TÜİK verileri-3: Metropollerde özeller geri çekiliyor, ödenekliler alan genişletiyor
TÜİK’in 2024-25 sezonu verilerini incelemeye 8 büyük kentin verisini analiz ederek devam ediyoruz. Veri tek bir hikâyeyi fısıldıyor: Özel tiyatro, kendisini var eden metropollerde geri çekiliyor, ödenekli tiyatrolar alanlarını genişletiyor. Bursa ve Gaziantep’te özel tiyatrolar izleyicilerinin yarısından fazlasını kaybederken, boşluğu ödenekli tiyatrolar dolduruyor. İzmir’de hem özel tiyatro, hem belediye tiyatroları seyirci kaybediyor. Özel tiyatronun kalbi İstanbul’da, ticari tiyatronun yükselişi dahi çöküşü gizleyemiyor, seyirci kaybı 200 binin üzerinde. Bu yönelimin tek istisnası Ankara; hem özeller, hem ödenekliler ciddi artışta.
MUSTAFA KARA
Türkiye’de tiyatro seyircisinin toplamı 2024-25 sezonunda bir önceki sezona göre neredeyse yerinde saydı; sadece yüzde birkaçlık küçük bir artış. Bu durum siyasi ve ekonomik kriz koşullarında anlaşılır, hatta iyi bile sayılabilir. Ancak bu verinin arkasındaki gerçek metropollerde özel tiyatronun çöküşe gitmesi ve ödenekli tiyatroların seyirci sayısını artırarak bu alanları doldurması. Toplam seyirci büyümüyor; seyirci el değiştiriyor. Ödenekli tiyatroların metropollerdeki alanını sürekli genişletmesiyle, özel tiyatroların seyirci kaybı eş zamanlı yaşanıyor. Bu kıyasıya bir rekabeti, eşitsizler arasında bir yarışı da görünür kılıyor.
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Konya ve Gaziantep’i bir araya koyduğumuzda özel tiyatrolar tek sezonda 260 binden fazla seyirci yitirmiş. Aynı sekiz kentte devlet tiyatroları 220 bin, belediye tiyatroları 220 bin civarı seyirci kazanmış. Bu, istatistiğin diliyle söylenmiş bir devir teslim tablosu. Bursa, Gaziantep gibi kentlerde özel tiyatrolar seyircilerinin yarısından fazlasını, İzmir’de yaklaşık beşte birini kaybetmiş. Özel tiyatronun başkenti İstanbul’da da oransal olarak yüzde 10, rakamsal olarak 200 binin üzerinde seyirci kaybı söz konusu.

İSTANBUL: DURGUNLUK VAR, ÖZELLER VE DT KAN KAYBEDİYOR
Toplam rakamı verince seyirci artıran bazı kentler de devreye girdiği için somut tablo tam anlaşılmayabiliyor. İstanbul’a baktığımızda özel sahneler bir sezonda 200 binden fazla seyirci kaybetti; iki milyonun üzerindeki rakam 1 milyon 801 bine indi. Bir dönem ciddi sahne krizi yaşayan ve sonra bir türlü toparlanamayan İstanbul Devlet Tiyatrosu da seyircisinin yüzde 13,4’ünü kaybetmiş. İstanbul’da büyüyen yüzde 4,5’lik mütevazı bir artışla belediye tiyatroları. İstanbul’da genel olarak seyirci sayısının artmadığını da not edelim. Her şeye rağmen İstanbul’un ağırlık merkezi hâlâ açık ara özel tiyatrolarda.

BURSA, GAZİANTEP VE İZMİR’DE ÇÖKÜŞ VERİLERİ
İzmir’de tablo çok daha kasvetli: Özel tiyatrolar yüzde 17,4, belediye tiyatroları tam yüzde 39,3 düştü; devletteki yüzde 10’luk yükseliş dahi kentin genel tablosunu kurtarmaya yetmiyor. Asıl çarpıcı olan ise Bursa ve Gaziantep’ten gelen TÜİK verileri. İki kentte de özel tiyatro seyircisinin yarısından fazlası buharlaştı. Bursa’da kayıp yüzde 55,3, Gaziantep’te yüzde 54,4 düzeyinde.
Bursa’da özel tiyatrolar 165 bin izleyici sayısıyla devlet ve belediye tiyatrolarının toplamından fazlayken, 74 bine gerileyip sonuncu sıraya düştü; aynı sezon belediye tiyatroları yüzde 247 gibi akıl almaz bir artış kaydetti. Bursa’dan son dönemde gelen büyükşehir ve belediye tiyatrolarına dair “atılım”, “ilerleme” haberlerinin, İstanbul’da dahi “görünür” olma halinin TÜİK istatistiklerine yansıyan hali bu.
Gaziantep’te de özel tiyatrolar hâlâ kâğıt üstünde en büyük tür, ama devletle arasındaki uçurum kapandı; bir zamanlar tartışmasız olan üstünlüğü artık kıl payına indi. Gaziantep’te özel tiyatrolarda görülen yüzde 54,4’lük seyirci kaybının karşılığı ödenekli tiyatrolarda rekor artış. DT yüzde 24,2, belediye tiyatroları yüzde 76,6 seyirci artışı sağlamış. Geçen sezon DT ve belediye tiyatroları toplam seyirci sayısı özel tiyatroların yarısı kadar etmezken, şimdi daha dengeli bir dağılım var. Özel tiyatro alanı küçülürken, ödenekli tiyatrolar ciddi bir alan elde etmiş.

ÖDENEKLİ SAHNELERİN ÖNLEENMEZ YÜKSELİŞİ
Tiyatro geleneğinin güçlü olduğu şehirlerden gelen bu çöküş verilerinin diğer yüzünde ise ödenekli sahnelerin genişlemesi var. Burada en hareketli, en politik aktör belediye tiyatroları. Bursa’da yüzde 247, Ankara’da yüzde 105, Antalya’da yüzde 78’lik artışlar bu açıdan çarpıcı. Ancak politik iklimde yaşanan krizler ve özellikle kayyım gibi süreçler tiyatro ekosistemini politik müdahalelere karşı oldukça kırılgan hale getiriyor. İzmir’de yaşanan ise tam tersi bir istikamet. Hem büyükşehirde, hem de ilçe belediyelerinde var olan tiyatrolarda yüzde 39 oranında bir düşüş göze çarpıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda yaşanan yönetsel krizlerin bu verilerde ne kadar etkili olduğunu ölçmek güç, yerel dinamiklerin bu verileri analiz etmesi ve sonuçlar çıkarması elzem.
Başkent Ankara’da ise tüm tiyatro türlerinde ciddi bir seyirci artışı var. Özel tiyatrolar yarı yarıya seyirci artırmış, yeni kurulan belediye tiyatrolarının etkisi belirgin biçimde kendini göstermiş. Yine de kentin ağırlık merkezi hâlâ Devlet Tiyatroları’nda.
DT metropollerde daha istikrarlı bir çizgi izliyor ama orada da ciddi büyüme oranları görmek mümkün. Adana’da yüzde 158,8 ile neredeyse üç kata varan bir sıçrama var, ancak burada özel tiyatroların negatif etkilendiğini söylemek mümkün değil. Tüm tiyatro türlerinde artış var. DT, Konya’da yüzde 36,8, Antalya’da yüzde 30,3, Gaziantep’te yüzde 24,2 büyüme ile seyirci grafiğini yükseltmeyi başarıyor.

KORUMASIZ KIRILGANLAR, KORUNAKLI SAĞLAMLIK
Tüm bu değişimleri “seyirci tercihleri” ya da “sanatsal nitelik” gibi yaklaşımlarla okumak büyük bir yanlışa götürür. Metropollerde yaşanan bu değişimleri tek bir cümleyle özetlemek mümkün: Ekonomik daralma sahneye vurduğunda, korumasız ve kırılgan olan güç kaybediyor, korunaklı ve devlet destekli olan ayakta kalıyor. Özel tiyatrolar hiçbir koruma kalkanı olmayan, ekonomik açıdan çok kırılgan ve seyircinin ekonomik gerilemesinden doğrudan etkilenen bir noktada. Ödenekli tiyatroların aksine tamamen bilet gelirlerine dayandığı ve burada da büyük bir vergi yükünü de sırtlandığı için, genel ekonomik krizler önce özel tiyatroya darbe indiriyor.
Kamu bütçesini ve büyük ölçüde devlete ait mekanları kullanan, vergi vermek bir yana mali kaynağı vergi gelirlerine dayanan ödenekli tiyatrolar düşük bilet fiyatı politikasını sürdürebiliyor, fırtınalı havalarda dahi yelkenlerini doldurabiliyor.
Sonuç olarak tiyatro seyircisi, farklı tiyatro türleri arasında bir tercih yapmıyor, bir tercihe zorlanıyor. Ödenekli tiyatroların politik müdahalelere açık yapısı ise başka bir kırılganlığı beraberinde getiriyor. Türkiye tiyatrosunun risk alan, özgür ve repertuvarları zorlayan, dinamik gücü olan özel tiyatrolar özellikle metropollerde güç kaybettiğinde, kültürel çeşitlilik de büyük darbe alıyor. Sahnenin estetik, kültürel ve politik çeşitliliği daralma riski taşıyor. Seyirci sayısı aynı kalsa da, izlenen tiyatronun niteliği değişiyor.
BİR NOT: BU VERİYE GÜVENMELİ MİYİZ?
Bu sekiz kentin her birinde her tür için iki yılda da gerçek sayı var; yani TÜİK’in bazı kentler için “bilgi yoktur” anlamına gelen boş hücreleri yok. Ancak TÜİK’in diğer alanlarda da yaşanan “güvenilirlik” sorunlarını yine de ihmal etmemek gerekir. Bazı büyük sıçramaları, örneğin Adana’da devletin yüzde 159, Bursa’da belediyenin yüzde 247 seyirci artışı gibi verileri yerel dinamikler ve gelişmelerle birlikte okumak, bir bağlama oturtmak gerekir. Aynı biçimde İzmir’de şaşırtıcı biçimde karşılaşılan hem özel tiyatrolar, hem belediye tiyatrolarındaki çarpıcı düşüş de üzerine düşünmeye değer. Bu verileri analiz etmek için kentin tüm tiyatro bilgisine sahip, gelişmeleri anlık takip eden uzmanlar kadar, yerel kurumların şeffaf ve nitelikli veri paylaşımlarına da ihtiyaç var. Mesela, bu yazının konusu olmayan ama bazı Kürt şehirlerde yaşanan büyük yükselişleri kayyım sonrası seçilmiş belediyelerin attığı somut adımlarla açıklamak mümkün. Özel tiyatrolar bakımından İstanbul başta olmak üzere metropollerde yaşanan büyük geri çekilme ise açıkça gözlediğimiz, deneyimlediğimiz, verisine de ulaşabildiğimiz somut bir gerçek.
TÜİK verilerini analiz ettiğimiz yazı dizisinin üçüncü makalesinden geriye kalan “Seyirci çoğalmadı, yer değiştirdi” manşeti oluyor. Korumasız alandan korunaklı alana, özelden ödenekliye, İstanbul-merkezli özel sahneden Anadolu’nun belediye ve devlet tiyatrolarına… Bu durum, özel tiyatrolar ile kamu bütçesi kullanan arasındaki “haksız rekabet”in bir kez daha altını çiziyor.
Peki bu bir sezonluk konjonktür mü, yoksa yeniden şekillenen Türkiye sahnesinin bir ön görünümü mü? TÜİK verilerine yansımayan ve binlerce kişilik salonları doldurarak büyük atılımlar yapan ticari tiyatronun bu denklemdeki rolü ne? Bir yanda özel tiyatronun “altın çağı”nın yaşandığı doğruysa, öbür yanda yıkım çok daha büyük demektir. Bağımsız tiyatroyu kırılgan yapısından kurtaracak, ona “kamusal” vasfı kazandıracak yasal değişikleri konuşmanın tam zamanı değil mi?
TÜİK istatistikleri ne gösterirse göstersin soru basit: Sahnenin ve elbette tiyatro sanatının ağırlık merkezini gerçekten seyirci mi belirleyecek, yoksa kimin daha çok bütçesi olduğu mu?
* TÜİK, Sinema ve Gösteri Sanatları İstatistikleri, 2024 ve 2025 (2023-24 ve 2024-25 sezonları). Veriler il ve tiyatro grubu türüne göre toplam seyirci sayısı üzerinden, sekiz büyük kent için karşılaştırılmıştır.



