Venedikli Tacir: Dürüstçe oynamak gerekir
DİLAN AYDEMİR
William Shakespeare’in klasik eseri Venedik Taciri sahnelenirken genellikle Shylock’un uğradığı mağduriyet ya da Antonio’nun melankolik hüznü üzerinden ağdalı adalet konuşmaları dinlemeye alışkınızdır. Öteki Tiyatro ve Hayali Tasvir ortaklığının imzasını taşıyan Venedikli Tacir uyarlaması bu ezberi kökünden değiştiriyor. Yönetmen Murat Karahüseyinoğlu, klasik metni yerelleştirmekle kalmamış; paranın, gücün ve çıkarların acımasızca çarpıştığı Osmanlı İstanbul’unun tam ortasına taşımış. Karşımızda ne sadece Batılı anlamda klasik bir tiyatro oyunu ne de nostaljik bir gölge oyunu eğlencesi var. Hayali Mehmet Ali Dönmez’in perde arkasındaki emeği ve yardımcı ekipte yer alan Berrasu Karaca ve Hazal Akyürek’in ortak dinamizmiyle şekillenen Venedikli Tacir, bugünün sistemiyle doğrudan yüzleşen sert ve politik bir arayış içeriyor.
Özgün metindeki sıradan uşak Launcelot Gobbo karakteri geri plana itilip, yerine bizim Karagöz’ü oyunun asıl sürükleyici kahramanı yapmak zekice bir hamle. Karagöz burada insanları güldüren geleneksel bir perde figürü olmayı aşıyor, hayatta kalabilmek için aynı anda hem Venedik Balyosunun kızı Portia’nın hem de ona talip olan Yahudi tefeci Shylock’un yanında koşturmak zorunda kalan, bugünün geçim derdindeki sıradan insanına dönüşüyor. Bu ahlaki bir seçim değil, tamamen parasızlıktan ve çaresizlikten kaynaklanan sınıfsal bir mecburiyet aslında. Sahnede Hacivat, Antonio, Faslı Prens ve Karagöz’ün karısı kendi karakteristik özellikleriyle yerini alırken, koruyucu melek ve şeytan rollerine bürünen iki Beberuhi karakteri anlatıya farklı bir boyut katıyor. Dini sembollere göz kırpan bu iki zıt Beberuhi, sahnedeki trajik havayı kırarak anlatıyı çok daha hareketli bir yere taşıyor. Zenginlerin o şatafatlı dünyası, sandık oyunları ve eş seçme törenleri, arkada dönen büyük sermaye kavgalarını gizleyen süslü bir vitrin olarak önümüze geliyor. Karagöz ve karısının yoksulluğu bu parıltılı dünyayla karşı karşıya geldiğinde, asıl ekmek kavgasının o çıplak ve sarsıcı gerçekliği yüzümüze vuruluyor.

Oyunun asıl felsefi ve hukuki kırılma noktası, Shylock’un hakkını aramak için kendi inancından bir yargıca değil, Osmanlı’nın adalet mekanizmasına, yani bir Kadı’ya başvurmasıyla başlıyor. Bu tercih, sahnede adaletin evrenselliğini ve biçimsel hukukun sınırlarını tartışmaya açıyor. Asıl mesele kanunların kâğıt üstünde ne kadar kusursuz yazıldığı değil, gücü elinde tutanların onu neye dönüştürdüğüdür çünkü. Kadı’nın adalet anlayışı ile Shylock’un o tavizsiz, inatçı borç sözleşmesi karşı karşıya geldiğinde, yazılı hukukun güçlülerin elinde nasıl eğilip bükülebileceğini net bir şekilde izliyoruz. Tam davanın tıkandığı ve sistemin çaresiz kaldığı o noktada, kılık değiştirerek mahkeme salonuna sızan Karagöz’ün patavatsız, filtresiz ve dürüst dili; cübbelerin arkasına saklanan kurumsal çürümeyi, torpili ve bürokratik engelleri tek bir hamlede çıplak bırakıyor.
Venedikli Tacir, geçmişi ve gölge tiyatrosu geleneğini nostaljik bir dekor ya da seyirlik bir malzeme olarak kullanmıyor; aksine kurduğu bağı doğrudan bugünün dünyasına ve güncel krizlerine kadar uzatıyor. Sahnede sınıfsal uçurumların yanı sıra alttan alta ciddi bir iklim krizi ve doğa talanı meselesi de ustalıkla işleniyor. Maddi zenginlik hırsı ve kâr odaklı o vahşi düzen; doğanın ve insanın sömürülmesiyle paralellik kurularak sahneye taşınıyor. Shylock’un sözleşmeye dayanarak inatla talep ettiği o “bir pound et”; bugün borç sarmallarıyla, kredilerle, güvencesiz çalışma koşullarıyla ve doğanın yıkımıyla bedeni, emeği, geleceği ipotek altına alınan modern insanın ta kendisi oluyor.
Oyunun aklımda kalan o net cümlesi, tüm bu karmaşayı özetler nitelikte: “Dürüstçe oynamak gerekir.” Bu söz, sadece tiyatro sahnesi için söylenmiyor, muktedirlerin kendi maskeleriyle inşa ettiği bu ikiyüzlü düzene karşı doğrudan sokağın sesinden yükselen bir itiraza dönüşüyor. Karagöz’ün o temiz ama sert dili, sahnedeki o yapay dünyayı parçalıyor.
Murat Karahüseyinoğlu’nun rejisi, geleneksel gölge oyununun “bu bir oyundur” diyen mesafeli estetiğini korurken, seyirciyi konforlu ve korunaklı salon koltuğundan kaldırmayı ustalıkla başarıyor. Perde kapanıp salonda ışıklar yanıyor; ama Shylock’un tekinsiz borç senedi ve Karagöz’ün hayatta kalmak için takmak zorunda kaldığı maskeler, salonun dışındaki gerçek sokakta, bugünün siyasetinde ve kendi yaşamımızda tüm çıplaklığıyla durmaya devam ediyor. Oyun, bizi bu ikiyüzlülükle dürüstçe yüzleşmeye zorluyor.
“Venedikli Tacir”
Oyun Yazarı: William Shakespeare
Uyarlayan ve yeniden Yazan: Murat Karahüseyinoğlu
Karagöz Ustası: Mehmet Ali Dönmez
Yardımcılar: Berrasu Karaca ve Hazal Akyürek
Yapım: Öteki Tiyatro ve Hayali Tasvir
Süre: 60 dakika






