Arayış, hatırlayış, döngü: Delibo ve Aynı Şeylerin Oyunu
MUSTAFA KARA
Fabel Tiyatro, bu yıl sahnelere merhaba diyen bir topluluk. Daha önce farklı ekiplerle sahneye konan Delibo: Gençliğin Kara Kuyusu’nu devraldı ve yeni bir oyunla, Aynı Şeylerin Oyunu’yla prömiyer yaptı.
Murat Uyurkulak’ın sert ve şiirsel dünyasından uyarlanan Delibo ve Barış Yücedağ’ın kaleme aldığı modern bir ilişki otopsisi olan Aynı Şeylerin Oyunu, tiyatronun sade ve samimi tarafını hatırlatmakla kalmıyor, farklı formlarıyla aşka dair incelikli bir bakış da sunuyor. Mehmet Şerif Tozlu her iki oyunda da sahnede, Leman Aydın’ın bir oyunda rejide, bir oyunda sahnede. Mahir Akgündoğdu ise Aynı Şeylerin Oyunu’nun yönetmen koltuğunda.

GENÇLİĞİN KARA KUYUSUNDAN GELEN FERYAT
Murat Uyurkulak’ın romanından Mehmet Şerif Tozlu tarafından uyarlanan ve Leman Aydın rejisiyle hayat bulan Delibo, İç Anadolu ile Ege arasında salınan bir hikâye anlatıyor. Bornova’nın çocukluk kokan sokakları, sadece arkadaşlara dair değil, unutulmayan ilk aşka dair de izler taşıyor. Yusuf’un kabuslarla dolu uykusundan uyandıran Delibo’nun kaybolduğu haberi, kendi kayıp gençliğinin kara kuyusuna doğru çıkılan yolculuğun işaret fişeği oluyor. Hayatının son 18 yılını uzakta geçirdiği çocukluğunun kenti İzmir’e dönen Yusuf’u, arkadaşlarıyla ve elbette babasıyla bir yüzleşme bekliyor. Kaçtığı meseleler de bırakıp kaçtığı yerlerden yeniden yeşeriyor. Yusuf, Basmane’de, Bornova’da, Karşıyaka’da, Alsancak’ta sadece Delibo’yu değil bir kuşağın ve elbette kendisinin kaybedilmiş hikâyelerini de arıyor.
Yarım kalmış pek çok gençlik heyecanı arasında yarım kalmış bir aşkın da yer yer absürt öğelerle bezeli hallerini görüyoruz sahnede. Hayatın onca sillesine rağmen çocuksu tarafını koruyan ve çocukluğuna dair tetikleyicilerle karşılaştıkça çocuksu heyecanı daha da artan bir karakter Yusuf. Yasemin’in kokulu silgisinin tadını unutması ne mümkün zaten!
Yusuf hem geçmişi hem bugünü simgeleyen, giderek kendi karabasan rüyalarından kurtuluşun yoluna dönüşen ve belki kendini bulup döneceği evin anahtarı olan Delibo’yu ararken, Mehmet Şerif Tozlu tüm bu yenilgileri, vazgeçişleri ve hatırlayışları bedeninde var ediyor. Delibo kayıp zaten, o da Yusuf’un anlatımlarında kendini var ediyor.
Leman Aydın’ın rejisindeki anlatım dili ve Utku Kara’nın ışık tasarımı “kara kuyulardaki kayıp gençlik” imgesiyle uyumlu. Galip Aksular’ın “kendi kendine sarılmış bir Yusuf” olarak tasarladığı afişin anlattıklarıyla, üzerine düşülen “Morciğerim” ve “Gençlikten başka din yok şu alemde” notları da mühim. Baransel Gürsoy’un dekor tasarım ve realizasyonundaki sadelik, bir bank ve bir çanta üzerinden bir kaçış halini vurguluyor.

İLİŞKİLERİN DÖNGÜSEL HAPİSHANESİ
Delibo, çocukluğunun ve ilk aşkın hapishanesinden kaçarak da kurtulamazken, Aynı Şeylerin Oyunu’nda kendini bile isteye döngüsel bir açmaza sürekleyen bir çift var. Barış Yücedağ’ın yazdığı ve Mahir Akgündoğdu’nun yönettiği Aynı Şeylerin Oyunu’nda Mehmet Şerif Tozlu bu kez Frank, ya da gerçek adıyla Mahmut, olarak karşımızda. Leman Aydın ise Nena olarak sahnede.
Oyun izleyiciyle etkileşimli bir başlangıç ile açılıyor ve sonrasında sık sık bu etkileşime başvuruyor. İzleyici açıkça ilişkiye dair bu yüzleşme ve tartışmanın tarafı, hatta jürisi olmaya davet ediliyor. Dördüncü duvarı yıkma girişiminin altını epik tiyatro göndermeleriyle de çizen bu üslup, oyun için oyun kurgusuyla, yani kendi yaşadıklarını kendileri oynayan karakterler eliyle mizahın dozunu da artırıyor.
Geçmiş ile bugün arasında mekik dokuyarak, farklı bölümler halinde ölmüş, bitmiş bir ilişkinin otopsisini izliyoruz sahnede. Anadolu popçusu tavrı ve çirkin aksanlı bir radyo programcısı olan Mahmut, Nena’nın Bavyera keskinliği ile çatışıyor, bu entelektüel fark oyunun da, ilişkinin de üzerinde yürüdüğü sırat köprüsüne dönüşüyor.
Aynı Şeylerin Oyunu’nun mizahı da burada. Net, sakin ve güçlü bir duruşu olan, lafını esirgemeyen bir karakter olan Nena’nın, bu hayatta kendini var etmeye çalışan ve popülerleştikçe hamlaşan bir radyo programcısı Mahmut’la yaşadığı çatışmaya, yer yer Almanca ve Almanca şarkılar da eşlik ediyor. Tamer Karadağlı’nın Teksas aksanı göndermesi ile Bavyera aksanlı Almanca birbirine karışıyor, Nina Hagen ve Rammstein’in şarkıları üst üste çatışma anlatımlarına eşlik ediyor. Zaman içinde sıçramalar ve olaydan olaya geçen anlatım, aynı döngüselliğin altını çiziyor. Anlatılan çatışmaları birbirinden ayrı bölümler olarak algılanmasın diye kurulan döngüsellik, anlatılan çatışmalar toplamının mizahi yönünü belirginleştiriyor. Sempatik oyunculuklarla iyice köpürtülen bu mizahtan geriye hep aynı şeyler kalıyor; hani hepimizin yaşadığı, bildiği ve hatta bile bile yaşadığı…
Afişinde evliliği simgeleyen lekeli bir dantel üzerinde kupa papazı ve karo kızı ile aktarılan Aynı Şeylerin Oyunu’nda sahne tasarımının ana unsurunu büyük objelerden çok karakterlerin oyun içinde oyun oynamasını kolaylaştıran aksesuarlar oluşturuyor. Zamanlar arası sıçramalara paralel dinamik bir hareket düzeni var. Nida Şan’ın müzikleri hem eğlence dozunu yükseltiyor, hem de farklı entelektüel çizgileri görünür kılıyor.
İKİ OYUN, TEK BİR RUH
Bu yıl kurulan Fabel Tiyatro’nun halen sahnelerde olan iki oyunu yan yana konulduğunda öne çıkan şey cesaret gibi duruyor. Delibo’da bir romanın ağır yükünü tek kişilik sahne performansıyla üstlenen Mehmet Şerif Tozlu, Aynı Şeylerin Oyunu’nda Leman Aydın ile birlikte sahnede ve modern insanın ilişkilerdeki yalnızlığı Mahir Akgündoğdu’nun dinamik rejisiyle anlatıyor.
Aslında bu iki oyun, birbirini tamamlayan zıt kutuplar gibi. Delibo’da Yusuf üzerinden “hiç bulunamayanın” ve kayıp bir geçmişin peşinde beyhude bir arayışı izlerken; Aynı Şeylerin Oyunu’nda birbirini “bulmuş” ama birbirini tüketmekten başka yol bulamamış bir çiftin döngüsüne hapsoluyoruz. Bir yanda özlemle aranan bir “kayboluş“, diğer yanda kaçılamayan bir “bulunuşun” yarattığı o sıkışmışlık hissi…
Koca koca dekorlar, şaşaalı kostümlere ihtiyaç duymayan sıcak, samimi insan hikayeleriyle dolu iki oyun da. “Morciğerim naber?” diye eskilerden bir seslenişi tekrarlarken de, koca bir aşk geçmişine bakıp “Bir bok yok” diyebilmesindeki dürüstlük de aynı yerden besleniyor. Fabel Tiyatro, izleyiciyi kayıp gençliğinin kara kuyularına bakmaya zorlarken de, ilişkilerin derin girdaplarında dolaştırırken de hepimizin sesi, soluğu oluyor.
* Aynı Şeylerin Oyunu 5 Şubat’ta Ara Sahne’de, 26 Şubat’ta Pax Sahne’de; Delibo: Gençliğimin Kara Kuyusu 13 Şubat Cuma Eylül Sahnesi ve 3 Mart Salı Moda Sahnesi’nde olacak.
“Delibo: Gençliğimin Kara Kuyusu”
Yazan: Murat Uyurkulak
Yöneten: Leman Aydın
Uyarlayan: Mehmet Şerif Tozlu
Dekor Tasarım, Dekor Realizasyon: Baransel Gürsoy
Işık Tasarımı: Utku Kara
Afiş Tasarımı: Galip Aksular
Fotoğraf: Sinan Arslan
Teknik Sorumlu: Onur Yıldız
Oynayan: Mehmet Şerif Tozlu

“Aynı Şeylerin Oyunu”
Yazar: Barış Yücedağ
Yönetmen: Mahir Akgündoğdu
Yardımcı Yönetmen: Mehmet Şerif Tozlu
Dramaturg: Dicle Çoban
Hareket Tasarım: Bilge Atasayar
Işık Tasarım: Abrek Bayseç
Müzik: Nida Şan
Video: Cihan Türk
Reji Asistanı: Şevval Antep
Oyuncular: Leman Aydın, Mehmet Şerif Tozlu
“Delibo: Gençliğimin Kara Kuyusu”
