Şuan Okunan
Emeklilikte Güzel Sanatlar’a ‘takılanlar’: Yeni başlangıçlar, bitmeyen öğrencilik

Emeklilikte Güzel Sanatlar’a ‘takılanlar’: Yeni başlangıçlar, bitmeyen öğrencilik

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin amfilerinde Z kuşağının sıra arkadaşları sadece akranları değil. Mühendisler, avukatlar, sağlıkçılar hatta bir yapay zekâ profesörü ve emekliler de ikinci öğrenciliklerinde onlarla birlikte. Mustafa Kara’nın T24’te yayınlanan haberini aynen yayınlıyoruz.

MUSTAFA KARA

Üniversite amfilerinde sadece Z kuşağının temsilcileri yok. X, Y, Z ve hatta “baby boomer”lar bir arada okuyor. Özellikle güzel sanatlar fakültelerinde bu durum daha belirgin. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Fotoğraf Bölümü’nde sınıfların neredeyse yarısı 30 yaşın üzerinde. Aralarında mühendisler, avukatlar, sağlıkçılar, yılların satış yöneticileri ve hatta yapay zekâ alanında profesör bile var. Emekliler de oldukça fazla.

Üç ’emekli öğrenciyle’ amfinin kürsüsünden inip öğrenci sıralarına geçmeyi, tüm enerjiyi yutan kurumsal kölelikten öğrenciliğe geçiş yapmayı, emeklilik günlerini yeni başlangıçlara vesile kılmayı konuştuk.

30-40 yıl öncesinden yapay zekanın yapay sinir ağları ve derin öğrenme konularında çalışan profesör Uğur Halıcı, gençliğinde işletme mühendisliği okuyup ömrünü plazalarda geçirmiş Ömer Yavuz ve vaktiyle Mülkiye’yi terk edip Satış Uzmanlığına geçmiş Metin Ekinci, gençlerle bir arada geçen fakülte günlerini ve gelecek planlarını içtenlikle anlattı.

HER DAİM ÖĞRENCİ BİR PROFESÖR

Prof. Dr. Uğur Halıcı akademik hayatının zirvesindeyken, bu hiyerarşiyi yatay hale getiren bir isim. 1970’li yıllarda Türkiye’nin önemli okullarından Ankara Fen Lisesi’ni, ardından ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü bitirmiş. Sonrası yüksek lisans, doktora, profesörlük. Yıllarca ODTÜ’de geçen bir hayat. 1990’lardan bu yana bugünün yapay zekasının önemli bir unsuru olan “yapay sinir ağları” ve “derin öğrenme” üzerinde çalışıyor, dersler veriyor. Yıllarca yapay zeka ve algoritmalar gibi zihnin içinde, soyut düzlemde yaşayan kavramlarla uğraşan Prof. Dr. Halıcı, bu “görünmez” dünyadan yorulup artık somut, gözle görülür bir sanatın peşinde:

“Bir yapay zekâ yöntemi geliştirirken işin başlangıcı zihnin içinde oluyor. Bir yöntem ya da algoritma düşünüyorsunuz, onun başarılı olup olamayacağını baştan bilemiyorsunuz. Derin öğrenme alanında düşündüğünüz bir şeyin sonucunu görebilmek için, bir model tasarımı yapıp o modeli veri ile eğitmeniz gerekli, bu oldukça uzun bir süreç. Teorik altyapı gerektiren çok soyut bir alan. Çöpçüye özendiğim bile oldu; en azından dokunabildiği, somut bir şey topluyor. Bizim alanımız çok soyut.”

ODTÜ’de ders vermeye devam ederken bir yandan Açık Öğretim’de Sosyoloji ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerini bitirmiş. Oğlunun MSGSÜ’de sinema okumaya karar vermesi, onun da içindeki İstanbul ve sanat sevdasıyla birleşince kendini özel yetenek sınavında bulmuş. Sanat Tarihi ile Fotoğraf arasında gidip gelmiş, daha “somut ve uygulamalı” diye fotoğraf bölümünde karar kılmış. Bir yandan da Açıköğretim devam ediyor, Felsefe ve Tarih bölümlerinde de okuyor. Birkaç yıla 2 örgün, 4 açık öğretim lisans diploması sahibi olacak. Durmaya niyeti de yok, sırada Sanat Tarihi var.

“Öğrencilik daha keyifli” diyor, özel projeler dışında hocalığa dönmeyi de düşünmüyor: “Hocalık, hele ki doktora tezi yönetmek epey stresli oluyor. Öğrencilik daha keyifli. Dersin hocası anlatıyor, ben dinliyorum. Çok güzel… ‘Aa‘ diye hayretle dinlediğim, daha önce hiç bilmediğim şeyler duyuyorum. Kendiniz okuyunca bir kitaba dalıyorsunuz, orada kalıyor. Ama üniversite size ‘şunları şunları bilmen lazım’ diyen, yukarıdan bakan bir gözün düzenlediği bir program sunuyor. Önümüze konulmuş düzgün bir yoldan geçmek istedim.”

Akademik geçmişinin de getirdiği olgunlukla gençlerin dünyasına duyduğu saygıdan ötürü onlarla arasına tatlı bir mesafe koymayı tercih ediyor: “Aramızdaki yaş farkı çok samimi arkadaş olmaya engel olabilir. Onlar benden çekinebilir, ben de çok bozmamak için biraz mesafeli bir ilişki kuruyorum.”

Meslek edinmek ya da boş vakit doldurmak için değil, yaşam kalitesini artırmak, dünyaya başka bir pencereden bakmak için öğrenci olduğunu vurguluyor: “Kendi kendimle yarışım var. Düşük not alırsam, hoca az not verdi diye değil; ’emek harcadığım şey iyi olmamış’ diye üzülürüm.”

Ömrünü geçirdiği ODTÜ’den İstanbul’da örgün eğitim görmek için emekliye ayrılan Uğur Halıcı, şimdi MSGSÜ’nün boğaz kıyısındaki eşsiz kampüsünde öğrenciliğin tadını çıkarıyor. Yapay zekakonusundaki deneyimi ile yeni uğraşı fotoğrafçılığı birleştirip bir psikiyatri dergisi için soyut kavramları görselleştiren harika kompozisyonlar üretiyor.

“ÜRETİM RUH SENİ TERK EDENE KADAR SÜRMELİ”

Metin Ekinci, 58 yaşında. Yıllarca satış ve pazarlama sektöründe çalışmış. Türkiye’yi karış karış gezmiş. 2010 yılında eşinin hediye ettiği dijital fotoğraf makinesi hayatının kırılma noktası olmuş. “Belki eşim sonra pişman olmuştur,” diye gülerek anlatıyor o günleri:

Fotoğraf makinem o kadar elimden düşmüyordu ki bir süre sonra eşe dosta elimdeki makineyi gösterip ‘kumam’ demeye başladı.”

Sokak fotoğrafçılığına olan bu tutkusu, onu emeklilik döneminde YouTube kanalı açıp Photoshop dersleri vermeye, ardından Açık Öğretim’de Fotoğraf ve Kameramanlık okumaya itmiş. Bir süre sonra “kendini tekrar ettiğini ve daraldığını” hissedince, kızının ısrarıyla, Dikey Geçiş Sınavı’na girerek MSGSÜ Fotoğraf Bölümü’nü kazanmış.

Ekinci, bu dinamizmini sınıf arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiye de yansıtıyor. O görünmez yaş ve hiyerarşi duvarını daha ilk günden yıkıyor: “Gençlere hep şunu söyledim; bana bey demeyin, ağabey demeyin, hocam demeyin. Bana sadece Metin demeniz yeterli. 30 yaş üstü bunu kırdı, 18’liklerin bazıları zorlanıyor, onlara ‘Benim çocuğumla aynısınız, abi diyebilirsiniz’ diyorum.”

Bunca yıllık sokak fotoğrafçılığı deneyiminin ardından yeniden “bilmeyen” konumuna düşmek önce biraz zorlamış Metin Ekinci’yi. Ekinci bu aydınlanmayı bir ödev üzerinden anlatıyor:

“Hoca masa üstünde bir üçgen çekmemizi istedi. Bana o kadar saçma ve basit geldi ki, çekmek istemedim. Hoca bana dönüp ‘Bunu neden çekmek istemiyorsun?’ diye sordu. O an durdum… Çünkü bildiğimi düşünmüşüm. O basit dediğim üçgen, o proje içerisinde beni en çok zorlayan şey oldu. Belli bir yaştan sonra ‘bilen’ oluyorsunuz ama o öğrenci sıfatını üzerinize aldınız mı bambaşka, çok keyifli bir rol başlıyor.”

Metin Ekinci, emekliliği yaklaşan ama boşluğa düşmekten korkan yaşıtlarına da şu sözlerle seslenmeyi ihmal etmiyor: “Her emekliye veya hayatında çizgi değiştirmek isteyecek olana bu sıraları tavsiye ederim. Kimi insanlar sadece ’emekli olunca evde ne yapacağım’ diye düşünüp duruyor, emekliliğini erteliyor. Gelsinler, burası çok güzel. Gelsinler, sanat konuşsunlar, üretsinler.”

Ayrıca Bakınız

EVDE İSTENMEYEN EMEKLİ: DÜMDÜZ YAŞAMIŞIZ HAYATI

58 yaşında, İşletme Mühendisi Ömer Yavuz’un hikayesi, Metin Ekinci’nin sokağa dönük enerjisinin aksine, daha içe dönük, stratejik ve Türkiye gerçekleriyle yüzleştiren türden. İTÜ İşletme Mühendisliği ilk mezunlarından biri olan Yavuz, çalışma hayatını farklı şirketlerde ve son olarak bir sigorta şirketinde Finans Direktörü olarak noktalamış. Ancak bu parlak kurumsal kariyer, aslında 18 yaşında ailevi nedenlerle tercihini para kazanma güdüsüyle yapan bir gencin mecburiyet hikayesi.

Ömer Yavuz, finans sektöründe 30-40 yıl çalışmış. “Özel sektörde hangi seviyede olursanız olun tam bir kölelik düzeni var. Hayatımda hiç hobim olmadı, dümdüz yaşamışız hayatı. Plazalarda geçti ömrümüz. İstanbul’u bile ömrü hayatım boyunca gezmemiştim” diyen Yavuz, emekli olduğunda evde ciddi bir boşluğa düşmüş. Her şeye karışmaya başlayınca da “Persona non grata” ilan edilmiş.

Onu da bu sarmaldan kurtaran bir gün üniversite sınav sorularının çıktısını alıp önüne koyan kızı olmuş. Önce Medeniyet Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’ne girmiş ancak kampüs ortamını kendine uygun bulmayıp, Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf ve Video Bölümü’ne geçmiş. Burada da verilen eğitimi yetersiz bulunca, hedefine MSGSÜ Fotoğraf Bölümü’nü koymuş. Aylarca odasına kapanıp üniversite sınavına hazırlanarak, buraya birincilikle girmiş.

Bugünlerde hayatından çok memnun. Şimdilerde genç sınıf arkadaşlarının aksine, okulu bir an önce bitirip iş hayatına atılmanın değil, okulu 7 yıla yaymanın planlarını yapıyor:

“Diplomayla işim yok. O yüzden dar bir alanda, en çok sevdiğim şeyi yapmalıyım” diyor, genelde okula geliyor, fotoğraf çekiyor, şehri geziyor, toplumsal olayları fotoğraflıyor. “50 yaşından sonra vallahi bu hayattan ilk kez keyif aldım” diyor büyük bir mutlulukla. En büyük derdi ödevler için gereken modeli bulmak; eşinin modellik yapmamasından şikayetçi, “Kendi kolumu, bacağımı çekiyorum” diyor.

Metin Ekinci’nin memleket yollarında kazandığı dinamizm, Ömer Yavuz’un kurumsal çarklardan kaçışı ve Uğur Halıcı’nın akademik hiyerarşiyi alt üst eden öğrenme sevdası…

MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’nin tarihi kampüsünde kesişen bu üç farklı hayat, emeklilik algısını yeniden düşünmek, emeklilikte yeni başlangıçlara yelken açmak için eşsiz bir örnek oluşturuyor.

(Kaynak: T24)

 


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik