Şuan Okunan
Tarantula: Unutmanın konforu, hatırlamanın sancısı

Tarantula: Unutmanın konforu, hatırlamanın sancısı

O gün gerçekten o kadar sıcak mıydı, yoksa Toni’nin zihni mi yanıyordu?”

DİLAN AYDEMİR

Tarantula‘nın sahneye taşıdığı o boğucu “çöl sıcağı”, Philip Ridley’in neden modern tiyatronun en huzursuz edici kalemlerinden biri olduğunu gösteriyor. Cre-action ve Bonobo Tiyatro, izleyiciyi Toni’nin telefonla konuştuğundaki o 2 saat 13 dakikalık nahif mutluluğundan alıp sokak ortasındaki o buz gibi karanlığın içine çekerken, izleyicinin de sarsıntıyı içinde hissetmesini, o sıcakla beraber terlemesini, hatta yanıp kavrulmasını bekliyor. Toni’nin Michael ile tanıştığı o günkü heyecanını, insanın içini ısıtan o telefon konuşmasını dinlerken de benzer biçimde taptaze bir mutluluk sunuyor. Her şey darmadağın olduğunda ise Toni’nin zihninin parçalarının sahnenin ortasına saçıldığı hissi oluşuyor. Çünkü travma yaşandığı anda kalmıyor, insanın zihnindeki tüm güzel manzarayı yerle bir ediyor ve yıkıntının ortasında bir çıkış yolu aramaya mecbur bırakıyor.

Oyunda, zaman düz bir çizgide akmıyor, Toni sürekli o aynı sıcak güne dönüyor. Aslında travmanın ne kadar yorucu ve içinden çıkılması zor bir döngü olduğu daha da belirginleşiyor. Bu hikâyenin tek kişilik performansla anlatılması da o kapana kısılmışlık hissini destekliyor. Defne Kar’ın başarılı oyunculuğu, Toni’nin bu zihinsel labirentte ne kadar yapayalnız olduğunu ve tek bir bedenin devasa bir acıyı nasıl göğüslediğini görünür kılıyor. Toni bir tarantula gibi kendi etrafında ağ ördükçe, izleyici de koltuğumda onunla birlikte sıkışıyor.

Yine de şunu söylemek lazım, Philip Ridley’in o obsesif ve tekrara dayalı dili yer yer beni de Toni kadar yordu. Oyunun ortalarına doğru, o klostrofobik döngü içinde zaman zaman nefes alacak bir boşluk aradım. Oyunun temposu, o yoğun duygusal yükün altında bazen seyirciyi de hırpalayacak kadar ağırlaşabiliyor. Rejinin bizi o kapana kısılmışlığa iyice hapsetmek için bilerek seçtiği ve risk barındırdığını düşündüğüm tercihleri açıkçası zihinde bir yorgunluk da bırakıyor.

Neslişah Canbaz’ın rejisi, Ridley’in her detayı deşen dilini budamak yerine olduğu gibi sahneye yığarak seyirciyi bir duygu bombardımanına tutuyor, izleyicinin de o tek kişilik mücadelenin içinde zaman zaman onunla birlikte yorulmasını sağlıyor. Bu tercih yer yer epey yorucu olsa da, izleyicinin Toni’nin girdiği o çıkmaz sokağı gerçekten hissedebilmesini kolaylaştırıyor.

BEDENİN SÖZ DİNLEMEZ HAFIZASI

Oyunun sarsıcı yanlarından birini de bedenin o inatçı, o söz dinlemez hafızası oluşturuyor. Travmanın sadece zihinde saklanan bir anı olmadığını; oyuncunun ellerini kulaklarına bastırıp dünyayı dışarıda bırakma isteğinde ve o ansızın kaskatı kesilen omuzlarda görüyoruz. Sahnede o mor karanlığın ve yoğun ışıkların içinden seyirciye bakan yüz, izleyici için bazen sadece bir karakter olmaktan çıkıyor, sanki hepimizin bir yerlerde sakladığı, birileri tarafından fark edilmesin diye üzerine titrediği o en kırılgan halini yansıtıyor. Toni’nin o kısıtlı alanda, sanki görünmez duvarlara çarpar gibi çırpınışını tek başına sürdürmeye çalışması, kapana kısılmışlık hissiyatını zihnimizin bir köşesine yerleştiriyor.

Philip Ridley’in metni bazen anlatımı çok fazla detaya boğup dikkati dağıtsa da oyuncunun performansının samimi gücü bu dağınıklığı her seferinde toplamayı başarıyor. O anlarda dekorun paslı dokusu, ışığın Toni’yi adeta bir denek gibi aleni bir şekilde ortada bırakışı, izleyiciyi, yaşananları “gözetleme” durumuna ortak ediyor. Rejinin bu bilinçli “açıkta bırakma” tercihi ve oyuncunun bu devasa boşluğu tek başına doldurma çabası, seyirciyi bir insanın mahremiyetinin tam ortasında duran ve onun adım adım parçalanışını izleyen birine dönüştürüyor.

Oyun bittiğinde geriye teselli hissi değil, yazarın güçlü bir zehir enjekte eden sorusu kalıyor: İyileştiren nedir? Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlayıp o acıyla her gün yeniden mi yüzleşmeliyiz, yoksa olan biteni inkâr edip kendi hayatımıza bir yabancı gibi mi devam etmeliyiz? Sahnede o panellerin üzerinde uçuşan kuşların Toni’nin zihninden kaçıp gitmek isteyen ama kanatları o kötü anlara çivilenmiş düşüncelermiş gibi duruyor. Belki de özgürlüğü simgeleyen o kuşların kafesleri ise bizzat Toni’nin kendi hafızasıydı.

İyileşmenin, bir anlamda “yaralı halimiz”le yaşamayı öğrenmek olduğu bir gerçek. Tarantula oyunu, benim için hatırlamanın o yıkıcı ama oldukça da dürüst gücüyle bir yüzleşme gibiydi. Salondan çıktığımda dışarısı serindi belki ama o “çöl sıcağı” ve zihnimdeki örülmüş -belki de kendi ördüğüm- o ince örümcek ağları, peşimden geldi. Çünkü şiddet fiziksel olarak bitse de ruhun üzerindeki gölgeleri kolay kolay silinmiyor. O ağın bir parçası artık benim zihnimde de asılı kalacak.

* Tarantula, 20 Mayıs Çarşamba DasDas Açık Sahne’de, 19 Haziran Cuma saat 18:00’de Moda Sahnesi’nde izlenebilecek.

 

“Tarantula”

Yazar: Philip Ridley

Çevirmen: Zeynep Anacan

Yönetmen: Neslişah Canbaz

Oyuncu: Defne Kar

Yardımcı Yönetmen: Zeynep Kıymacı

Dekor & Kostüm Tasarım: Cansu Demirci

Video Tasarım: Aisha Hajiyeva

Ses Tasarım: Aytuğ Erdil

Işık Tasarım: Abrek Bayseç

Işık Uygulama: Şilansu Başoğlu

Müzik: Çağlar Haznedaroğlu

Afiş Tasarım: Ceyda Cihan

Teaser: Gurur Emre Yılmaz, Arda Abut

Yürütücü Yapımcı: Melis Hazır

Uygulayıcı Yapımcı: Pelin Akter

Yapım Koordinatörü: Hena Kar

Yapım: Cre-action & Bonobo Tiyatro


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik