Bir Troya Hikâyesi: Bitmemiş bir savaşın külleri
DİLAN AYDEMİR
Etimesgut Kent Tiyatrosu’nun sahnelediği Bir Troya Hikâyesi, antik dünyanın en bilinen yıkımlarından birini güncel bir hafıza anlatısına dönüştüren ve estetik iddiası yüksek bir yapım. Konsept, reji ve koreografisi Korhan Başaran tarafından kurulan oyun, Troya’yı tarihsel ya da mitolojik bir olay olmanın ötesine taşıyarak, insanlığın kendi karanlığını çağlar boyunca yeniden üretme biçiminin bir simgesine dönüştürüyor. Troya Savaşı’nın neden hiç ama hiç bitmediği sorusu zihnimizde yankılanıyor. Bu sorgulamanın merkezinde ise şiddet var. Bu sadece savaş meydanında görülen doğrudan fiziksel şiddet değil, kendini üstün görme, karşısındakinin kaderi üzerinde hak iddia etme ve bunu da meşrulaştırma eğilimi olarak da öne çıkıyor. Şiddeti insanlık tarihinin kurumsallaşmış bir davranış biçimi olarak ele alan oyun, böylece dönem anlatısının ötesine geçerek çağlar arası bir eleştiri metnine dönüşüyor. Troya antik geçmişin güvenli uzaklığında durmuyor, bugün hâlâ farklı isimlerle, farklı coğrafyalarda, farklı bedenler üzerinde süren tahakküm biçimlerinin yankılandığı bir hafıza alanı haline geliyor.
Korhan Başaran’ın rejisi bu düşünsel yapıyı beden üzerinden kurmayı tercih ediyor. Metnin dramatik yapısı kadar, hatta yer yer ondan daha fazla, koreografik yapı belirleyici oluyor. Bu yönüyle Bir Troya Hikâyesi’nin, dramatik tiyatrodan çok, törensel anlatı estetiğine yaklaştığını söyleyebiliriz. Sahnedeki bedenler karakter olmanın ötesine geçerek bazen bir koro, bazen bir yıkıntı, bazen de tarihin yükünü taşıyan toplu bir hafızaya dönüşüyor. Bu fiziksel dilin dikkatle örülmüş bir yapı olduğu anlaşılıyor. Bir figürün etrafında toplanan bedenler, yere kapanan ya da sürünen oyuncular, bir kadının taşınışı, kuşatılışı ya da merkezde tek başına bırakılışı, şiddetin sahne üzerindeki işleyişini görünür kılıyor. Oyuncuların bedenleri iktidar ilişkilerini de ifşa ediyor. Kimin ayakta durduğu, kimin çevrelendiği, kimin taşındığı, kimin yere düştüğü, kimin bakışının doğrudan seyircilere ulaştığı, oyunun politik cümlelerini kuran esas unsurlar arasında yer alıyor.

Oyuncu kadrosunun kalabalıklığı da yapımın daha çok kolektif yazgıyla ilgilendiğini gösteriyor. Defne Akkaymak, Seda İğici, Gizem Kaman, Rukiye Rabia Kaya, Duru Nayır, İpek Sarılar, Aleyna Tarhan, Hilal Nur Vardar, Oğuzhan Ağar, Onur Aydın, Fatih Aynacı, Yavuz Safa Erbilli, Kartal Can Ermiş, Hüseyin Oçan, Umut Savcı, Özgür Yılmaz ve Baran Taylan Yolalan’ın sahne üstündeki varlığı bir ensemble disiplini üzerinden anlam kazanıyor. Bu tarz işlerde oyuncuların başarısı birlikte nasıl bir duygusal ve ritmik yapı kurduklarında saklı. Bir Troya Hikâyesi de tam olarak bu kolektif duyguyu hedefliyor.
Oyunun en etkileyici tarafı, kadınların yasını merkeze alması. Troya anlatıları tarih boyunca çoğu zaman erkek kahramanlıkları ve savaşın sonucu üzerinden okundu. Bir Troya Hikâyesi ise dikkatini bilinçli biçimde geride kalanlara, özellikle de kadınlara çeviriyor. Kadın figürler bu oyunda yalnızca mağdur değil, tarihin gerçek taşıyıcıları. Onların bedeninde yas var, sürgün var, kayıp var, sessizlik var; ama aynı zamanda tarihe tanıklık da var. Bu nedenle Bir Troya Hikâyesi, savaşın yıkımını onu yaşamaya mahkûm edilenlerin duygusal coğrafyası üzerinden ele alıyor. Bu yaklaşım, oyunu politik olarak da belirginleştiriyor. Resmi tarihin aksine fethedeni değil, geride kalana odaklanıyor. Özellikle kadın oyuncuların doğrudan seyirciye yönelik bakışları, oyunun etik tonunu belirginleştiren önemli bir faktör. Bakışlarında acının yanı sıra bir hesap sorma hali de var. Kurulan dünya seyirciyi de bu trajedinin içinde olmaya zorluyor. Bu da oyunun antik anlatıyı çağdaşlaştırma biçimini açıklıyor. Oyunun çağdaş yorumu seyirciyle kurulan sorumluluk ilişkisine dayanıyor.
Oyunun görsel dünyası bu düşünsel yapıyı destekliyor. Ataman Girişken’in görsel tasarımı, Nilsu Baldan’ın dekor ve kostüm yaklaşımı, Tuçe Yasak’ın ışık tasarımı; birlikte düşünüldüğünde tutarlı bir sahne evreni kurulmuş. Bu evrende Troya, tarihsel bir gerçeklik olarak birebir yeniden üretmeye çalışan bir dekor anlayışı yerine, boşluk hissi yaratan, sisle derinleşen, gölgeyle çoğalan bir yıkım coğrafyası olarak kuruluyor. Troya’nın antik bir kent olarak değil, bütün yanmış şehirlerin ortak metaforu olarak kullanılması tercih edilmiş. Kostümlerdeki toprak, kül, kirli beyaz, gri ve koyu tonlar oyunun yas estetiğini güçlendiriyor. Oyuncuların üzerinde görünen hem fiziksel hem de ruhsal yıpranmışlık hissi, onları ortak bir tarihsel yaraya ait bedenler haline getiriyor. Baldan’ın tasarımındaki en önemli başarı, antik göndermeyi korurken görsel klişeye düşmemesi. Kostümler; yaşayan, yıpranmış, solmuş kostümler. Dolayısıyla sahnede tarih değil, adeta tarihin tortusu dolaşıyor. Işık tasarımı ise oyunun en belirleyici anlatı araçlarından biri. Tuçe Yasak, ışığı sahne üstünde duygusal bir anlatı kurmak için kullanırken, dar ışık alanları, çevresini yutan karanlık, sisin içinden yükselen bedenler ve gölgenin neredeyse oyuncu kadar etkin olduğu anlara başvuruyor. Bu oyunun tehdit ve yalnızlık hissini sürekli diri tutuyor.
Oyunun işitsel dünyasında Tolga Yayalar’ın beste ve ses tasarımının oluşturduğu alan, bu karanlık estetiği tamamlayan önemli bir katman. Oyunun en çarpıcı işitsel anı, kesinlikle Hüseyin Alpaslan’ın klarnetiyle duyulan Çanakkale Türküsü’ydü. Troya ile Çanakkale arasında kurulan bu bağ, oyunun mesajını görünür hale getiriyor. Biri mitolojik hafızanın, diğeri toplumsal belleğin içinde hala yaşıyor. Çanakkale Türküsü Troya anlatısının bugünle ilişkisini kuran bir bellek işlevi görüyor. Troya, bu türküyle birlikte Batı mitolojisinin estetik bir imgesi olmaktan kurtulup, Anadolu’nun tanıdık kederiyle konuşmaya başlıyor. Bazen söz, tarihin açtığı yarayı hafifletir; oysa oyunda amaç tam tersine o yaranın hâlâ kapanmadığını anlatmak. Kentlerin adı değişiyor, çağlar değişiyor, savaş biçimleri değişiyor; ama geride kalan kül değişmiyor. Bir Troya Hikâyesi, tam da bu bitmeyen külün sahnedeki yankısı olarak etkileyici ve sarsıcı bir yerde duruyor.
* “Bir Troya Hikâyesi”, 24 Nisan, 25 Nisan, 26 Nisan, 5 Mayıs, 6 Mayıs, 16 Mayıs günleri saat 20.00’de Etimesgut Belediyesi Yunus Emre Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

“Bir Troya Hikâyesi”
Genel Sanat Yönetmeni: Erdal Beşikcioğlu
Kent Tiyatrosu Kreatif Koordinatör: Erdal Ozan Metin
Konsept&Reji&Koreografi: Korhan Başaran
Yönetmen Yardımcısı: Melih Efeçınar
Beste ve Ses Tasarım: Tolga Yayalar
Görsel Tasarım: Ataman Girişken
Dekor ve Kostüm Tasarım: Nilsu Baldan
Işık Tasarım: Tuçe Yasak
Repetitör: Mert Öztekin
Klarnet Solo: Hüseyin Alpaslan
Program Koordinatörü: Şükran Tuna
Kostüm Asistanı : Zeynep Sert&Samet Bozdemir
Sahne Amiri: Cihan Uysal
Oyuncular: Defne Akkaymak – Seda İgici – Gizem Kaman – Rukiye Rabia Kaya – Duru Nayır – İpek Sarılar – Aleyna Tarhan – Hilal Nur Vardar – Oğuzhan Ağar – Onur Aydın – Fatih Aynacı – Yavuz Safa Erbilli – Kartal Can Ermiş – Hüseyin Oçan – Umut Savcı – Özgür Yılmaz – Baran Taylan Yolalan
Teknik Ekip: Salim Yücel – Bayram İlker Çakıroğlu – Doğukan Akyol – Doruk Cansızoğlu – İbrahim Cebeci – Burak Yüzbaşıoğlu – Gülhan Otlu – Ömer Can Bostan – Hakverdi Mutlu Ayhan – Ömer Yılmaz – Hakan Yılmaz – Eyüp Bayram


