Kültüre erişim anketi: Engel ilgisizlik değil, çalışma düzeni
İstanbul Planlama Ajansı, kültürel etkinliklere katılımı zorlaştıran nedenleri sordu. Yanıtların tam listesi, kültür-sanatın krizinin doğrudan doğruya bir “sistem krizi” olduğunu gösteriyor. İstanbul’da Kültür ve Eğlence Alışkanlıkları Araştırması, bu ücret düzeyi, bu çalışma süresi, kamusal bakımın yokluğu ve rant temelli kentleşme ile kendini gösteren sistemin kültür-sanata erişimi imkânsız hâle getirdiğini ortaya koyuyor.
MUSTAFA KARA
Bir sahne kapandığında, bir oyun seyirci bulamadığında söylenen cümle hazırdır: Seyirci ilgisiz. Bu cümle o kadar sık tekrarlandı ki bir teşhis olmaktan çıkıp bir klişeye dönüştü. Şimdi elimizde onu baş aşağı çeviren bir veri var.
En sondan başlayalım. İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) temmuz araştırmasında katılımı zorlaştıran nedenler arasında en düşük oran ilgisizliğe ait: Yanıt verenlerin yalnızca %2,5’i “Bu etkinlikler beni ilgilendirmiyor” diyor. %3,4’ü de katılımının önünde hiçbir engel görmüyor. Bu iki yanıt birlikte şunu söylüyor: İstanbul’da her kırk kişiden yalnızca biri “ilgisizliği” engel olarak gösteriyor, %96,6’sı ise katılımının önünde en az bir engel sayıyor. Yani insanlar kendilerine “Engel nedir?” sorulduğunda ilgisizlik hiç gündeme gelmiyor. Soru zaten beğeniyi değil engeli ölçtüğü için %2,5 verisi bir alt sınır, yine de alandan gelen en temel vurgunun listede yer bulamaması anlamlı.

ASIL NEDEN ÇALIŞMA DÜZENİ
Sorulan soru basit: “Kültürel etkinliklere katılımınızı zorlaştıran başlıca nedenler nelerdir?” Yanıtlara bakıp biletlerin pahalı olduğunu söyleyip geçmek mümkün; araştırmaya dair yapılan haberlerin çoğu da öyle yaptı. Oysa bu, buzdağının sadece görünen kısmı. Listenin tamamı okunduğunda ortaya çıkan şey, “izleyici tercihi”, “zamansızlık” ya da “bilet fiyatlarının pahalılığı”nın ötesinde bir çalışma rejimi.
Bir uyarıyla başlayalım: Soru çoktan seçmeli, birden fazla seçenek işaretlenebiliyor. Bu yüzden oranların toplamı %100’ü aşıyor ve toplanan sayı kişi değil, işaretlenme sayısı. Aşağıdaki toplamlar bu bilgiyle okunmalı.
Tek tek gidelim. En büyük engel %45 ile “bilet ve giriş ücretlerinin yüksekliği”. Kültürel etkinliklere katılmanın maliyeti, toplumun neredeyse yarısının karşılayamadığı yükseklikte. Hemen peşinden %38,1 ile “iş veya okul nedeniyle vakit bulamamak” geliyor. Uzun çalışma süreleri mevcut çalışma rejiminin ayrılmaz parçası; izin günlerinin azlığı da öyle. Sahnenin akşam 20.00 seansı, mesainin bittiği saate çarpıyor. Bu denli çalışmaya karşın elde edilen gelir ise, kültür sanat etkinliklerine gitmeye yetmiyor.
BAKIM EMEĞİ, YOKSULLUK, ENGELLİLİK VE MESAFELER
Mevcut düzen hayatın akışını yalnızca çalışma koşullarıyla belirlemiyor; yaşlıların, hastaların ve çocukların bakımında sorumluluk almayarak da belirliyor. Katılımın önündeki üçüncü en büyük engel %17,8 ile “çocuk, yaşlı veya hasta bakım zorunluluğu”. Doğru sözcük “zorunluluk”. Bir tercih değil; ilgisizlik zaten değil. Buna beşinci sırada duran “engellilik ve sağlık sorunları”nı da eklemek gerekiyor: %7,2. Bu iki başlık da sistemin sosyal yönünün eksikliği ve bu yükleri yine çalışanların sırtına yıkmasıyla ilgili. Engellilerin erişimi konusunda hem toplu taşımada, hem de kültür merkezleri ve sahnelere erişim konusunda kapsamlı adımlar atılması gerekiyor.
Dördüncü sırada ise %14,2 ile “mekânların eve çok uzak olması”. Kira krizi orta sınıfı bile kentin kenar semtlerine itti, yoksullar zaten iyice uzak semtlere kaçmış durumda. SoFİ’nin araştırmasında tiyatro sahnelerinin başta Kadıköy, Beyoğlu ve Şişli olmak üzere merkez ilçelere, oraların da merkez semtlerine sıkıştığını saptamıştık. Bu maddeyle bağlantılı olan bir diğer madde de %6,6’yla “güvenlik veya ulaşım kaygısı”. Geç vakit biten bir konserden ya da oyundan toplu taşımayla ve güvenle dönmek kolay değil. Toplu taşıma bittiğinde bu aynı zamanda ek ve yüksek maliyetler demek. Ulaşım kaygısı etkinliğe gidiş için de geçerli: İş çıkışı, uzaklık ve trafik, saat 20.00’de başlayan bir oyuna yetişmeyi, hele de iş yeri merkez ilçelerde değilse, baştan zorlaştırıyor.
Listede bir de %8,7 ile “Diğer” var. Engellilikten de güvenlik kaygısından da büyük bir yanıt kümesi, açık uçlu bir kutuda duruyor; içinde ne olduğunu maalesef bilmiyoruz.

KÜLTÜREL ETKİNLİĞE ERİŞMENİN ZORLU YOLLARI
Tartışmayı “bilet fiyatları mı pahalı, ücretler mi düşük” eksenine sıkıştırmadan şu söylenebilir: Uzun çalışma saatlerinde ter döken insanların geliri, en doğal haklarından biri olan kültür-sanat etkinliklerine erişmelerine yetmiyor. Sanatın “lüks” sayıldığı yer burası; gidebilenler de başka şeylerden vazgeçerek gidiyor. Her şeyi göze alıp gitmeye karar verenler için de vakit sınırlı. Pahalılık, çalışma saatleri ve ulaşım aynı noktada birleşiyor. Üzerine bakım verme zorunluluğu geldiğinde, ki bunun kadınları etkilediği açık, çok daha karmaşık bir düzen kuruluyor. Engelli yurttaşların erişilebilirlik sorunları da eklendiğinde kültürel etkinliğe erişim, büyük bir çoğunluk için lüks olmayı da geçiyor; zorlu mücadeleler gerektiren bir uğraşa dönüşüyor.
%4 gibi küçük görünen “gidecek kişi bulamamak” maddesi dahi aynı yere çıkıyor. Yanıtlayanın değilse bile, birlikte gideceği kişinin çalışma düzenine, gelir durumuna ve yol durumuna.
Araştırmanın ortaya koyduğu bir başka veri de sanıldığının aksine “bilgiye erişememe, haberin olmaması” gibi sorunların engel olarak görülmemesi. Araştırmaya katılanların sadece %2,7’si, “Hangi etkinliklerin nerede olduğunu bulmak zor” yanıtını vermiş. Alandan gelen en sık şikâyet görünürlük ve duyuru eksikliği olsa da, bu araştırma özelinde veri “insanların bunu engel olarak görmediğini” ortaya koyuyor.

YAŞ, CİNSİYET VE MESLEK KIRILIMI YAPILIRSA…
İstanbul Planlama Ajansı araştırmaya dair kapsamlı bir veri seti açıklamadı, araştırma raporunu da paylaşıma açmadı. Elimizde sadece bir basın bülteni ve 3 grafik var. Araştırmaya katılanların yaş, cinsiyet, meslek gibi kırılımlarını bilmiyoruz; hangi semtlerde oturduklarını bilmiyoruz. Bu niteliklere göre soruların nasıl değiştiğini göremiyoruz. Mesela, kamusal bakım hizmeti olmadığı için eve hapsolan ve kültürel etkinliklere gidemediğini söyleyen %17,8’lik nüfusun kaçının kadın, kaçının erkek olduğunu bilemiyoruz. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımının büyük ölçüde kadınların sırtına yıkılmasından hareketle bir kanaat geliştirebiliriz, ancak elimizde veri yok.
Oysa “çocuk, yaşlı veya hasta bakım zorunluluğu” ya da “güvenlik ve ulaşım kaygısı” gibi yanıtların kadınlarda ve erkeklerde hangi oranlarda olduğunu bilmek, analiz yapabilmek ve çözüm geliştirebilmek için kritik önemde. Açıklanan verilerle hangi meslek gruplarının, hangi eğitim düzeylerinin hangi engele takıldığını yorumlama şansımız da yok. Bakım zorunluluğundan gece dönüş yolundaki güvenliğe, ev içi çalışmadan uzak mesafeye; temel engellerin kadın ve erkek için aynı işlemediğini biliyoruz; ancak verisini bilemiyoruz.
DOĞRU ANALİZ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ İÇİN DAHA FAZLA VERİ
Veriye erişim sınırlı olunca sorunu doğru tespit etmek de mümkün olmuyor. Bu yazının konusu çözüm önerileri değil; ama bir örnek verinin niçin gerektiğini gösteriyor. Bakım yükü olan kadınlar için hafta içi kreşli matine, hem bir erişim hem bağımsız tiyatrolar için bir destek mekanizması olarak kurulabilir. Böyle bir öneriyi ciddiye alabilmek için o %17,8’in cinsiyet dağılımını bilmek gerekiyor, ama biz bilmiyoruz.
Uzaklık, ulaşım ve güvenlik maddeleri toplamda 20,8 yapıyor; buraya dair somut öneri tartışmak için de cinsiyet ve yaş kırılımını bilmek gerekiyor. Şurası kesin: Hemen tüm başlıklarda yaşanan krizin etkilerini azaltmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, yani İPA’nın da bağlı olduğu yerel yönetime büyük görev düşüyor.
Araştırma raporunda ne yazdığını, verilerin ne söylediğini, bu verileri analiz eden uzmanların hangi sonuca vardığını ve hepsinden önemlisi somut çözüm önerisi olarak ne dediklerini bilemiyoruz. Sorunun çoktan seçmeli olması da başlı başına bir olanağı işaret ediyor: Yaş, cinsiyet ve demografik dağılımla birlikte okunduğunda aynı anda birden fazla engelle karşılaşanların tablosu çıkar. Tablo o zaman daha da berraklaşır. Alanın aktörlerinin ve uzmanlarının da katılımıyla çok verimli çalışmalar yapılabilir.
Kültür politikasını tartışabilmek için gereken veri, tartışmayı yürütmesi beklenen kurumun elinde ve “şu an için” bizim erişimimize kapalı. Araştırmanın yapısına dair detayları içermeyen ve yüzeysel bilgiyle yetinen bir basın bülteninden vardığımız sonuç bile bizi “çalışma düzenine ve kapitalist sistemin işleyişine” götürebiliyor. Meselenin taraflarının ve toplumun aydınlanabilmesi, verimli ve somut çözüm önerileri geliştirilebilmesi içinse “aynı kaynaktan gelmiş tek tip haberler”den fazlasına ihtiyaç var.
Elbette yerel yönetimlere dair “görev alanı” tespiti yapmak asıl sorumluyu gözden kaçırmamalı. Uzun çalışma saatlerine karşın insanca bir gelire erişememek, uzun çalışma saatleri nedeniyle kültürel etkinliğe gidememek, bakım yükünün tümüyle bireylere yıkılması nedeniyle eve hapsolmak, kent planlamasını ranta bağlayıp uzak semtleri gözden çıkarmak gibi durumların hepsi aynı merkezi yapıya işaret ediyor. Sabahın köründe işe giden bir çalışan, mesai çıkışında oyuna yetişemiyor. Yetiştiğinde dönüş yolunda bin bir eziyet çekiyor. Evde bakması gereken bir yaşlı, hasta ya da çocuk varsa çıkmak baştan imkânsız. Bilet fiyatı zaten hepsinin üstünde duruyor.
Tek bir soruya verilen yanıtlardan oluşan tek bir grafiğin gösterdikleri bunlar; keşke “ilgisizlik” denilip kalsaydı; şimdi yapılması gereken o kadar şey var ki!
* Bu yazıdaki veri, İPA’nın İstanbul Barometresi Temmuz 2026 tematik dosyasından, ajansın paylaştığı grafiğe dayanıyor. Araştırma 758 kişiyle yürütüldü; ancak yapıldığı tarihler, görüşme yöntemi, demografik dağılım ile gelir, yaş ve cinsiyet kırılımları gibi bilgiler açıklanmadı. İstanbul Planlama Ajansı, araştırma raporuna ve daha fazla veriye erişme talebimize yanıt olarak “ham veri setlerini ve raporun tamamını veri dağıtım politikası gereği şimdilik açık kaynak olarak iletemeyeceğini” net biçimde ifade etti. “Şu an için” notuyla iletilen bu cümleye “İstanbul Barometresi’ni erişilebilir hale getirmek için çalışmalarımız sürüyor” yanıtı da eklendi. Verilere erişim mümkün olduğunda daha sağlıklı ve madde madde analiz yapabilmek de mümkün olabilecektir.




