Karagöz’ü yaşatmak mı istiyorsunuz, tahnit etmek mi?
Karagöz’ü değişmez bir tarihsel modele bağlamak; bir ustayı, metni, tasvir biçimini veya dönemi sanatın tek sahih ölçüsü saymak “koruma” değildir, “dondurma” tehlikesi taşır. UNESCO’nun 2003 Sözleşmesi ve etik ilkeleri ile Karagöz üzerine yapılmış araştırmalar, geleneğin yaşayabilirliğinin değişim, aktarım, icra ortamı, topluluk katılımı ve sanatçı yaratıcılığıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini gösterir. Bununla birlikte her yenilik yaşatma değildir; yüzeysel güncelleme, bağlamdan koparma, turistikleştirme ve ticarileştirme de doğru değildir.
CENGİZ SAMSUN
(Oyuncu, Karagöz ve kukla sanatçısı, oyun yazarı)
1. Ölüye Benzemek Yaşamanın Şartı mı?
Bir şeyi tahnit ettiğinizde biçimini korursunuz. Gözleri yerindedir, tüyleri dökülmez, gövdesi çürümez. Uzaktan bakınca canlıya da benzer. Fakat nefes almaz. Yer değiştirmez. Acıkmaz. Kızmaz. Yanlış yapmaz. Size itiraz etmez. Tahnit, ölünün şeklini saklar; hayatını değil.
Karagöz’e yıllardır koruma diye önerilen şeylerin bir kısmı buna benziyor. Aynı tasvir, aynı giriş, aynı birkaç oyun, aynı ezber, aynı güvenli şaka. Değişmesin. Yeni söz söylemesin. Ustasından ne gördüyse onu tekrarlasın. Çağın diline, seyircisine, kavgasına dokunmasın. Sonra buna “aslına uygun Karagöz” diyelim; sanatın nefesini kesip biçimini ne kadar güzel sakladığımızla övünelim.
İyi de hangi asıl? On yedinci yüzyılın mı, on dokuzuncu yüzyılın mı, Cumhuriyet’in ilk yıllarının mı? Kahvehanede oynananın mı, sarayda oynananın mı, Ramazan gecesindeki mi, radyoya uyarlananın mı? Hangi ustanın sesi? Hangi mahallenin dili? Hangi metnin son şekli? “Aslına uygunluk” diyen, önce elindeki aslın tarihini, yerini ve sahibini göstersin. Karagöz’ün tek bir donmuş aslı yoktur; yüzyıllar içinde kurulmuş, bozulmuş, eklenmiş, atılmış ve yeniden söylenmiş bir sahne hayatı vardır.
Bu yazı değişime sınırsız ruhsat vermiyor. Karagöz adıyla yapılan her şey Karagöz değildir. Plastik bir figürü ışığın önünden geçirmek, Hacivat’a cep telefonu verip iki güncel kelime söyletmek, tasviri logoya çevirmek de yaşatmak sayılmaz. Mesele “değişsin mi, değişmesin mi?” kadar basit değildir. Asıl soru şudur: Ne değişiyor, ne sürüyor, kim değiştiriyor, kimin için değiştiriyor ve ortaya çıkan iş tiyatro olarak Karagöz’ün kudretini taşıyor mu?
2. Koruma ile Sabitleme Arasında
Somut bir eseri korurken malzemeyi sabitlemek çoğu zaman makuldür. Bir yazmayı nemden, bir yapıyı çökmeden, bir resmi ışıktan korursunuz. Fakat somut olmayan miras nesnenin kendisi değildir. Bilgi, beceri, icra, ilişki ve tekrar içinde yaşar. Onu yapan insan, seyreden topluluk ve gerçekleştiği bağlam ortadan kalktığında depoda duran eşya tek başına geleneği yaşatmaz.
UNESCO’nun 2003 Sözleşmesi somut olmayan kültürel mirası kuşaktan kuşağa aktarılan fakat toplulukların çevreleri, doğa ve tarihleriyle ilişkileri içinde “sürekli yeniden yaratılan” uygulamalar, anlatımlar, bilgiler ve beceriler olarak tanımlar. Şu iki kelimeyi gözden kaçırmayalım: Sürekli ve yeniden. Yeniden yaratma, mirasın başına gelen talihsiz bir bozulma değil; tanımın içindeki yaşama biçimidir.
Aynı Sözleşme’de koruma; mirasın yaşayabilirliğini güvence altına almaya yönelik kimlik saptama, belgeleme, araştırma, koruma, geliştirme, güçlendirme, aktarım ve canlandırma önlemlerinin bütünü olarak tarif edilir. 1
Burada koruma ile aynen tekrar eş anlamlı değildir. Yaşayabilirlik için kimi zaman unutulan bir parçayı canlandırmak, yeni icra alanı kurmak, eğitimin biçimini değiştirmek veya sanatçının üretim şartlarını güçlendirmek gerekir.
UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunmasına İlişkin Etik İlkeleri daha da açıktır. Sekizinci ilke, mirasın dinamik ve yaşayan niteliğine sürekli saygı gösterilmesini; “özgünlük” ve “münhasırlık” kaygılarının korumaya engel oluşturmamasını ister. 2 Bu, tarihsel doğruluğun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Belirli bir dönemin Karagöz’ünü yeniden kuruyorsanız elbette kaynak, teknik ve bağlam bakımından titiz olmalısınız. Fakat tarihsel canlandırma bir sanatsal seçenek olabilir; bütün yaşayan icraların uyması gereken tek rejim olamaz.
Korunacak şey yalnız tasvirlerin biçimi değildir. O tasvirleri hareket ettiren el, sesleri kuran oyunculuk, sözü seyirciye göre değiştiren doğaçlama, müzik, ritim, dramaturji, taşlama, ustalık bilgisi ve hepsini gerekli kılan icra hayatı da korunmalıdır. Tasviri koruyup hayalîyi işsiz bırakıyorsanız sanatın derisini saklayıp nabzını kaybediyorsunuz demektir.
3. Aslına Uygun Hangi Asıl?
“Aslına uygun Karagöz” sözü ilk duyulduğunda sağlam görünür. Biraz kurcalayınca içinden birbirine uymayan birçok Karagöz çıkar. Tarih boyunca oyunların dili, süresi, musikisi, tasvirleri, tipleri, mekânları ve seyircisi değişmiştir. Bir dönemin yeniliği sonraki dönemin geleneği olmuştur. Bugün klasik dediğimiz birçok unsur da bir zamanlar bir ustanın tercihi, bir çevrenin alışkanlığı veya yeni icra şartının sonucuydu.
Zehra Kımışoğlu’nun perde gazelleri üzerine çalışması bu değişimi sanatın kenarında değil, tam girişinde gösterir. Karagöz oyunları yaşadıkları devrin toplumsal dinamiklerine göre biçimlenmiş; doğaçlama icralar zamanla yazılı yeni oyunlara dönüşmüş; perde gazellerinin biçim, dil ve içeriği Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde farklılaşmıştır. 3 Perde gazeli değiştiyse Karagöz bozulmuş mudur? Yoksa değişen toplumla konuşmaya devam ettiği için mi yaşayabilmiştir?
Nazlı M. Ümit’in incelediği metinler de kâr-ı kadim repertuvarın hiç değişmeden taşınmadığını; oyunların icracının tercihine ve dönemin seyircisine göre sürekli güncellendiğini gösterir. Bugün anonim dediğimiz pek çok oyunun, adı unutulmuş Karagözcülerin özgün üretimlerinden doğmuş olması kuvvetle muhtemeldir. 4 Yani gelenek, yaratıcının adını silebilir; fakat onun yarattığı yeniliği bünyesine katıp klasikleştirebilir.
Varışoğlu Sarpkaya da Karagöz’ün farklı dönemlerde kendi kültürünü yansıtabilmek için değişip dönüştüğünü; güncel icralarda hem bugünün şartlarına göre yenilenen kâr-ı kadim oyunların hem de nev-icat oyunların bulunduğunu belirtir. 5
Yenilik dışarıdan gelip geleneği kirleten yabancı madde değildir. Karagöz’ün repertuvarında zaten adı vardır: Nev-icat. Yeni icat. Yeni oyun.
Buradaki çelişki açıktır. Geçmiş ustaların yenilik yapmasına geleneğin gelişimi diyoruz; yaşayan ustanın yeniliğine “aslını bozdu” diyoruz. Dün yapılmış değişiklik müzeye girince meşrulaşıyor, bugün yapılan değişiklik henüz eskimediği için suç sayılıyor. Bazıları için özgünlüğün ölçüsü sanat değeri değil, yaşlılık derecesi oluyor. Yeterince beklerseniz her yenilik gelenek sayılıyor; fakat yapan kişi hayattayken ona izin verilmiyor.

4. Usta-Çırak Zinciri Fotokopi Makinesi Değildir
Usta–çırak ilişkisi Karagöz’ün en kıymetli aktarım yollarından biridir. Tasvir kesmeyi, değnek tutmayı, ışığı kurmayı, sesleri ayırmayı, şarkıyı yerleştirmeyi, perde ritmini ve seyirciyi okumayı kitap tek başına öğretemez. Bunlar elden ele, kulaktan kulağa, provadan temsile geçen bilgilerdir. Fakat aktarımın değeri çırağı ustanın kopyasına çevirmesinde değildir.
Usta çırağına yalnız “benim yaptığımı yap” demez; doğru bir aktarımda “neden böyle yaptığımı anla, sonra kendi oyununu kur” imkânı verir. Çünkü çırağın sesi ustasının sesi değildir. Bedeni, çağrışımları, seyircisi ve yaşadığı şehir başkadır. Çırağa yalnız ezber bırakırsanız sanatçı değil, muhafız yetiştirirsiniz. Muhafız kapıyı korur; oyuncu kapıyı açar.
Üstelik usta dediğimiz kişilerin hiçbiri boşlukta yetişmedi. Onlar da seçti, ekledi, ayıkladı, kısalttı, başka sanatlarla karşılaştı, zamanın zevkine göre ritim kurdu. Bir ustanın bütün tercihlerini Karagöz’ün değişmez kanunu yapmak, o ustaya saygı değil; onun yaratıcılığını sonraki kuşaklara yasaklamaktır. Ustanın yaptığı yeniliği kutsayıp çırağın yenilik hakkını elinden almak, zinciri sürdürmek değil son halkada kilitlemektir.
Ece Ebru Bayar, Karagöz geleneğinin aktarım sorunlarını değerlendirirken icra ortamlarının kaybını, yeni ortam ve aktarıcı ihtiyacını, usta–çırak ilişkisinin zayıflamasını, bağlamdan koparmayı ve aşırı ticarileştirmeyi birlikte ele alır. Ayrıca Karagöz adının geçtiği her uygulamanın koruma sayılamayacağını özellikle vurgular. 6 Bu uyarı değerlidir: Aktarım biçim tekrarından ibaret değildir; doğru bilgi, canlı icra, yeni insan ve yeni ortam üretme meselesidir.
Çırağın ustasından ayrışması aktarımın başarısızlığı değil, sınavıdır. Kendi sesini kuramayan kişi öğrendiklerini koruyor görünebilir; fakat zincire yeni halka ekleyemez. İyi usta yalnız kendi oyununu sürdüren değil, kendisinden başka türlü oynayabilecek bir sanatçıyı yetiştirebilendir.
5. Değişen Biçim, Süren Teatral İlişki
Karagöz bir metni ezberden okuyan iki tasvir değildir. Tek kişinin birçok kişiyi, mekânı ve çatışmayı kurduğu; seyircinin tepkisine göre hızlanan, yavaşlayan, uzayan ve kısalan bir tiyatrodur. Onun güçlü taraflarından biri, yaşadığı toplumun dilini perdeye alabilmesidir. Mahallenin kavgası, geçim sıkıntısı, moda, bürokrasi, yeni meslekler, yeni araçlar ve yeni iktidar ilişkileri perdeye girmediğinde Karagöz tarihî görünmez; sağır görünür.
UNESCO’nun Karagöz kaydı da onu tasvir yapımından ibaret sunmaz. Oyun; müzik, ses taklidi, şarkı, şiir, tekerleme ve kelime oyunlarıyla yürüyen, baş sanatçı hayalînin bütün tasvirleri seslendirdiği bir gölge tiyatrosu olarak tarif edilir. Bilgi ve becerilerin usta–çırak ilişkisi içinde aktarıldığı belirtilir. 7 Bu tanımdaki merkez eşya değil, performanstır. Performans ise her icrada yeniden kurulur.
O hâlde sürekliliği tek tek nesnelerde değil, ilişkilerde aramak gerekir. Hayalî ile tasvir arasındaki canlılık; Karagöz ile Hacivat arasındaki dil ve dünya çatışması; söz, hareket, müzik ve görüntü arasındaki dramaturjik bağ; oyuncu ile seyirci arasındaki anlık alışveriş. Tasvirin biçimi değişebilir, metin yenilenebilir, perde başka bir mekâna taşınabilir. Bu ilişkiler bütünü çalışıyorsa değişim Karagöz’ün imkânını genişletebilir.
Fakat bu ilişkileri de değişmez maddeler listesine çevirmemek gerekir. “Teatral gramer” dediğimiz şey sanatçıyı yeniden hapsedecek başka bir yönetmelik değildir. Bir yapımı tartışmaya yarayan sorular toplamıdır. Kuralın amacı deneyi peşinen yasaklamak değil, yapılan tercihin sahnede neye dönüştüğünü görebilmektir.
Güncel olanı perdeye almak, karaktere telefon tutturmak demek değildir. Güncellik bazen yeni bir konu, bazen değişen toplumsal tip, bazen ritim, bazen susuş, bazen eski bir oyunun bugünkü çelişkiyi gösterecek biçimde yeniden kurulmasıdır. Dün tulumbacı vardı, bugün motokurye var. Dün dilekçe başka kapıda sürünüyordu, bugün dijital sistemde sürünüyor. Karagöz’ü yalnız eski nesnelerin adlarını tekrarlamaya zorlarsanız geçmişi korumaz, geçmiş taklidi üretirsiniz.
6. Aslına Uygunluk Bekçileri Kimi Koruyor?
Her sanat alanında ölçüt gerekir. Tasviri kötü kesilmiş, hareketi zayıf, sesleri ayrışmamış, dramaturjisi çökmüş bir oyunu sırf yenilikçi diye iyi sayamayız. Fakat ölçüt ile vesayet aynı şey değildir. Ölçüt yapılan işi tartışır; vesayet kimin yapmaya yetkili olduğuna karar verir. Ölçüt gerekçe sunar; vesayet soy ağacı sorar.
“Aslına uygun değil” hükmünü kim veriyor? Perde kurmuş mu? Seyirci karşısında oyun yürütmüş mü? Tasviri elinde canlandırmış mı? Müzikle, ışıkla, metinle, zamanlamayla boğuşmuş mu? Yoksa arşivde gördüğü bir biçimi yaşayan sanatçıya kanun diye mi dayatıyor? Araştırmacının bilgisi kıymetlidir; kurumun sorumluluğu vardır; ustanın tecrübesi vazgeçilmezdir. Fakat hiçbiri tek başına geleneğin sahibi değildir.
2003 Sözleşmesi devletlerden, somut olmayan kültürel mirası yaratan, sürdüren ve aktaran toplulukların, grupların ve gerektiğinde bireylerin koruma süreçlerine mümkün olan en geniş katılımını sağlamalarını ister. 8
Sanatçıdan görüş almakla sanatçıyı kararın ortağı yapmak aynı değildir. Toplantıya çağırıp fotoğrafa koymak katılım değildir. Hangi biçimin destekleneceğine, neyin öğretileceğine ve hangi yeniliğin tartışılacağına yalnız masa başında karar veriliyorsa yaşayan mirasın taşıyıcısı özne değil, malzeme yapılmıştır.
Topluluk katılımı da çoğunluğun estetik vetosu anlamına gelmez. Sanat yeni olanı bazen önce rahatsız ederek kurar. Buradaki katılım; ölçütün, desteğin ve koruma planının sanatçıdan habersiz hazırlanmaması, farklı kuşak ve eğilimlerin karar süreçlerinde temsil edilmesi, hükmün gerekçelendirilmesi ve itiraz yolunun açık olmasıdır. “Topluluk böyle istiyor” sözü de “aslına uygunluk” gibi isimsiz bir otoriteye çevrilmemelidir.
Bazen aslına uygunluk sanatı değil, yetki alanını korur. Kimin usta sayılacağını, kimin sahneye çıkacağını, kimin destek alacağını belirleyen görünmez bir mühür hâline gelir. Yeni sanatçının önce yaptığı işe değil, kimin halkasından geldiğine bakılır. Kendi metnini yazarsa şüphe edilir; farklı tasvir dili kurarsa bozulma denir; tiyatro sahnesine çıkarsa gelenekten uzaklaştığı söylenir. Koruma sözü, yeniyi tartışmanın değil susturmanın aracına dönüşür.
Her yanlış hükmü cehalet veya kötü niyetle açıklamak kolaycılık olur. Daha derindeki mesele kurumsal alışkanlıktır: Değişmeyeni değerlendirmek kolaydır. Kutucuğa sığar, ölçülür, fotoğraflanır, törende gösterilir. Yaşayan sanat ise sorun çıkarır. Bütçe ister, sahne ister, eleştiri ister, yeni metin ister; bazen kurumun hoşuna gitmeyen söz de söyler. Tahnit edilmiş Karagöz sessizdir. Yaşayan Karagöz konuşur. Mesele biraz da budur.
7. Yenilikle Bozulmayı Nasıl Ayıracağız?
Buraya kadar söylenenlerden “Ne yaparsanız yapın, adına Karagöz deyin yeter” sonucu çıkmaz. Karagöz’ü dondurmak kadar içini boşaltarak pazarlamak da tehlikelidir. Tasvirleri dekor niyetine asıp oyunculuğu yok etmek, birkaç karakteri reklam maskotuna çevirmek, biçimi yalnız turistik alamet olarak kullanmak koruma değildir. Bayar’ın dikkat çektiği bağlamdan koparma ve aşırı ticarileşme, geleneğin canlılığını değil yalnız görünürlüğünü artırabilir. 9
Görünür olmakla yaşamak aynı şey değildir.
Yeni bir işi tartışırken tek biçim dayatmadan şu sorular sorulabilir: Oyunun merkezinde canlı performans var mı? Hayalî, mekanik oynatıcı değil, oyuncu ve kurucu olarak etkin mi? Tasvir hareketi seçilmiş görsel dille anlamlı ilişki kuruyor mu? Söz, ritim, müzik ve görüntü dramaturjik bütün oluşturuyor mu? Karagöz ile Hacivat arasındaki dil ve dünya çatışması yeni biçimde de çalışıyor mu? Seyirciyle ilişki kuruluyor mu? Yenilik oyunun imkânlarını mı genişletiyor, yoksa Karagöz adını hazır ambalaj olarak mı kullanıyor?
Bunların yanına sanatçının hesabını da koymak gerekir. Neyi neden değiştirdi? Hangi tarihsel veya güncel ihtiyaca cevap verdi? Kaynağı biliyor mu, yoksa bilmediği şeyi yenilik diye mi sunuyor? Ortaya çıkan tercih sahnede işliyor mu? Yeniliğin değeri niyet beyanıyla değil, temsilin bütünüyle anlaşılır. Gelenek bilgisi yaratıcılığı boğmak için değil, seçimin bilinçli olup olmadığını görmek için kullanılır.
Bu soruların tek cevabı yoktur; sanatın canlılığı burada başlar. Tartışma “eskisine benziyor mu?” düzeyinden “tiyatro olarak ne yapıyor?” düzeyine çıkar. Eski oyun da oynanabilir, yeni oyun da yazılabilir. Tarihî tasvir de kullanılabilir, yeni görsel dil de kurulabilir. Yeter ki seçim bilinçli, ustalıkla ve sanatın kurduğu ilişkilerin farkında olarak yapılsın.
Geleneğin düşmanı değişim değildir. Bağını koparan değişim kadar nefesini kesen koruma da düşmandır. Biri Karagöz’ü markaya çevirir, öteki müze numunesine. İkisinde de hayalînin yaratıcı iradesi kaybolur.
8. Sonuç: Mumyayı Değil Nabzı Koruyun
Karagöz’ün korunması için önce düzenli icra alanı gerekir. Yılda birkaç anma programı, festival köşesi ve çocuk etkinliği yaşayan repertuvar kurmaz. Sanatçı yeni oyununu deneyebileceği sahneye, tekrar oynayabileceği sezona, eleştirmenle ve yetişkin seyirciyle karşılaşabileceği ortama ihtiyaç duyar. Bir oyun oynandıkça olgunlaşır. Tek gösterimlik proje, eseri doğduğu gün arşive kaldırır.
Eğitim gerekir; fakat eğitim yalnız kalıp aktarmamalıdır. Tasvir yapımı, hareket, ses, müzik, doğaçlama, dramaturji, tarih ve çağdaş tiyatro bilgisi birlikte düşünülmelidir. Çırak eski oyunları öğrenmeli, neden öyle kurulduğunu çözmeli ve kendi oyununu yazabilecek cesareti de kazanmalıdır. Ustanın mirası kendi kopyası değil, yeni bir hayalînin kurulabilmesidir.
Arşiv ile sahne de birbirine karıştırılmamalıdır. Arşiv mümkün olduğunca ayrıntılı belgelemeli; sahne ise bu bilgiyi yaratıcı biçimde kullanmalıdır. Eski metni değiştirmeden yayımlamak bilimsel bir görev olabilir. Fakat her temsilin aynı metni değişmeden oynamasını istemek tiyatroya yayıncılık görevi vermektir. Arşiv geçmişin ne olduğunu gösterir; sahne bugünün o geçmişle ne yapabildiğini.
Karar süreçleri icracıya açılmalıdır. Hangi projelerin destekleneceği, eğitim programlarının nasıl kurulacağı, ölçütlerin ne olacağı ve koruma planlarının nasıl uygulanacağı, sanatçıların gerçek katılımıyla belirlenmelidir. Katılım yalnız en yaşlı veya en görünür birkaç ismi çağırmak değildir. Farklı kuşaklardan, şehirlerden ve estetik arayışlardan sanatçıların sözü duyulmalıdır.
Başarının ölçüsü sertifika, envanter ve tören sayısı olmamalıdır. Kaç yeni oyun yazıldı? Kaçı tekrar oynandı? Kaç sanatçı geçimini bu sanattan sağlayabildi? Kaç yetişkin seyirci Karagöz’le yeniden buluştu? Kaç öğrenci yalnız tasvir boyamakla kalmayıp oyun kurmayı öğrendi? Kaç eleştiri yazıldı, kaç estetik tartışma doğdu? Yaşayan mirasın nabzı bu sorularda atar.
Karagöz’ü yaşatmak istiyorsanız sanatçıyı değişmeye mecbur bırakmayın; değişme hakkını da elinden almayın. Geleneği bilsin, tekniğe hâkim olsun, yaptığı tercihin hesabını verebilsin. Fakat geçmişin bekçisi değil, bugünün sanatçısı olarak üretsin. “Aslına uygunluk” belirli tarihsel uygulamayı tarif ederken yararlıdır; hangi asıl, hangi tarih, hangi usta ve hangi seyirci sorularına cevap vermeden bütün sanatı bağladığında estetik polisliğe dönüşür.
Karagöz’ü tahnit etmeyin. Bırakın nefes alsın, yanlış yapsın, yeniden denesin, yeni oyun yazsın, eski oyunu bozup yeniden kursun, bugünün düzenbazıyla bugünün diliyle kavga etsin. Yaşayan sanat bazen biçimini değiştirir. Değişmeyen tek şey şudur: Canlı olan, size mutlaka cevap verir.
Kaynakça
Bayar, E. E. (2023). Uygulamalı halk bilimi ve koruma yaklaşımları ekseninde Karagöz geleneğinin aktarımı. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 9, 33–41. https://doi.org/10.56387/ahbvedebiyat.1297459
Kımışoğlu, Z. (2021). Kültürel aktarım ve süreklilik bağlamında eski ve yeni perde gazelleri. Culture and Civilization, 1(1), 18–26. https://dergipark.org.tr/tr/pub/culture/article/1188569
UNESCO. (2003). Convention for the safeguarding of the intangible cultural heritage. https://ich.unesco.org/en/convention
UNESCO. (2009). Karagöz. https://ich.unesco.org/en/RL/karagoz-00180
UNESCO. (2015). Ethical principles for safeguarding intangible cultural heritage (Decision 10.COM 15.a). https://ich.unesco.org/en/decisions/10.COM/15.a
Ümit, N. M. (2023). Temaşanın komedya ile imtihanı: Ahmet Necip Efendi’nin hayal oyunları. Folklor Akademi Dergisi, 6(3), 1310–1327. https://doi.org/10.55666/folklor.1315558
Varışoğlu Sarpkaya, E. (2022). Karagöz oyunlarının işlevsel halk bilimi kuramı açısından incelenmesi. Folklor Akademi Dergisi, 5(3), 627–637. https://doi.org/10.55666/folklor.1168413
- UNESCO (2003, md. 2.3). Koruma; yaşayabilirliği güvence altına alma amacıyla kimlik saptama, belgeleme, araştırma, muhafaza, koruma, geliştirme, güçlendirme, eğitim yoluyla aktarım ve mirasın farklı yönlerini canlandırma önlemlerini kapsar.[↩]
- UNESCO (2015, İlke 8). İlke, somut olmayan kültürel mirasın dinamik ve yaşayan niteliğine sürekli saygı gösterilmesini; özgünlük ve münhasırlık kaygılarının korumada engel oluşturmamasını öngörür.[↩]
- Kımışoğlu (2021, ss. 18–20, 25–26), Karagöz’ün toplumsal dinamiklere göre biçimlendiğini; doğaçlama oyunların yazılı özgün oyunlara, perde gazellerinin de değişen biçim ve içeriklere evrildiğini göstermektedir.[↩]
- Ümit (2023, ss. 1310–1312), kâr-ı kadim repertuvar içindeki oyunların icracının tercihlerine göre güncellendiğini ve bugün anonim kabul edilen ürünlerin geçmiş Karagözcülerin özgün üretimlerinden doğduğunu belirtmektedir.[↩]
- Varışoğlu Sarpkaya (2022, ss. 627–631), Karagöz oyunlarının farklı dönemlerde kültürü yansıtmak için değişip dönüştüğünü; incelediği icralarda hem güncellenmiş kâr-ı kadim hem nev-icat oyunların bulunduğunu belirtmektedir.[↩]
- Bayar (2023, ss. 33–41), aktarım sorunlarını icra ortamlarının kaybı, yeni aktarıcı ve ortam ihtiyacı, usta–çırak bağının zayıflaması, bağlamdan koparma ve aşırı ticarileşmeyle birlikte ele almakta; Karagöz adını kullanan her uygulamanın koruma sayılamayacağını vurgulamaktadır.[↩]
- UNESCO (2009). Karagöz, 2009’da İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne kaydedilmiştir. UNESCO tanıtımında icranın müzik, ses taklidi, şarkı, şiir, tekerleme ve kelime oyunlarıyla kurulduğu; hayalînin bütün tasvirleri seslendirdiği ve becerilerin usta–çırak ilişkisiyle aktarıldığı belirtilir.[↩]
- UNESCO (2003, md. 15). Sözleşme, devletlerin mirası yaratan, sürdüren ve aktaran toplulukların, grupların ve uygun durumlarda bireylerin koruma faaliyetlerine mümkün olan en geniş katılımını sağlamasını ister.[↩]
- Bayar (2023, ss. 33, 40–41), bağlamdan koparma ile aşırı ticarileşmeyi geleneğin aktarımı önündeki temel sorunlar arasında değerlendirmektedir.[↩]






