On İkinci Ev: Hangi yüzündesin camın?
MUSTAFA KARA
Beyaz elbiseli bir kadın, ayakları çıplak, elinde eski bir bavul. O camdan bir duvarın arkasında ya da o önünde biz arkasındayız. Biz kim miyiz? Fuayede, atölyede, bir kafenin üst katında ya da bir galerinin vitrininde toplanmış birkaç sıra seyirci. Konuşmaya başlıyor kadın, sesini yükseltiyor giderek ama sesi gelmiyor. Bağırıyor, şarkı söylüyor, kalemi alıp camın üzerine ters-düz bir şeyler çiziyor, sonra siliyor. Bir şeyler yazıyor, mahalleler, şehirler, kimlikler, hayaller, travmalar hatta. Önce ters yazıyor, sonra düz. Kendine göre önce düz yazıyor, sonra ters. Bir dilde şarkı söylerken, başka dilde yazıyor. Bir süre sonra tepeden ince bir su akıyor; camda biriken bütün katmanlar yavaşça yıkanıp kayboluyor. Sonra yeniden…
Bir göç, ötekileştirme ve kadınlık hikâyesi anlatılan. Melek Ceylan, On İkinci Ev ile beş yıldır sahnede, daha doğrusu fuayede, sokakta, atölyede kendi hikâyesini anlatıyor. Kendi hayatını anlatmaya karar verince Mürüvet Esra Yıldırım’ın “rehberli otobiyografi” yönteminin rehberliğiyle ortaya çıkarılan bir metin bu. Salih Usta’nın yönettiği, Yaşam Özlem Gülseven’in dramaturjisini yaptığı tek kişilik bir performans. Oyunun ilk ve kolay olan okuması şöyle olabilir: Cam bir duvardır, kadının üzerine örülen bir hapishanedir, Melek Ceylan’a vitrindeki mankene bakar gibi bakıyoruzdur! Bu çerçevede cam, susturulmuşluğun cisimleşmiş haline dönüşür, oyun kadının önündeki görünmez engeli görünür kılar. Melek Ceylan da bu okumada, ne kadar sesini duyurmak için çabalarsa çabalasın, kuşatılmış bir mağdurdur aslında. Sesini duyurmak için her yolu deneyen bir mağdur.
Doğrudur da bu ama yetmez. Anlatıyla doğru yerden yüzleşebilmek için camın öte tarafına geçmeyi deneyelim biraz. Bize aydınlık bir camekânın içinde sunulan hayat deneyimine dair düşünelim. Camın 5 bin yıla yaklaşan bilebildiğimiz tarihi bir karşılıklılık ilkesini yaşatıyor çünkü. Camın iki yüzündekiler birbirini görüyor, ışık kaynağı hangi taraftaysa o taraftan aydınlık geliyor. Ters mers; bu taraftan yazınca o taraf da okuyor. Gizlemiyor yani cam, bir duvar değil. Üstelik kırılgan da, bir fiskelik canı var. “Camdan evin varsa komşunun duvarına taş atma” diye bir atasözü var ya hani; tam da bu kırılganlığın özeti.
Camın hem engel olan, hem kolaylaştıran diyalektik hali, tarih boyunca duvarlarda açılan gediklere yerleşmesinin de esbab-ı mucibesi. On İkinci Ev’de de ilk katman engeller ve görünmez duvarlar olsa da, ikinci katmanının tam da buraya oturduğunu, dramaturjik ağırlığını bu kısma verdiğini söylemek mümkün.

CAMEKÂNDAKİ CANSIZ MANKEN DEĞİL
Melek Ceylan, kendi hayatından esinle yazdığı ve oynadığı oyunda görünmez bir dördüncü duvardan seslenmiyor bize, ki o da geçirgendir aslında. Camı seçiyor. Gizleyen, koruyan ya da engelleyen bir malzemeyi değil, onu tamamen görünür kılacak, en küçük şokta kırılabilecek narinlikte bir kabuğun içinde durmayı tercih ediyor. Moda Sahnesi’nde stüdyo sahne ile fuayenin arasındaki cam duvar bunun için müthiş elverişli. Farklı yerlerdeki sahneleyişlerde de bu cam duvar hali kendini özgünlüklerle var ediyor.
Camdan duvar burada sesini kısan bir engel, evet bu durum baki. “Anlatma, göster” ilkesi burada devreye giriyor ve bir anlatım dili olarak sözü değil bedeni ve hareketi daha da belirginleştiriyor. Melek Ceylan konuşmaktan vazgeçmiyor zaten; izleyici dudağını okumaya, derinden gelen sese anlam vermeye çalışıyor. Bağıra çağıra söylenen türküler, türküler yetmediğinde çizimler, çizimler yetmediğinde bedenin kendisi bir enstrüman olarak devreye giriyor. Cam duvar kadını susturan imgeden, aydınlık bir camekâna dönüşüyor. Bu camekânda sessiz bir cansız manken yok, susturulmuş bir kadın yok, dilin tek bir kanaldan çıkışı kapatıldığında bir kadının kaç kanaldan birden anlatabileceğini gösteren bir oyuncu var.
Bireysel bir anlatı değil On İkinci Ev, bireysel olandan yola çıkan ve ait olduğu ve olamadığı bir topluma ışık tutan, o toplumun hayatını sis perdesinin arasından çekip çıkaran bir oyun. Göçmenlik, Alevilik, gecekonduculuk, Kürtlük, sanat ve tüm bunların üstünde kadınlık hali; doğru bir ifadeyle bu var oluşlar toplamı olarak bir direncin hikâyesi.
Melek Ceylan’ın biyografisi doğunun gırtlağından batının diyaframına geçişin gerilimini taşıyan, türküyle aryanın didiştiği bir var oluşa işaret ediyor. Göçün önemli bir yer tuttuğu, kültürel ve inançsal ötekileştirmeyi tanımış bir hayat öyküsü bu. Moda Sahnesi TV’de anlattığı gibi, mesleğin başlarında kadın oyuncuların maruz kaldığı manipülatif tutumlar da kritik bir yerde. Başlarda öne çıkan bedenini kapatma, görünmez olmaya çalışma hallerinin tersine dönmesi, yavaş yavaş hiçbir şeyi saklamadan dik durmayı öğrenen bir kadının bu durumu çocukluktan ergenliğe geçtiği günlerdeki hislerle açıklığa kavuşturması da mühim. Çünkü On İkinci Ev‘in sahne dilinin doğduğu yer tam da burası.
Camın ardına geçmek, görünür olmaktan kaçmamayı seçmek, bunu bir cansız manken gibi değil, hayatın tam ortasında neşeli, hüzünlü, gülen, öfkelenen, türkü söyleyen en insan hallerle yapmak, camı bir sahneye, bedenini bir enstrümana dönüştürmek sahici bir sahneleme fikri. Büyük bir açıklık ve içtenlikle yapmak da oldukça cesur bir hareket. Bu, camekânın tüm yapaylığını sıyıran, camın manasını yeniden düşündüren bir hakikat temsili. Camın ardına hapsedilmiş bir mağdur kadın görmüyoruz. Farklı bir hikaye anlatacağını apaçık hissettiren bir duruş daha ilk dakikadan nevi şahsına münhasır bir gülümsemeyle kendini gösteriyor. Anlatılanın sertliğine koşut bir direnç, sıkışmışlığı kıran bir zekâ ve meselenin ağırlığıyla yarışan bir neşe bir arada. 
SEÇİLMİŞ SUSKUNLUK, GÜÇLÜ BİR DİRENÇ
Elbette On İkinci Ev’i doğuran bağlamı da unutmamak gerek. Melek Ceylan’ın pandeminin en ağır koşullarında tiyatro sanatçılarının yaptığı “Susuyoruz” eylemine katıldığı günlerde fikir belirginleşti. Tiyatroların pandemi krizini saatlerce hiç konuşmadan durarak görünür kılan tiyatroculardan biriydi ve bu seçilmiş bir suskunluğun anlatı gücünü de deneyimlemiş, hatta belki fark etmiş oldu. On İkinci Ev işte bu hattı sahnenin içine taşıyor: Sesin çoğu zaman kifayetsiz kalışına karşı, bedenin, yazının, çizimin nasıl konuşabildiğinin canlı bir temsilini sunuyor.
Cam geçici çünkü. Suya yazmak gibi. Cama özenle yazılan tüm hayat hikâyesi; evler, mahalleler, şehirler, komşular, hayaller, travmalar, hüzünler, arayışlar, yani hayata dair ne varsa tepeden birazcık suyla silinip gider. Yeniden yeniden yazarsın ama. Bu silinenin yerine sürekli yeni anlatılar yazma hareketi, bir hayatın hatırlanışı, unutuluşu, sonra yeniden açılışı olarak bir On İkinci Ev’in doğuş yönteminden de izler taşıyor. Melek Ceylan’ı camla bütünleştiği yerlerden biri de burası. Hafıza-i beşerin nisyan ile malul olmadığı bir evren kuruyor camın diğer yüzünde.
Filhakika, On İkinci Ev‘i sadece susturulmuş bir kadının çığlığını duyurma çabası olarak okumak, metaforu camdan duvarlarla hapsedilmişlik hissiyle sınırlamak büyük haksızlık olur. Oyun seyirciyi tanıklığa, anlamaya, direnci ve değişimi görmeye çağırıyor. Bizim memleketin takıntı düzeyindeki evin perdelerini kapalı tutma hallerinin, acıları ve sevinçleriyle duygusunu gizleme hallerinin tam tersi bir tutum bu. İzleyiciden istediği de bu: Dikkatli bak ve gör beni!
Kadının sesi kadar, hatta ondan daha güçlü çünkü görünürlüğü. Daha doğrusu, varlığı! Yola çıkış mottosu zaten belli Melek Ceylan’ın: “Artık kavga etmek istiyorum”. Bu kadar berrak, bu kadar duru. Bizim seyirci olarak camın hangi yüzünden baktığımız bu yüzden kritik önemde: Susturulmuş mağdur bir kadın izlemeye mi geldik, yoksa kendini büyük bir içtenlikle anlatmayı göze almış cesur bir oyuncuyla yüzleşmeye mi?
O kavga biraz da buna göre şekillenecek. Safımız da.
*On İkinci Ev, 19 Mayıs Salı günü saat 18.00’de Moda Sahnesi’nde olacak.
“On İkinci Ev”
Konsept: Melek Ceylan
Yöneten: Salih Usta
Oynayan: Melek Ceylan
Dramaturji: Yaşam Özlem Gülseven
Metin/İçerik Danışmanı: Dr. Mürüvet Esra Yıldırım
Hareket Düzeni: Dilan Yoğun
Kostüm Tasarımı: Hilal Polat
Işık Tasarımı: Utku Kara
Kondisyon: Selin Aldoğan
Asistanlar: Tutku Aksu, Sevda Yeliz Nar, Burcu Kaya
İletişim Danışmanı: Zeynep Nur Ayanoğlu
Afiş Tasarımı: Müjde Başkale

“On İkinci Ev”



