Şuan Okunan
Tolga Yıldız yazdı: Sanatçı olmak mı, sanat yapmak mı?

Tolga Yıldız yazdı: Sanatçı olmak mı, sanat yapmak mı?

Avatar fotoğrafı
Tolga Yıldız yazdı: Sanatçı olmak mı, sanat yapmak mı?

Sanat üzerine konuşurken sanatçının karakterine, kimliğine gereğinden fazla odaklanıyoruz. Kimin büyük sanatçı olduğunu tartışmaktan, sanatı mümkün kılan emeği ve ilişkileri gözden kaçırıyoruz. Tiyatro bize basit bir şeyi hâlâ hatırlatıyor: Ortada seyredilecek bir eser bulunması için insanların yeniden yan yana gelmesi, bir şey yapması gerekiyor. 

TOLGA YILDIZ

Geçenlerde Cihangir Atölye Sahnesi’nin (CAS) kurucularından Muhammet Uzuner’le sanat ile sanatçı arasındaki ilişkiyi konuşuyorduk. Sohbet, alışkanlıkla kullandığımız bir sözcük üzerine yeniden düşünmeme yol açtı: Sanatçı. Birine bu sıfatı verdiğimizde neyi tanımlamış oluyoruz? Yaptığı işi mi, sahip olduğunu düşündüğümüz özel bir niteliği mi, yoksa toplumun ona tanıdığı konumu mu?

Sözcüklerin tarihi, bu soruyu başka bir yerden düşünmemizi sağlıyor. Antik Yunancadaki téchnē bir işi bilerek, ustalıkla yapmayı; Latince ars beceri ve yöntemi de anlatıyordu. Türkçedeki sanat ise Arapçada yapmak ve üretmekle ilişkili bir kökten geliyor. Ressamla marangozu, oyuncuyla başka bir ustayı birbirinden bugünkü kadar kesin çizgilerle ayırmayan bir anlam dünyası bu. Modern güzel sanatlar sınıflandırması güçlendikçe, özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda sanatçı da özgün bir yaratıcı kişilik olarak ayrıcalıklı bir konuma yerleşti.

Oysa önce sanatçının kim olduğuna değil, yapılan işin nasıl sanat niteliği kazandığına bakabiliriz. Buna, biraz da alışıldık sıfatın yönünü değiştirerek, sanatlılık diyelim. Bir eylemin, nesnenin veya icranın sanat olarak tanınması, yalnızca onu yapan kişinin yeteneğine bağlı değildir. Üretimin biçimi, onu değerlendiren insanlar, kurumlar, eleştiri ve dolaşıma sokulma koşulları da bu sürecin içindedir. Sanatlılık, sanatçının doğuştan taşıdığı kutsal bir mühür gibi düşünülemez.

Pieter_Bruegel_the_Elder_-_The_Painter_and_the_Buyer,_ca._1566_-_Google_Art_Project
Ressam ve Alıcı, Pieter Bruegel (Yaşlı), kahverengi kâğıt üzerine kalem ve mürekkep, 1565, 25.5 cm × 25.1 cm, Albertina, Vienna

Modern sanat piyasası bu ilişkiye başka bir boyut ekledi. Resim ressamından, kitap yazarından ayrılıp başka şehirlerde, başka zamanlarda dolaşabilir; alınıp satılabilir, biriktirilebilir. Sanat eserleri elbette modern piyasadan çok önce de satılıyordu. Fakat bugün eser, onu ortaya çıkaran insandan giderek daha bağımsız bir ekonomik hayat sürdürebiliyor. Üreticinin emeği geride kalırken eserin sahipliği, fiyatı ve dolaşımı başlı başına bir faaliyet alanına dönüşüyor. Sinemada çekimler bitiyor, set dağılıyor, oyuncular başka işlere geçiyor; film ise asıl bundan sonra gösterilmeye ve çoğaltılmaya başlıyor. İcranın üründen ayrılması bu alanlarda gündelik bir olgu.

Müziğin yakın tarihi bunun çarpıcı bir örneği. Nota basımı ve konser ticareti zaten vardı. Ancak 1877’de fonografın icadını izleyen kayıt teknolojileri, özellikle 20. yüzyılda müzik icrasının koşullarını değiştirdi. Bir şarkıyı dinlemek için onu söyleyenlerin o sırada çalıyor olması gerekmiyordu artık. Kayıtlar çoğaltıldı, satıldı; daha sonra yayıncılığın ve dijital platformların dolaşımına girdi. Dinleyici aynı icrayı defalarca tüketebilirken, müzisyenle karşılaşmak zorunda kalmadı. Böylece yalnız müzik eseri değil, bir zamanlar olup bitmiş belirli bir icra da ticari bir ürüne dönüştü.

Tiyatro burada ayrıcalıklı bir yerde duruyor. Bir oyun metnini basabilir, dekoru saklayabilir, temsili kaydedebilirsiniz. Fakat bunların hiçbiri, oyuncuların, sahne emekçilerinin ve seyircilerin belirli bir zamanda kurduğu tiyatro olayının yerine bütünüyle geçmez. O akşam sahneye çıkılmadığında ortada gösterilecek ayrı bir ürün yoktur. Tiyatronun eseri, büyük ölçüde, onu meydana getiren insanların birlikte çalışması sırasında var olur. Dans ve başka canlı performanslar da bu özelliği paylaşır.

Bu durum tiyatroyu piyasanın dışında tutmuyor. Biletler satılıyor, gösteriler pazarlanıyor, kurumlar ve markalar oluşuyor. Yine de satılan bilet, oyuncular olmadan işleyen bir temsilin mülkiyetini devretmiyor. İzlemek için o buluşmanın gerçekleşmesi gerekiyor. Tiyatronun metalaştırılması ile tiyatro olayının bütünüyle bağımsız bir metaya dönüştürülmesi arasındaki fark burada.

Sanat üzerine konuşurken sanatçının karakterine, kimliğine gereğinden fazla odaklanıyoruz. Kimin büyük sanatçı olduğunu tartışmaktan, sanatı mümkün kılan emeği ve ilişkileri gözden kaçırıyoruz. Tiyatro bize basit bir şeyi hâlâ hatırlatıyor: Ortada seyredilecek bir eser bulunması için insanların yeniden yan yana gelmesi, bir şey yapması gerekiyor. Sanatlılık, en açık hâliyle, o yapma esnasında ortaya çıkıyor.

Kreosus yazı sonu görseller (11)


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik