Şuan Okunan
Kemal Aydoğan: Tiyatroda da, virüste de, zeytinde de aynı problem var

Kemal Aydoğan: Tiyatroda da, virüste de, zeytinde de aynı problem var

Türkiye’de tiyatro faaliyetleri, salgının görülmesiyle birlikte büyük sekteye uğradı. Tiyatro salonları bu dönemde kapılarına kilit vururken, ödenekli tiyatrolar ile bağımsız tiyatrolar arasındaki uçurum da gözler önüne serildi. Bazı tiyatro salonları ise gelir kaybı nedeniyle kapandı.
Geçtiğimiz günlerde borç nedeniyle elektriğinin kesilmesi ile gündeme gelen ve “tiyatroların içinde bulunduğu durumu” göstermek için yüksek tutardaki faturaları ödememe kararı alan Moda Sahnesi, 2 yıllık salgın sürecinde 17 ay boyunca kapalı kaldı. Bu dönemde özel tiyatroların gelirsiz ve desteksiz bırakıldığını, tiyatro emekçilerinin ise büyük yaşam uğraşları verdiğini söyleyen Moda Sahnesi Sanat Yönetmeni Kemal Aydoğan, önemli değerlendirmelerde bulundu.

‘Tiyatro 2 yıldır yapılamıyor’

Özel tiyatrolar için, “şapkayı önüne koyup bir eleştiri verme zamanı” geldiğini söyleyen Aydoğan şunları söyledi: “Tiyatro 2 yıldır yapılamıyor. Özel tiyatrolar desteksiz, parasız kaldı, gelir elde edemedi, tiyatroyu açamadılar, mesleklerini kesintiyle yaptılar. 24 ayın 17 ayı kapalı kalmış bir tiyatro salonundan (Moda Sahnesi) bahsediyoruz. 7 ay açık kalmış, 4 ayı yarım kapasite açık kalmış, 3 ayı tam kapasite. Şimdi bu koşullarda neredeyse hiç destek sağlanmamış bir yer. Devletin yaptıklarına destek denemez. Vergi muafiyeti olmamış, SGK ve KDV muafiyeti olmamış, mücbir sebep sayılmamış, kirası ödenmemiş… Bu koşullarda yaşamaya mahkum edilmiş bir sanatın kutlayacağı 27 Mart bence yok.”

‘Yeterlilikten ödün vermek mi?’

Ödenekli kapsama giren devlet ve şehir tiyatroları ise salgın sürecinde özel tiyatroların karşılaştığı sorunlardan muaftı. Bu dönemde “kaderlerine terk edilen” özel tiyatro emekçileri için pek çok sorun art arda geldi. Aydoğan, bu konuda şunları söyledi: “Normalde de aslında bir destek sunulmuyordu. Sadece biz daha çok çalıştığımız için hayatımızı sürdürebiliyorduk. Ama sürekli bir riskin içine giriyorduk. Dolayısıyla şunu hiç konuşamıyorduk: Sanatsal yeterlilikten ödün vermek, sanatsal nitelikten ödün vermek. Bu ödünü vererek bir yaşantıyı sürdürmek mi, sürdürmemek mi? Bence bu soruyu da sormak gerekiyor. Sanatsal nitelik ölçümüz olmalı ve bunun önündeki engellerin hepsini konuşabilmeliyiz.”

‘Nitelikli tiyatro için ne yapmalı?’

“Tiyatro öldü” diyen Aydoğan, “Tiyatro sanatının öldürüldüğüne dair bir fikre sahip olmazsak eğer, biz onu yaşıyor sanacağız ama orada zaten ölmüş bir sanat var. Tiyatrocular, ‘bu sanatın yaşaması için ne yapılmalı?’ diye düşünmeli. Nitelikli tiyatro için ne yapılmalı? Bunun toplumsal, kamusal kanalları, damarları nasıl oluşturulmalı? Herkesin tiyatro seyredebilmesinin yolu nasıl sağlanabilir gibi bence çok önemli sorulara artık devirmeli ve yerel yönetimlerin yanıt vermesi için hızlıca kararlar alıp hızlıca uygulatmalıyız. Bunlar 27 Mart’ı kutlamamak için yeterli nedenler” dedi.

‘Ekonomik bir pranga’

Özel tiyatroların yaşadığı süreci “sansür” olarak tanımlayan ve tüm tiyatrocuların bunu ortak şekilde anlaması gerektiğini söyleyen Aydoğan, şöyle devam etti: “Bizim sesimizi kısmak için, ekonomik bir baskı, ekonomik bir pranga diye düşünmek gerekiyor. Bizim nitelikli tiyatro yapmak isterken bu koşulları devlete anlatmaya ve ikna etmeye çalışmamız ve onların bizi bu konuda hiç duymuyor olması aslında bizi hangi koşullarda yaşatmak istediklerini gösteriyor. Çünkü insan neden sağlığın da eğitimin de sanatın da daha iyi koşullarda yapılmasını sağlamaz ki? Deli olması gerekir ya da neoliberal olması gerekir. Paraya tapıyor olması, paragöz olması gerekir. Para merkezli bir toplum anlayışına hepimizi inandırmış olması gerekir. Bunun toplumu yönetmekten ayrı düşünülemeyecek bir unsur olduğunu bence herkesin kavraması gerekir.”

‘Paragözlere razılar mı?’

Tiyatrocuların özeleştiri yapması gerektiğini ifade eden ve “Bu hayata bu biçimiyle razı gelmek problemi bu” diyen Aydoğan, “Buna razılar mı? Böyle yönetilmeye, böyle tiyatro yapmaya, koşulları neoliberallerin, paragözlerin belirlediği koşullarda tiyatro yapmaya razılar mı?” diye sordu.

Eğitim, sağlık ve barınma krizinin de sanatın maruz kaldığı sorunlardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade eden Aydoğan, şu ifadeleri kullandı: “Ne paralı eğitim olabilir ne paralı sağlık olabilir ne barınma. Bunlar bir yönetim tercihini kabul edip etmemekle ilgili. Tam burada düğümleniyor. Gelecekte bir şey yapacaksak bu sistemden, şu anki kurulu düzenden gitmeyeceğini galiba bir an önce idrak etmemiz gerekiyor.”

Ayrıca Bakınız

‘Tiyatro da zeytin ağacı da!’

Moda Sahnesi Sanat Yönetmeni Kemal Aydoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Tiyatro probleminden bence ekolojik krize de hemen gidebiliriz. Çünkü bunu doğuran şey aynı şekilde dünyayı yönetme tarzı. Dolayısıyla tiyatroda da aynı problem var, zeytin ağacı için de aynı problem var, virüs için de aynı problem var. Hepsi aynı yönetim anlayışının ürettiği hastalıklar aslında. İnsanlık dışı bir hayatı yaşıyoruz. Onlara ucuz emek sağlasınlar diye kurulmuş bir dünya bu. Bir an önce bunun farkına varmamız ve gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor.”

Kaynak: https://yeniyasamgazetesi3.com/tiyatro-nasil-yasayacak/


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik