Terapist: Senin çözemediğin derdi algoritma çözebilir mi?
MUSTAFA KARA
Bildik bar masaları, mırıltılı sohbetler… Hem tiyatro, hem kafe, hem de bar olmayı beceren Kılçık Mekan’dayız. Sahne tarafında iki sarı koltuk, bir küçük sehpa ve büyükçe bir televizyon var. Henüz oyuncular yok, onlar tartışa tartışa ve “Barda tiyatro mu olur?” serzenişiyle aramızdan geçecekler birazdan. Cenk Tunalı’nın yazıp yönettiği, Fulden Akyürek’le birlikte sahneye çıktığı Terapist‘in afişini görüp, konusunu okuduğunuzda zihninizde fütüristik bir mekan, ışıltılı ekranlar ve metalik robotlar canlanmış olabilir. Canlanmasın. Yapay zekânın kendi var, sesi var, cismi yok bir düzlemdeyiz. Bu tercihi ele alırız, önce biraz oyundan söz edelim.
4 yıl sevgili, 4 yıl evli kaldıktan sonra krize girmiş bir ilişkinin krizden çıkma çabasını anlatıyor Terapist. Aslıhan’ın zoruyla ilişki terapisti bir yapay zekâya başvurduğu gerçeğini her fırsatta ve inatla ifade eden Mert’in görünmez duvarlara çarpa çarpa kendisiyle yüzleşeceği bir süreç bu. Şüpheci ve muhafazakâr olan Mert kadar, umutlu ama umarsız Aslıhan da değişime uğrayacak elbette. Suçun karşı tarafta olduğundan emin kurulan cümlelere, yani aslında herkesin bir şekilde yaşadığı, bildiği, tanık olduğu bir çift dinamiğine karşı, yapay zeka terapisti ne yapacak? Oyunda bilinmedik, daha doğrusu deneyimlenmemiş olan da bu; yapay zekânın bu denklemde aldığı rol.

YAPAY ZEKÂ HEM VAR HEM YOK
Üçüncü bir oyuncu olarak sesiyle var olan yapay zekâ terapistin cismini görmüyoruz, hologramı ya da avatarı da yok. Sağdan soldan bir ışık hüzmesi, bir ses dalgası da yayılmıyor. Sadece ses. Soğuk, yapay, biraz otoriter, biraz da insana benzeme çabasıyla malul bir ses. Herhangi bir yapay zekâ asistanını sesli olarak kullananlar tanır bu sesi.
Yapay zekânın görünmezliği, bir bar tiyatrosunun kısıtlı sahneleme olanaklarıyla da ilgili olabilir belki, ama biz bu ihtimali kenarda bırakıp reji tercihine odaklanalım. Oyunu besleyen bir tarafı var bu tutumun. Fatih Metin’in ses, efekt ve video tasarımı ekrandaki bölüm başlıkları ve ara videolarla oyunu destekleyen bir yerde dursa da, bildik yapay zeka temsilinden başka bir çerçevesi var oyunun. Çiftin arasına giren üçüncü kişi, bir ses, bir his olarak var. İzleyicinin odağı kolaylıkla olması gereken yere, yani ilişki krizine yöneliyor. Bizzat kendileri tarafından ilişkinin orta yerine örülen duvarlar daha görünür oluyor.
Yapay zekâyı form olarak somutlamamak oyunun asıl yönünü, yani insana dair vurgusunu öne çıkarıyor. İzleyicinin zihnindeki bildik yapay zekâ imgesi, imgesel metal zırhtan arınıyor, parlak ekranlarla çerçevelenmekten kurtuluyor. Belki sahiden de yapay zekâ mevhumu artık bu aşamaları geçmiş, bir ses, bir his ile tariflenir hale gelmiştir zaten, ne dersiniz? Sahnede kurulan ironi, duygusuz ve mekanik o sesin datalar ve yüzdeler yoluyla insanın en kırılgan, en çıplak, en sahici hallerini görünür kılmayı becermesi olunca, zaten abartılı teknolojik şov da aramıyor insan.

KAÇINGAN BAĞLANMANIN SAHNEDEKİ TEMSİLİ
Mert ve Aslıhan’ın sahnedeki gerilimi, zamane ilişkilerinin tanıdık bir portresini çiziyor: Sürekli meşgul oldukları için birbirlerine vakit ayırmayan, sürekli olarak konuşmaktan kaçan, moda tabirle “kaçıngan bağlanan” çift yanı başlarındaki mutluluğu ıskalıyor. Yapay zekâ terapist ile günler geçtikçe bu meşguliyet zırhı çatırdıyor, dertleri paylaşmama halinin yıkıcı etkisiyle yüzleşiliyor ve çocukluk travmalarından, bastırılmış korkulardan beslenen sahte kimlikler birer birer sökülüyor.
Sahnede ışıltılı ekranlardan uzaklaştıkça kurulabilen sahici ilişkilere tanıklık ederken, bar ortamında olmanın rahatlığı nedeniyle bazı izleyicilerin akıllı telefonlarıyla kurdukları ilişki gözden kaçmıyor. “Bu bir çelişki mi?”, “Tiyatro izlerken neler dikkat edilmeli?”, “Seyirci, en azından bar tiyatrosunda daha rahat olabilmeli mi?” gibi soruları orta yerde bırakıp, sahnede anlatılan yabancılaşmanın ironik bir yansıması olarak bir “yabancılaştırma efekti” sayabiliriz bunu. Yorumu size kalmış.
Cenk Tunalı ve Fulden Akyürek seyircilerin arasından yürüyerek geldikleri ilk andan itibaren dengeli bir oyun kurmuşlar. Birbirlerinden çalmadan, önüne geçmeden, dengeli paslarla ilerleyen bir düet sunuyorlar. Hüzünlü, duygusal, sevinçli, komik unsurları aynı akışta birleştiren oyunun ritmi, büyük sürprizlere oynamayan bir sahicilik kuruyor. İnişler çıkışlar, dirençler, ani kırılmalar, geçmişe dair hatırlamalar, küçük aydınlanma anları uyumlu bir akışta birleşiyor. Haksız haksız kavramları anlamını yitiriyor, çiftin benzer biçimde kullandığı savunma mekanizmalarına odaklanıyoruz.
Yapay zekânın sınırları da, üstün yetenekleri de araç aslında; Terapist bildik ama zorlu bir soruyu kucağımıza bırakıyor: “Yanı başındaki insanı gerçekten görüyor musun?” Bu sorunun algoritmalarla, yüzdelerle, verilerle, genel eğilimlerle, analizlerle falan hiç ilgisi yok. Yoğunluklarla, kaçışlarla, duvarlarla da. Algoritma bize bunu gösteriyorsa, biz yapay zekâyı görmesek ne gam! Yanı başına bakmasını bilmeyenin derdini tek başına algoritma nasıl çözsün zaten, değil mi?
* Terapist, 28 Nisan’da Kadıköy’deki Kılçık Mekan’da izlenebilir.
“Terapist”
Yazan&Yöneten: Cenk Tunalı
Oyuncular: Fulden Akyürek, Cenk Tunalı
Yardımcı Yönetmen: Yasemin Çıtak
Genel Koordinatör: Gülay Yıldız
Teknik Asistan: Fırat Can Kökcü
Afiş Tasarım: Pelin Erdoğan
Ses & Efekt ve Video Tasarımı: Fatih Metin
Süre: 60 dakika
Kılçık Mekan


“Terapist”