Hybris: İnsanın kendine kurduğu en kadim tuzak
Medea: Ben tanrıları bilirim. Ben bana yazılmış kaderi bilirim. Önceden yazılmış bir kaderi kim nasıl değiştirebilir?
Iason: Elinde olan tek şey kaderini yazdığın kalem. İnsan kendi sorumluluğunu aldığı müddetçe Tanrı yasalarından hesap sormaya muktedirdir.
MUSTAFA KARA
Tiyatro Colab’ın Hybris’i, Antik Yunan’ın Argonautika mitini alıp bugüne getiriyor, çağdaş kavramlarla yeni karşıtlık alanları kurup, bu çatışmayı ritüelistik yapı, koro ve şiirsel diliyle gerisini geri tragedyanın kalbine bırakıyor. Yazgı ile özgür iradenin odağında olduğu karşıtlıklar çatışması bu; vicdan ile nefsin, korku ile cesaretin, akıl ile arzunun, tanrısal emirler ile bireysel hasletlerin çatışması. Kendi olma çabası ile geçmişin yüklerinin, simgesel “ada”nın sunduğu kıstırılmışlık ile “açık deniz”in vaadi olan özgürlüğün çatışması. Medea’nın “yıllardır atmayı bekleyen kalbinin vicdanının duvarlarını parçalamak üzere” olduğu bir çatışma. Hybris’i yazıp yöneten İpek Sarı, geleneksel formlara göndermeler içeren çağdaş bir tragedya kurgularken, asıl mahkemeyi izleyicinin vicdanında kuruyor.
Oyunun daha başında karanlığın içinden önce ses duyuluyor, denizcilerin küreklere asılırken çıkardığı “hah” nidaları daha doğrusu. İnsana üflenmiş ruhun simgesi nefes bu. Başında Iason’un olduğu bir üçgen formu oluşuyor, Argus’un yaptığı Argo gemisini anımsatıyor bu form. Bedenlerin yaylandığı bu ritim ve nefes alış verişlerle tragedya başlıyor. Bu net ve kendinden emin giriş, Altın Post’un peşinde Karadeniz’e kürek sallayan Argonotlara açık bir gönderme yapıyor.
İNSANIN KENDİNE KURDUĞU KADİM TUZAK
Argonautika mitini, Medea ve Iason ekseninde yeniden yazan Hybris, Euripides’in Medea’sıyla bir akrabalık kuruyor ancak Kolkhis’te henüz “Medea’nın ihaneti”nin yaşanmadığı günlere odaklanıyor. Varsa bir suç, oluşma anını izliyoruz. Varsa bir lanet gerçekleştiği o anı görüyoruz. İçsel çatışmaların tam ortasından izliyoruz bu kez hikâyeyi. Sıklıkla bir “canavar” gibi simgelenen, bazen de eylemiyle yüceltilen Medea, burada henüz kendini anlamaya çalışan genç bir kadın. Oyunda Kalkhilos Adası’na dönüştürülen Kolkhis’in (Bugünkü Karadeniz Bölgesi) zincirlerini yeni yeni hissetmeye başlayan prensesi.
Oyuna adını veren “hybris” ise Yunanca kibir ve aşırılığa karşılık gelen, tanrılara meydan okumayı da içeren bir kavram. İpek Sarı metni kurgularken, kolaycı yoldan gidip bu kibri Kral Aietes’le özdeşleştirme ve bir “düşüş hikâyesi” anlatmakla yetinmiyor. Lydia’nın kontrolcülüğe sevk eden öngörülerinde de, gözleri kendi kehaneti tarafından bağlanmış Iason’un idealizminde de ve hatta Medea’nın özgürleşme çabalarının arka planında da görüyoruz bu kibri. “Kötü karakter”in yanılgısı değil, insanın bir kusuru kibir. Koro bunu birçok kez anımsatıyor: “İnsanın kendine kurduğu en kadim tuzak” ya da “İnsanın en eski günahı” olarak tanımlanıyor açık seçik biçimde. Koro, ritüelistik hareketleriyle bu soruyu tekrar tekrar soruyor ve yanıtlıyor. Vicdanın sesini temsil eden koro insanlık adına konuşuyor, konuşturuyor.

MEDEA’NIN İÇİNDEKİ FIRTINA
Hybris, benzer biçimde Medea’yı da “aşk-ihanet” çerçevesi içinde tanımlamayı reddediyor. Iason ile karşılaşması “aşkın filizlendiği bir ilk an” değil, süregelen bir arayışın, bir iç hesaplaşmanın açıklığa kavuşma noktası gibi. “İçimdeki fırtınanın sesinden ne vicdanımın sesini duyabiliyorum, ne de kalbimin yolunu” sözü, tüm bu karşıtlıklar içindeki temel dürtüyü, yani yazgıya karşı çıkışı ve özgür iradeyi arayışını belirginleştiriyor. Oyunun temel sorusu olan “İnsan, yazdığı kaderin yükünü taşıyabilir mi?” sorusu bu noktada belirginleşiyor, oyun Medea’nın özgür iradesiyle kendine yeni bir yazgı belirlemesinin, yeni bir yol açışının hikâyesine dönüşüyor.
Hybris’in dramaturjik kurgusunda Kirke ve Leukothea’nın Medea’nın içsel tartışmalarında ve ortaya konulan soruların biçimlenmesine özel bir yeri var. Vicdan ile nefsin, denge ile arzunun, sorumluluğun ağır yükleri ile özgürlüğün çekiciliği arasındaki salınıyor bu ikili. Aralarındaki felsefi çatışma, koroyu da ikiye bölerek, oyunun fikirsel omurgasını oluşturuyor. Sahnenin iki yanındaki duruşları da “Iason’un baş tarafında yer aldığı ve arkasında koronun sıralandığı Argo gemisi”nin tam tersi bir üçgen oluşturuyor. “İnsaniyet, istemesine rağmen durabilmektir” sözüne, “Bir faniyi asıl parçalayan istemesi değil, istediğini inkâr etmesidir” yanıtı veren Leukothea arasında kocaman bir düşün alanı açıyor Hybris, bu boşluğu doldurmuyor, taraf tutmuyor, birini öne çıkarmıyor. O alan sorulara yanıt aramaya, fikrini netleştirmeye, taraf olmaya çağrılan izleyicinin.

KORONUN ÇIĞLIĞI, SAHNENİN VİCDANI
Diğer karakterler gibi koroya düşen de soruların gücünü artırmak, devinim ve nefes ritmiyle insan bedenini hikâyenin orta yerine yerleştirmek. Koro, antik formunu anımsatan bir sahne süsü değil, etkili ve güçlü bir dramatik araç. Olayları yorumluyor, karakterlerle diyaloğa giriyor, dördüncü duvarı aşıp seyirciye doğrudan sesleniyor. Bazen bir bütün halde refleks veriyor, bazen ikiye bölünüp tartışmanın iki ucunu oluşturuyor, çatışmanın kendisi haline dönüşüyor. Mehmet Seven’in hareket ve ses tasarımı, koroyu oyunun ana omurgasındaki entelektüel çatışmanın vücut bulmuş hali olarak ortaya çıkarıyor. Söyleyen, oynayan, yaşayan, tanıklık eden toplum ve bu toplumun vicdani sesi koroda karşılığını buluyor. Antik Yunan tiyatrosunun ritüelistik yanlarının yeniden yeşerdiği nokta burası. “Kibir”, “ihanet”, “cesaret”, “unutmak” gibi kavramlar çığlıklar halinde dalgalı denizlerdeki bir gemiden yükselen güçlü nefeslerle birleşiyor.
Apsyrtos’ın masumiyeti, Lydia’nın tanrıların sıralandığı o lanet monoloğu, tek boyutlu kahraman olmaktan uzak karakterize edilen Iason’un idealizmi ve daha pek çok önemli vurgu, esas olarak seyircinin kendi hayatındaki “hybris”i düşünmesini talep ediyor. Yazar ve yönetmen İpek Sarı’nın şiirsel dili Antik Yunan yazarlarını anımsatırken, farklı coğrafyalara ve zamanlara da ince bir selam çakıyor. Kostüm ve sahne tasarımı sadelikle öne çıkıyor, seyri devinim ile dolduruyor. Uğur Sönmez’in ışık tasarımı da ritüelistik atmosferi bütünlüyor. Sahne böylece bir çerçeve olmaktan çıkıyor, bedenin ve sesin yaşadığı bir alana dönüşüyor.
Hybris, tüm bu özellikleriyle izleyiciye hazır bir çözüm sunmayan, sonunda herkesi içinde büyüyen büyük soru işaretleri ile uğurlayan bir oyun. “Kader mi karar verir, yoksa insan mı?” sorusuna, “Kendi yazdığımız kaderi gerçekten taşıyabilir miyiz?” sorusuyla bugünün açmazlarını ekleyen Hybris, yanıtları bulmanın çok daha zor olduğu bir çağa sesleniyor.

YAZGI DA ÖZGÜR İRADE DE GERÇEKSE?
Medea ve Iason’un yazının girişinde yer alan ve Hybris’in tüm felsefi gerilimini özetleyen alıntıdaki iki cümle aynı anda doğru olabilir. Evet “Önceden yazılmış bir kaderi kim nasıl değiştirebilir?” ve evet “Elinde olan tek şey kaderini yazdığın kalem”. Eğer yazgı da, özgür irade de gerçekse, bizim, yani modern zaman insanının görevi ne? Hem yazgıyı bilmek, hem zincirleri hissetmek, hem de kırmak için harekete geçmek mi?
Oyunu değerli kılan gerçeklerden biri de, bu soruları sormayı göze alan, izleyici soruyla uğurlamayı yeğleyen bağımsız bir üretim olması. Giderek holdinglerin daha fazla at koşturduğu, “başarı”nın biletlerle ölçüldüğü, “risk almayan garanti işler”in öne çıktığı ve buram buram popülizm kokan tiyatro ekosisteminde, bu nitelikli üretimler artık çok daha kırılgan halde. Büyük sahnelerin ışıltısıyla boğulmak istenen bağımsız tiyatronun gerçeği, Hybris’in izleyiciye bıraktığı sorularla da ironik biçimde örtüşüyor: “Kendi sesimizi bulmak için ne kadar bedel ödeyebiliriz? Zincirlerimizi kırmak için daha neleri feda edebiliriz?”
Bu bahiste kibirli olan taraf belli, bize kalan sorular da:
“Kim başlattı? Kim bitirecek? Kim feda edilecek?”
*Hybris, 13 Nisan ve 18 Mayıs Pazartesi günleri saat 20.30’da Kadıköy Boa Sahne’de, 29 Nisan Çarşamba günü saat 20:30’da İBB Habitat Sahne’de olacak.

“Hybris”
Yazan&Yöneten: İpek Sarı
Yönetmen Yardımcısı. Aykut Sezgi Mengi
Dramaturji: Burcu Şişli
Hareket&Ses Tasarım: Mehmet Seven
Işık Tasarım: Uğur Sönmez
Işık Uygulama: Taha Erişgin
Proje Tasarım: Neslihan Su Aydın
Dekor: İpek Sarı
Kostüm&Saç&Makyaj: Sima Nur Bitiş
Fotoğraf: Mertcan Demir, Elif Kambur
Afiş: Mertcan Demir
Oyun Asistanı: Sima Nur Bitiş
Oyuncular: Aykut Sezgi Mengi, Ayşegül Şevval Kamacıhan, Burcu Şişli, Elif Gezgin, Ezgi Ortagün, Hilmi Göcen, İpek Sarı, Kaan Yıldız, Mehmet Seven, Oğuzhan Özdemir, Selin Yiğitkuş, Uğur Sönmez, Yağmur Yosun Gençer, Yiğit Temel, Zehra Erdem

