Çok Fazla Uzaklaşmış Olamam Evimden: Öteki olmanın iç coğrafyası
DİLAN AYDEMİR
“Her birimiz bir diğerinin ötekisiyiz.” Abısta Tiyatro’nun Çok Fazla Uzaklaşmış Olamam Evimden oyunu, bu kabulü sahnenin tam ortasına bırakarak hiçbir yere ait ol(a)mayanların hikâyesini anlatıyor. Nazlı Başaran’ın yazıp yönettiği oyun, aidiyet, kimlik ve azınlık olma hâllerini salt bir göç veya sürgün anlatısına sığdırmıyor. Aksine, bu kavramları sahnede sarsıcı bir araştırma sürecine dönüştürüyor. Oyunda ev, haritadaki bir sınır çizgisi değil; bütünüyle bir “his” olarak karşımıza çıkıyor. Oyun, tam da bu hissin yitirildiği yerde başlayan ağır krize odaklanıyor: Doğmadığı topraklarda var olabilmek uğruna başkalaşmanın, yapışkan “öteki” etiketini kazıyıp atmaya çalışırken benliği kaybetmenin sancısına…
Mert Aşemez Pihava’nın dekoru, Atakan Şurdum Avcı’nın kostüm tasarımıyla şekillenen sahne, yurtsuzluğun klostrofobisiyle örülü. Ortada sadece valizler var, yeri geldiğinde azgın dalgalarla boğuşan bir sala, derme çatma bir yatağa veya kaçınılmaz bir tabuta dönüşen valizler… İnsanın ardı sıra sürüklediği kültürel ve psikolojik bagaj, sahne plastiğinin temel malzemesi olarak işlev görüyor. Mekânın sınırlarını belirleyen ana unsur ise Alev Topal’ın imzasını taşıyan ışık tasarımı. Kapının altından sızan incecik ışık hüzmesi, dışarıda akıp giden hayatla içerideki tecrit arasında keskin bir sınır çiziyor ve o cılız ışığı bölüşmeye çalışan bedenleri karanlık bir odaya değil, dışarıdaki makbul dünyanın eşiğine hapsediyor.

Sahneyi paylaşan Atakan Şurdum Avcı, Mert Aşemez Pihava, Pelin Habiçoğlu, Setenay Özbaş ve Recep Özdemir, bu yurtsuzluk hâlini salt sözcüklerle değil, Nazlı Başaran’ın hareket tasarımıyla var edilen kesintisiz bir koreografi ve bütünüyle içe dönük bir performansla sahneye taşıyor. Oyuncular, kimi zaman dalgalı bir denizde dengede kalma çabasını, kimi zamansa nefessiz bırakan bir kapanı andıran ortak devinimin içinde farklı hayatta kalma reflekslerini sergiliyorlar. Kimi asimile olmaya teşne, kimi öfkesine tutunuyor, kimi ise sessizliğe gömülüyor. Aynı devinimin içinde buluşan bu bedenler, yine de birbirlerine ulaşamıyor. Sözün hükmünü yitirdiği anlarda devreye giren bu fiziksel anlatı, başkalarına benzeyerek hayatta kalma çabasının vücutta yarattığı sessiz tahribatı görünür kılıyor. Ve bu tahribat, oyunun omurgasını oluşturan tiratta en çıplak, en vahşi hâliyle açığa çıkıyor: “Ben burada doğmadım ama burada yaşamayı da ben seçmedim. Onlar gibi olursam beni yakın görürler sandım. Onlar gibi yürüdüm. Pazar yerinde onlar gibi salındım. […] Hemen onlar gibi konuştum. Öğrendim dil ne demek. Dil demek onların dili demek. Sonra kendi dilimi unuttum. […] İçimden şu toprağa kök salayım dedim ama çamur oldum. Bu toprakların çamuru, pisi oldum. Diyorum ya beni yakın görürler sandım. Bakıyorum da şimdi her şey ve herkes daha uzak. Neden bu kadar uzak?”
Kök salmak isterken tutunmaya çalıştığı toprağın çamuruna dönüştüğünü hisseden bir insanın iç döküşü bu. Kabul görmek için özünden soyundukça yalnızlaşan azınlık psikolojisinin varabileceği en karanlık nokta. Metin, bu hezeyanı sahnedeki ortak yalnızlık temasıyla birleştirerek seyirciyi ağır bir iletişimsizliğin ortasında bırakıyor. Çünkü dış dünyanın dayattığı ötekilik, kapalı kapılar ardında son bulmuyor; içeride başka biçimlerde yeniden üretiliyor. Böylece dışarıda ötekileştirilen bu insanlar zamanla birbirlerinin de ötekisine dönüşüyor. Valizlerin arasında dayanışmayı ve ortak bir dil kurabilme yetisini bütünüyle unutarak kendi içlerinde ufalanıyorlar.
Göksu Şekeroğlu’nun reji asistanlığını, Pelin Habiçoğlu’nun ise aynı zamanda yapım koordinatörlüğünü üstlendiği oyun, Yuva (2017) ve Öte(de)kiler (2024) ile başlayan aidiyet tartışmasını tamamlıyor. Abısta Tiyatro, kendi kültürel köklerinden beslendiği bu anlatıda, trajediyi belirli bir coğrafyanın tekelinden çıkarmayı başarıyor. Sahnede usulca yankılanan başka kıtalara ait ezgiler ve geçmiş yüzyılların sürgün hafızası, bugünün yurtsuzlarıyla aynı tecrit odasında buluşuyor. Çok Fazla Uzaklaşmış Olamam Evimden, kaybettiğimizde bizi dipsiz bir boşluğa bırakan o “ev” hissini, seyirciyi kendi ötekiliğiyle baş başa bırakarak sorgulatıyor.

“Çok Fazla Uzaklaşmış Olamam Evimden”
Yazan ve Yöneten: Nazlı Başaran
Hareket Tasarımı: Nazlı Başaran
Reji Asistanı: Göksu Şekeroğlu
Yapım Koordinatörü: Pelin Habiçoğlu
Dekor Tasarımı: Mert Aşemez Pihava
Kostüm Tasarımı: Atakan Şurdum Avcı
Işık Tasarımı: Alev Topal
Afiş Tasarımı: Mert Aşemez Pihava
Oyuncular: Atakan Şurdum Avcı, Mert Aşemez Pihava, Pelin Habiçoğlu, Setenay Özbaş, Recep Özdemir





