Koku: Belleğin derinlerindeki sızıntı
Bir koku, bir anıyı canlandırır. Bir anı, bir suçun izini sürer. Ve bir insan o izde kendini bulur.”
DİLAN AYDEMİR
İnsan zihni düz bir koridor değildir, aydınlık/karanlık pek çok odayla dolu bir labirenttir. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür, gördüklerimizi ve duyduklarımızı zamanla unutmaya meyleder. Kelimeler silinir, görüntüler soluklaşır. Ama bazen tanıdık bir koku, zihnimizin gerisinde kilitli kalmış bir kapıyı ansızın aralar. Bir anı, bir pişmanlık, bir suç yeniden açığa çıkar, netleşir. Tamer Turan’ın kaleme aldığı, Hakkı Kuş’un yönettiği ve Halil Sezai Paracıkoğlu’nun sahnede tek başına omuzladığı Koku, tam da bu kırılgan eşiğin üzerinde dolaşmayı tercih ediyor. SanatArt Yapım’ın bu oyunu suçluluk duyusuna odaklanıyor, seyirciyi kendi belleğinin kuytularında sakladığı izlerle yüzleşmeye de davet ediyor.
Tek kişilik oyunların en büyük riski, oyuncunun anlatıcıya dönüşerek dramatik gerilimi yalnızca söz üzerinden taşımak zorunda kalmasıdır. Halil Sezai Paracıkoğlu bu tuzağa düşmüyor. Sahnede hikâye anlatmakla kalmıyor, karakterin parçalanmış zihnini, bastırılmış duygularını ve suçluluk hissini bedenine de taşıyarak görünür kılıyor. Bazen doğrudan seyirciye hitap ediyor, bazen kendi zihninin karanlık koridorlarında dolaşan birine evriliyor. Ses tonundaki kırılmalar, bedenindeki gerilim ve yüz ifadesindeki ani değişiklikler, karakterin iç çatışmasını sahne üzerinde belirginleştiriyor. Özellikle pişmanlık ve bastırılmış suçluluk duygusunun yoğunlaştığı anlarda oyuncunun performansı neredeyse monoloğa dönüşüyor. Seyircinin karakterin zihnini içinde dolaştığı anlar da bu anlar. Böylece izleyiciyi bir tür röntgenciye, hatta yer yer suç ortağına dönüştüren rahatsız edici ama etkili bir seyir deneyimi ortaya çıkıyor.
Yönetmen Hakkı Kuş’un sahneleme yaklaşımı, bu psikolojik yoğunluğu destekleyen sembolik bir görsel dünya kurmak. Sahnenin merkezine yerleştirilen küvet, arınma, suçtan temizlenme ve geçmişi silme arzusunu çağrıştıran güçlü bir metafor kuruyor. Arka planda kullanılan ağ yapıları ve mekanik öğeler ise karakterin zihinsel karmaşasının özeti. Dekor tasarımında Büşra Eroğlu Doğan’ın kurduğu bu nesne merkezli sahne düzeni, oyunun dramaturjisiyle güçlü bir ilişki kuruyor.
Işık tasarımında İzzettin Biçer’in tercihleri, sahnede kurulan atmosferin yönünü belirliyor. Işık burada yalnızca bir alanı aydınlatan teknik bir araç değil; kimi zaman bir hatırayı görünür kılan, kimi zaman da bilinçli biçimde karanlıkta bırakan bir dramaturjik araç konumunda. Kostüm tasarımında Barbaros Şansal’ın dokunuşları karakterin üzerindeki tedirginliği güçlendirirken, Ekin Eti’nin müzikleri sahnenin atmosferini usulca kaplayarak bu klostrofobik zihin odasının duvarlarını örüyor. Görsel tasarımda Tuğçe Sarıdede Satı ve kukla tasarımında Filiz Çankaya Uzun’un katkıları da sahnede kurulan estetik bütünlüğü tamamlıyor. 
PARÇALI BİR YAPI
Metnin dramaturjik yapısı ise klasik bir olay örgüsünden bilinçli olarak uzak durmayı tercih ediyor. Turan’ın metni, baştan sona bütünsel bir hikâyeyi aktarmak yerine bilinç akışının, kopuk anıların ve sayıklamaların hâkim olduğu parçalı bir yapı kuruyor. Bu tercih, oyunun psikolojik derinliğini artırıyor ve seyirciyi karakterin zihninde dolaşan anılarının kırıntılarıyla yüzleşmeye zorluyor. Ancak bu dramaturjik yapı zaman zaman kendi sembolizminin içinde kayboluyor. Metnin fazla soyutlaştığı anlarda oyunun ritmi düşüyor ve anlatılmak istenen seyirciye geç ulaşıyor. Halil Sezai Paracıkoğlu’nun oyun boyunca yüksek tutmaya çalıştığı enerji, bu duraklamalarda anlık dalgalanmalar yaşıyor.
Koku, sahnede yalnızca bir suç hikâyesi anlatan bir oyun değil. Suç ve kefaret kavramlarını dışsal bir mahkeme salonunda değil, insanın kendi iç mahkemesinde arıyor. Seyirci, karakterin geçmişle kurduğu hesaplaşmayı izlerken kendi belleğinin karanlık köşelerine de bakmak zorunda kalıyor.
Ve oyunun en etkileyici yanı burada ortaya çıkıyor: Sahnede biten bir hikâye değil; bellekte dolaşmayı sürdüren bir iz. Bu oyun, salonun kapısından çıktıktan sonra bile zihinde dolaşmayı sürdüren, silinmesi mümkün olmayan bir hatırlatıcı gibi adeta. Koku, anlatılan hikâyeyi değil, onun hafızada bıraktıklarını görünür kılmayı seçen bir oyun ve izleyicinin belleğinde uzun süre soluklanan bir etkisi var.
*Koku, 30 Mart saat 20.30’da Kadıköy Eğitim Sahnesi’nde olacak.
“Koku”
Yazan: Tamer Turan
Uyarlayan ve Oynayan: Halil Sezai Paracıkoğlu
Yöneten: Hakkı Kuş
Işık Tasarımı: İzzettin Biçer
Dekor Tasarımı: Büşra Eroğlu Doğan
Kostüm Tasarımı: Barbaros Şansal
Müzik: Ekin Eti
Görsel Tasarım: Tuğçe Sarıdede Satı
Kukla Tasarımı: Filiz Çankaya Uzun
Fotoğraf: Şebnem Eldes
Afiş Tasarımı: Emrah Sönmez
Dış Ses: Selim Erdoğan,
Yönetmen Yardımcısı: Şehnaz Kalkancı
Sahne Amiri: Evin Kalkancı
“Koku”