Şuan Okunan
Kurmaca Atölye: Kurulmamış hikâyeler için yeni bir alan

Kurmaca Atölye: Kurulmamış hikâyeler için yeni bir alan

Avatar fotoğrafı

Müze Gazhane ile çevresi iyice değişmeye başlayan Kadıköy Hasanpaşa’da yeni bir üretim alanı açıldı: Kurmaca Atölye. Kendilerini “henüz kurulmamış hikâyelere alan açan” bir bağımsız üretim alanı olarak ifade ediyorlar. Tiyatrocular Müzeyyen Durgun ve Cenk Dost Verdi ile sinema ve fotoğraf sanatçısı Gökhan Aygül’le Kurmaca Atölye’yi, bir alan açma fikrinin nasıl doğduğunu ve atölyenin ilk dönem hedeflerini konuştuk.

MUSTAFA KARA

Kurmaca Atölye bir yaşam ve üretim alanı olarak tasarlanmış ve tasarlanmaya devam ediyor. Kadıköy’de, Müze Gazhane’nin hemen üst tarafındaki atölyenin kurucularından Müzeyyen Durgun, tiyatro hayatı boyunca ilk kez bir alanı olmasının heyecanını yaşıyor: Alanımız olmadı hiç, ilk defa alanımız oluyor. Ama burası da sahne değil, burası prova alanı.”

Müzeyyen Durgun’un bu heyecanı boşa değil, çünkü en az sahne bulmak kadar, belki daha büyük bir sorun çalışacak, üretim yapacak alan bulmak. Bu sezonun başında üst üste gelen atölye açılış haberleri de bunu doğruluyor. “Artık insanlar sahne açmak yerine ‘atölye açalım, bakarız’ diyor” notunu düşüyor Müzeyyen Durgun. Bağımsız sahnelerin ekonomik krizden, kentsel dönüşüme, seyirci sıkıntısından ruhsat ve benzeri problemlere bin türlü dertle boğuştuğu bir dönemin ruh hali bu. Elbette, merkez ilçelerdeki astronomik kiralar da en büyük faktörler arasında.

KURMACA, YANİ HAYAL GÜCÜ ÖN PLANDA

İnşaat ustalarının hemen peşi sıra girdiğimiz Kurmaca Atölye’de, işin çoğu bitse de inşa faaliyeti hâlâ devam ediyor. Tiyatro, sinema, fotoğraf gibi sanat dallarının kesişiminden doğan bu atölyenin adı da bu karşılaşmadan çıkmış. Tiyatrocu Müzeyyen Durgun “kurgu” demiş, sinemacı Gökhan Aygül iki saniye sonra “kurmaca” diye tamamlamış. OracıktaTamam budur” diye anlaşmışlar. Müzeyyen Durgun’un tarifiyle: “Kurgu biraz daha teknik bir şey. Kurmaca hayal gücünün ön planda olduğu, onun var ettiği bir şey.” İsim ilk bakışta “iddialı” görünse de kurucular tersini söylüyor: “Bize de tam da işin özü gibi geldi, çok da sade geldi.”

Aslında atölye fikrinin doğuşu da biraz bu sadelikte. Yaşam alanı ihtiyacı ile üretim alanı ihtiyacı kesişiyor, Müzeyyen Durgun ve Gökhan Aygül’ün Kurmaca Atölye’yi hayal etme süreci böyle başlıyor: “Hayatlar birleşince emekler de birleşti, emek alanları birleşince hayat birleşti.” Tiyatrocular evleri atölye yapıp, oralarda oyun çıkarmaya alışık zaten, bu kez çalışma ve üretim alanını “ev belleme” çok yadırganmıyor. Evlerde çalışma deneyimlerini şöyle anlatıyorlar: “Evlerin salonlarında çalışmaya çalışıyoruz. Ev, bir yere kadar iş görüyor: Okuma provası için, ilk toplantılar için fena değil. Ama bir eşikten sonra tıkıyor. Artık tiyatronun çok daha büyük bir genç kuşağı var ve o ‘ev’ dediğimiz alanlardan herkes çok yoruldu.”

UĞRAK YERİ BİR ÜRETİM ALANI

Cenk Dost Verdi’nin gözlemi daha pratik, ama aynı yere çıkıyor: “Eve bir saat önceden gidilmez; on dakika kala, yarım saat kala gelinir. Böyle bir alana ise erken gelinir.” Üçlünün atölye alanına dair beklentisi bir uğrak yeri olması: Arkadaşlarımızın, meslektaşlarımızın gelip gittiği, uğradığı bir yer olsun. Sosyalleşmeyi burada yapalım, muhabbeti burada yapalım. Fikirleri burada denesinler, biz de burada deneyelim.”

“Mevcut bağımsız sahnelerin prova ihtiyacına neden yetmediği” sorusuna net bir yanıtları var. Cenk Dost Verdi, O sahneleri açan arkadaşlarımıza kendi işleri bile neredeyse yetmiyor. Çünkü oralarda birinin gelip senin için orayı açması, hazırlaması demek; vakit harcamak demek. Biz buradayız arkadaşlar, ne zaman isterseniz. Boşluklarımız bunlar, buranın ekonomik karşılığı da bu kadar” diyor ve gece on birde girilebilen, sabaha karşı çıkılabilen, kapısında kimseyi bekletmeyen bir üretim alanı tarif ediyor.

ÜRETİMİ VE KAZANCI BÖLÜŞENLERLE YOLA DEVAM

Kadıköy’de prova ve üretim alanları çoğalırken hangi ölçütlerle, nasıl bir ayrıma gidecekleri konusunda da kafaları net. Kurmaca’nın filtresi ne politik hizalanma ne estetik akrabalık: Birbirimizin referansı olmalıyız. Referanstan kastım illa politik, illa estetik değil; ama bir yerden bir kere dokunmuş olmalı. Kulak aşinalığı olmalı, göz aşinalığı olmalı.” Üretimi ve kazancı bölüşen bir kolektif gelirse cevap peşinen evet. “Gözü kapalı zaten,” diyor Verdi; “çünkü gerçekten hayatlarının ortasında tiyatro üretimini ve kazancı bölüşüyorlar.”

Söyleşinin en tartışmalı ve en öğretici bölümü işin ekonomik yanı. Kurucular mekânı bir ticarethane olarak kurgulamadıklarını söylüyorlar, ama gerçeklerin de farkındalar: Tabii ki buranın bir faturası var, ödenmesi gerekiyor.” Kurmaca Atölye’nin bu konudaki yaklaşımı “belirsiz bir dayanışma” lafzı ya da “gönlünden ne koparsa”cılık değil. Bunların acı tecrübeleri fazlasıyla var ve tümü hafızalarda: İyi niyetli olduğumuz için sürdüremediğimiz ilişkiler, çıkaramadığımız oyunlar oldu. Öğrendiklerimizin toplamını birazcık buraya aktarırsak, burada ayakta kalmamak gibi bir ihtimal yok.”

Şimdiden bir mezuniyet projesi etrafında toplanmış genç bir fiziksel tiyatro ekibi gelmiş ve anlaşmışlar. Gençler yer krizini çözmüş, Kurmaca Atölye ilk adımını atmış. Eksik olduğunu kabul ettikleri tek şey “işletme” bilgisi. Yine de Aranızda işten anlayan biri olsa ne güzel; ama çok iyi bilen de burayı işletmeye çevirip batırıp götürüyor” demeyi de ihmal etmiyorlar.

KURMACA ATÖLYE NE YAPACAK?

Kurmaca Atölye’nin başlangıç dönemi programı biraz dağınık görünse de tutarlı biçimde çiziliyor. İlk adımlar yaratıcı drama atölyeleri ve konservatuvara hazırlık dersleri. Müzeyyen Durgun’un “Okul gibi değil, sınıf gibi” dediği yapı şimdiden örülüyor. Gökhan Aygül’ün fotoğraf ve sinema üretimleri mekânın ikinci yüzü. Kısa filmler ve sergilerle de genişleyecek bir kol bu. “Oyunlar ve oyunlaşabilir eserlerden oluşan bir kütüphane” gibi hayallerini de ertelemeden bu alanda gerçeğe dönüştürmek istiyorlar. Elbette mekânın asıl işlevi kurucularının ve farklı toplulukların tiyatro çalışmaları için çalışma, prova ve üretim alanı olmak.

Kurmaca Atölye’nin henüz bir tiyatro topluluğu yok, ancak farklı projelerde bir araya gelen kurucuların kısa süre sonra topluluk olarak da var olacağını öngörmek zor değil. Önce “Burası kendi topluluğunu oluşturur” deyip, sonra “Zaman içinde buradan gerçekten birkaç topluluk çıkacak” diye düzeltiyorlar. Cenk Dost Verdi’ye göreyse Kurmaca Atölye ile kolektif duyguyu yarattıktan sonra Kurmaca Tiyatro Topluluğu’nu kurmak çocuk oyuncağı: “Buradan iyi bir bütün çıktığında oraya evrilmemesi imkânsız.”

Sahne kurma işine de uzak değiller. Vakti bekleniyor gibi. Parayı getirin, gerisini ben yaparım. O kadar hazırız ki; malzeme bilgisine, lokasyon bilgisine kadar. Çok çalıştık buna.” diyor Cenk Dost Verdi.

Kurmaca Atölye’nin kurucuları Müzeyyen Durgun ve Gökhan Aygül

BAŞARI ÖLÇÜTÜ “SAHNE AÇTIK” DEĞİL, ÜRETTİK DEMEK

Yine de iki yıl sonra hangi ölçüte bakıp kendilerini başarılı sayacaklarını sorduğumuzda yanıtları “sahne açmak” olmuyor: Şöyle bir şey yaptık, burayı sahneye çevirdik demeyeceğiz. Ne yaptık? Ürettik.” İkinci ölçütleri ise daha da mütevazı ve tam da bugünün bağımsız tiyatrosunu anlatıyor: “Kriz çözmek.” Söyleşiden bir gün önce provaya başlayan bir ekip, “Çok ufak bir yoldan büyük bir krizimizi çözdünüz” demiş. Şimdi başarı ölçütlerinden biri bu: Burası kriz çözse bile yeter. Provası iptal olan varsa arasın, gelsin; o krizi biz çözeriz, oradaki filtreyi kaldırırız. Politik olarak tam bir arada mıyız, değil miyiz, o sonra.”

Üçüncü başarı ölçütleriyse açıkça söylenen bir yorgunluktan geliyor: Ne olursa olsun biraz da yorulduk açıkçası; sağda solda bir sürü şeyle koşturmaktan. Birilerinin gelip burada bir şeyler yapıyor olması çok iyi geliyor. Biraz da oralardan motive olmayı bekliyoruz: Neler yapıyor insanlar, hangi koşullarda!”

Kurmaca Atölye’de “Çaya kahveye bekleriz” cümlesini bir nezaket sözü olarak değil, bir yöntem olarak kullanıyorlar. “Lafın gelişi denir ya, biz gerçekten çaya kahveye bekleriz, kim olursa. Neyiniz varsa el atalım arkadaşlar. Yeter ki ayaklarımız yere bassın.” Gökhan Aygül de aynı yöntemi kendi alanı üzerinden anlatıyor: “Bir senaryo düşünüyorum, paylaşıyorum; bir anda bir şey söylüyorlar ve iş benim için çok daha iyi bir yere gidebiliyor.”

Cenk Dost Verdi ise bunun mekânla ilişkisini kuruyor: “Hareket ederek düşünmek başka bir şey, eyleme geçerek düşünmek başka bir şey.” Kurmaca Atölye, bir hayali kurgulamaya eyleme geçerek başlıyor.

Adres: Hasanpaşa Mahallesi, İkbaliye Sokak, No: 19/A, Kadıköy İstanbul

Diğer ayrıntılar ve gelişmeleri takip etmek için:
www.kurmaca.art, www.instagram.com/kurmacatolye

 


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik