Şuan Okunan
Ada Kasabası: Ev dediğin odur zaten!

Ada Kasabası: Ev dediğin odur zaten!

Sanki dünya etrafımda dönüyor ve bu kasaba beni bırakmıyor gibi. Kaçmak istesem de kaçabileceğimi sanmıyorum.”

MUSTAFA KARA

Kate, Pete, Sam. 18 yaşında oldukları için herkes yetişkin olduklarını söylüyor ama hâlâ çocuk gibi hissediyorlar. Yalnız, mutsuz ve birbirlerine sıkıca bağlı. Etrafından çevre yolu geçecek kadar büyük ama içinde pek de bir şey yaşanmayacak kadar küçük bir kasabada sıkışmış haldeler. Kafayı dağıtacak şeyler ve ufkun ötesine dair hayaller dışında bolca yük ve sorumluluk var üzerlerinde. Kendi belirlemedikleri hayatların ağır yükleri.

Simon Longman’ın yazdığı, Efe Uzuner’in yönettiği Ada Kasabası, zamanın hızlı aktığı yaşlardaki üç gencin birbirlerine sımsıkı bağlandıkları bir dostluk hikâyesi. Kapana kısılmış gibi hissettikleri küçük kasabadan ve elbette yükten başka bir şey vermeyen sorunlu ailelerinden kaçmak en büyük hayalleri olsa da sorular ve sorular dağ gibi. Onlara sürekli ne yapacaklarını söyleyen ailelere itiraz etmenin ötesine geçmenin eşiğinde olmak güç. İnsan ne yapacağını söyleyen biri olmadığında ne yapar?” sorusu bir inşa sürecinin ilk ve sancılı adımına işaret ediyor. Bir hayat inşa etmek! Hayaller kurma çağında bu adımın heyecanı çok güçlü evet, ama yükü de ağır.

İSİMLERİ DEĞİŞTİR BAK!

Yeri gelmişken, Ada Kasabası’ndan biraz uzaklaşıp, kısa süre için İstanbul’a dönelim. Bugüne. Kazulet gibi AVM’ler, ışıltılı döner sahneler, milyonluk projeler, Excel tabloları, ona on dev ekranlarda yakın plan celebrity görselleri, süslü püslü tanıtım metinleri ve “faturalandırılmış” abartılı övgüler arasında “Holdingler para vermezse başka nasıl olacak ki?” boş lakırdılarının ortasında düşünün Kate, Pete ve Sam’i. “Burası ölüyor, bize istediğimizi asla vermeyecek” repliğini tam bu noktaya konduruverin. Yeni mezun 3 genç tiyatrocunun ağzından duyun oyundaki “Ben daha iyisini hak etmiyor muyum? Herkes hak etmez mi?” çığlığını. “Eğer hareket etmezsek sonsuza kadar burada kalacağız gibime geliyor kaygısını tam da o kazulet binaların orta yerinde sıkışmış ve tüm bu tantanaya maruz kalıyor haldeyken hissedin tam kalbinizde. Kadrajı genişletin biraz, hangi yerde ve anda kendinizi sıkışmış, hakkı yenmiş ve yalnız hissediyorsanız, orayı düşünün. Sonra oyundan şu repliği salın orta yere:Ev dediğin odur zaten. Binalar, parklar, yollar değil, insanlar.” Kate, Pete ve Sam’in sahici bir eve ihtiyaçları vardı, evlerinde hissedecekleri bir yere, size tiyatro lazımsa tiyatro koyun oraya anlam değişmez.

Quid rides? Mutato nomine, de te fabula narratur! Berfin, İbrahim, Yağmur… Sınıf arkadaşı üç gencin, önce oyunu, sonra yönetmeni yine aynı sıralardan bulup, zorlu bir maceraya girişmesi de bir “ev bulma, ev kurma” hikâyesi değil mi? “Aslında hikâye etrafında birleştik. Metni başka birine götürdüğümüzde, yapımcının araya girmesi durumunda oyun sizin olmamaya başlıyor. Ama biz bu hikâye bizim olsun istedik” diyor bir söyleşisinde Berfin Taş. Hayata geçmiş, geçmemiş yüzlerce genç tiyatro topluluğu hikâyesinden biri bu. İsterseniz Tiyatro Kontra’nın ilk oyunundan itibaren gençlerin bu yolculuğuna tanıklık edersiniz, isterseniz “batmakta olan geminin duvarlarına çiçek resimleri yapmaya ve bunun adına sanat demeye”… Hayat seçimlerdir sonuçta. Kim sizi “kendi hikâyenizi yazmaya” zorlayabilir?

(Fotoğraflar: Doruk Yılmaz)

SIKIŞMIŞ BİR KUŞAĞIN HİKÂYESİ

Tiyatro Kontra’nın ilk oyunu Ada Kasabası, gerçeğimizin tam kalbinde geziniyor. Duble yollar kasabanın yanından geçse de “bir yere gidemeyen”, üç harfli marketlere ve kahveci zincirlerine mahkum edilmiş mutsuz bir kuşağa söyleyecek epey sözü var. Herhangi bir yer olabilir Ada Kasabası, üç genç hayatlarını inşa etmeleri gerektiği anda umarsızlık ve umutsuzlukla yüzleşmek zorunda kalan herhangi üç genç olabilir. Çok büyük hayaller de kurmuyorlar üstelik, sevgi dolu bir ev ve bunu sürdürmek için iş. Yatalak baba, alkolik baba, halden anlamaz ağabey… Sistem yerine getirmediği sorumlulukları da, hiçbir şey vermediği gençlerin üzerine yıkıyor.

Pranga çok, yol tehlikeli ve uzun. Habire eleştirilen, laf söylenen; ancak bir kere bile görülmeyen, dinlenmeyen milyonlarca genç insan. Yalnızlıkları içinde birbirlerini bulan, birbirlerine sığınak olmaya çalışan çocuklar. Karakterler dert paylaşıyor, sorular soruyor, sorumlulukları ile kaçış fikri arasında gidip geliyor. Kaçmak için yeterli sebepleri var mı? Evet. Ya kalmak için? Kaçacaklar mı peki? Yanıtlar izleyicide. İzleyici kendi “Ada Kasabası”nda ne yapıyor peki? Bu sorulara bakıp “Uzakta, çok uzakta, taşrada ne hüzünlü hayatlar var?” diye iç mi çekiyor; yoksa “kendi taşrası”nın farkına mı varıyor? Mutato nomine seyirci, isimleri değiştir!

MUĞLAK BİR UZAM, ÇOK AÇIK GERÇEKLER!

Efe Uzuner’in rejisi ve sahne tasarımı, hikâyedeki sıkışmışlık hissinin mekân sınırlılığıyla algılanmasının önüne geçiyor. Muğlak bir uzamdayız hep; sahilde, tepede, parkta… Kapalı mekanların boğuculuğundan da ara söz ediyor gençler. Zaten gidebilecekleri bir mekânları da yok. Eski araba lastiklerden oturaklar, kuytu izlenimi verse de önü açık alanlar. Yasin Gültepe’nin ışık tasarımı da bu hissi güçlendiriyor, terk edilmişlik ve karanlık hissiyle bütünlüyor.

Berfin Taş dili dikenli, sert, heyecanlı ama bir o kadar da kırılgan bir karakter Kate’i oynarken dengeyi ustaca kuruyor, oyunun temposunu da belirleyen bir karakteri başarıyla canlandırıyor. Diğerlerine göre daha çocuksu, daha saf bir yerdeki Pete’yi İbrahim Çavdar, ağır yükler altında ezilen, sakin ve güçlü bir karakter olan Sam’i Yağmur Ceren Bulman’dan izliyoruz. Bağırmadan, abartmadan sessiz ve etkili bir oyunculukla hem karakterlerin derinliğini veriyor, hem farklılıklarını belirginleştiren bir uyumu yakalıyorlar.

Karşı fikirleri olduğu için, biraz başkaldırıya da yakın oldukları” için bu adı alan Tiyatro Kontra, ışıklar karardığında koca koca soruları izleyicinin kucağına bırakıyor. “Burası ölüyor, bize istediğimizi asla vermeyecek” sıkışmışlığından, “Ben daha iyisini hak etmiyor muyum?” isyanına onca soru içinde kesin olan tek şey, “hareket etmezsek, sonsuza kadar burada kalacağımız” gerçeği! Işıklar söndü. Seyirci ayağa kalktı. Kasaba hâlâ içimizde.

* Ada Kasabası, 9 Nisan Perşembe günü Bahçe Galata’da, 23 Nisan Perşembe günü İkinci Kat Kadıköy’de izlenebilir. Biletler Tiyatrolar‘da.

“Ada Kasabası”

Yazar: Simon Longman

Çevirmen: Hasret Güneş

Yönetmen: Efe Uzuner

Oyuncular: Berfin Taş, İbrahim Çavdar, Yağmur Ceren Bulman

Ayrıca Bakınız

Yardımcı Yönetmen: Zeynep Pakdamar

Proje Ekibi: Şimal Duman, Sümeyye Kavranoğlu, Ozan Altunbulak

Işık Tasarımı: Yasin Gültepe

Ses Tasarımı: Doruk Yılmaz

Afiş Fotoğrafı & Teaser: Uğur Kayalar

Görüntü Yönetmeni: Kerem Kaplan

Yapım: Tiyatro Kontra


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik