hazırlamaları gerektiğini belirtiyor. Tiyatronun etkinlik olmanın ötesine geçmesi için önerilerini şöyle sıralıyor:

“Bu tür çalışmaların öğretmen eğitimleri, aile bilgilendirme çalışmaları ve okul temelli sosyal-duygusal gelişim programlarıyla bütünleşmesi önemlidir. Böylece tiyatro yalnızca belirli bir gün deneyimlenen bir etkinlik olmaktan çıkar, çocukların günlük yaşamlarına ve sosyal ilişkilerine yansıyan kalıcı kazanımlara dönüşebilir.”

“Yükler hafifler paylaşınca”

Dugan ise bu modelin sadece Antalya’ya özgü olmadığını, Türkiye’nin benzer şekilde yoğun göç alan veya akran zorbalığının fazla olduğu her kentte uygulanabileceğini düşünüyor:

“Sosyal sorunlara yönelen bu sanat topluluğu hayalini aslında İzmir’de kurmuştum. Tramvayda çok yüksek sesle müzik dinleyen bir insanın çok naif bir uyarı almasına rağmen şiddetli çıkışını gördükten sonra “Peki nasıl olacak?”, “Birlikte yaşama kültürünü nasıl anlatacağız?” diye düşünürken aklıma oyunlar gelmişti. Bu yüzden sadece Antalya’nın fiziki veya demografik yapısı ile ilgili bir durum değil. Oyunla, mizahla ve sanatla hem kendimize hem gündelik hayatımıza ayna tutmanın hem de insanların dönüşümünü bununla aramanın kıymetli olduğuna inanıyorum. Çeşitli işbirlikleri yapma niyetimiz var ama bunun üzerine çalışıyoruz. Şu anda tam bir formülünü oluşturmuş, “Arkadaşlar böyle yapsa iyi olur” diyebilecek durumda değilim. ‘Asil, biz de bunu buradan tutabiliriz’ diyen birileri varsa memnuniyetle; ‘yükler hafifler paylaşınca.’”

Kumpanya, önümüzdeki dönemde serinin diğer üç oyununu da sahnelemeyi ve finansal bir sponsorluk modeli geliştirerek Kaş Tiyatro Festivali ile Kaş’ın köy okullarındaki çocuklara kadar ulaşmayı hedefliyor. Her ebeveynin tiyatroya ayıracak bütçesi olmadığını bildikleri için biletli oyun oynamayı tercih etmeyen ekip, en çok ihtiyacı olan dezavantajlı çocuklara dokunabilmek için yerel yönetimlerin desteğini bekliyor. “Esas bu çocuklara ulaşmak istiyoruz” diyen Dugan, oyunu biletli oynamaları durumunda sağlıklı bir gelişim için psikolojik destek alma gereksinimi olan çocuklara ulaşamayacaklarına işaret ediyor.

Türkiye ve dünyadan benzer modeller

Türkiye’de ve dünyada çocuk tiyatrolarından farklı topluluk odaklı sanat temalı birçok girişim ve proje bulunuyor. Bu girişim ve projelerin ortak noktası ise tiyatroyu sadece izlenen bir “gösteri” olmaktan çıkarıp, psikoloji, sosyal hizmetler ve pedagoji gibi disiplinlerin rehberliğinde kentsel ve sosyal bir iyileşme aracına dönüştürmeleri.

Dünya genelinde de “Sosyal Değişim İçin Tiyatro”veya “Uygulamalı Tiyatro”başlıkları altında, profesyonel tiyatro sahnelerinin dışına taşan, Güzel Şehir Kumpanyası’nın ürettiği gibi projeler yaşama geçiriliyor.

Güzel Şehir Kumpanyası ise dünyadaki “Uygulamalı Tiyatro” ekolünün Türkiye’deki nitelikli ve güncel bir prototipi. Hem Türkiye’de hem dünyada tiyatroyu salt bir gösteri olmaktan çıkarıp toplumsal iyileşme aracına dönüştüren diğer örnekler ise şunlar:

Mersin – “Çocuklar Gibi”: Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı Mersin Şubesi’nde Yönetmen Zülfü Gül’ün yürüttüğü proje, down sendromlu ressam Ayla Sökemen’in sanat dünyasındaki mücadelesini belgeselleştirerek engelli sanatçıların potansiyelini görünür kılıyor. Engellilerin kültürel haklarını ve kadınların güçlendirilmesini sanat yoluyla vurguluyor.

İzmir – “Şefkatli Sınıflar”: Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Uzmanı Ceren Suntekin’in öncülüğünde yürütülen projede, okul içinde farkındalığı artırmayı amaçlıyor. Zorbalıkla mücadele için yetişkinlere eğitimler veriliyor, öğrenciler ise yaratıcı tasarımlarla zorbalık karşıtı mesajlarını okullarda sergiliyor.

İstanbul-“İşçi Değil Çocuk: Sokakta Bir Forum Tiyatrosu”: Kahramanmaraş depremi sonrası Lübnan’dan Clown Me In ekibinden Sabine Choucair ve Türkiye’de Fiziksel Tiyatro Araştırmaları ve Komedi Okulu’nun kurucusu ve sanat yönetmeni Güray Dinçol’un öncülüğünde kurulan Sosyal Oyun Sokakta Derneği, sokakta çalışan çocuk işçilerin gerçek hikâyelerini forum tiyatrosu yöntemiyle meydanlarda sahneliyor.

Mardin – “Sirkhane”: Mardin’de faaliyet yürüten Her Yerde Sanat Derneği,Sirkhane Sosyal Sirk ve Sanat Okulu aracılığıyla mülteci ve yerel çocukları sirk sanatları (jonglörlük, akrobasi, tahta bacak) çatısı altında bir araya getirerek travma, göç ve akran zorbalığını aşmayı hedefliyor. Eğitim alan çocuklar daha sonra yeni gelenlere “Sirk Kahramanı” olarak gönüllü rehberlik yapıyor.

Amerika Birleşik Devletleri-“The Red Kite Project”: Chicago Çocuk Tiyatrosu’nun 2006’dan beri yürüttüğü bu program, özel tasarlanmış etkileşimli tiyatro oyunlarıyla her yıl yüzlerce otistik çocuğa ve özel eğitim sınıfına erişilebilir tiyatro deneyimi sunuyor.

İspanya & Yunanistan-“Theater for Inclusion”: Sanat ile tiyatroyu toplumsal dönüşüm araçları olarak kullanmaya odaklanan P.L.A.Y. Derneği’nin İspanya’nın başkenti Madrid ve Yunanistan’ın başkenti Atina’da yürüttüğü uluslararası topluluk tiyatrosu girişimi, göçmenler ve dezavantajlı gruplar arasındaki sosyo-kültürel dışlanmaya karşı katılımcı sanatı bir diyalog köprüsü olarak kullanıyor.

İtalya-“Theatre for All”: 2023–2026 yıllarında İtalya’nın kuzeybatısında yer alan Alessandria şehrinde çocuk ve yaşlıları tiyatro kurslarında buluşturdu. Ucuz biletleme yöntemi ile yıllık 10 binden fazla kişiyi sanata dahil ederek yerel tiyatro sektörünü yüzde 30 büyüttü.

Güzel Şehir Kumpanyası, tüm bu küresel ve yerel örneklerin arasında, Türkiye’de sivil toplumun sanat yoluyla yapısal sorunlara nasıl somut çözümler üretebileceğini gösteren bir sivil prototip olarak öne çıkıyor.

(Kaynak: Muzır.org)


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik