Şuan Okunan
Acil Servis: Düzenin çeperinde parçalanan kimlikler

Acil Servis: Düzenin çeperinde parçalanan kimlikler

Avatar fotoğrafı
DİLAN AYDEMİR

Gündelik hayatı tahakküm altına alan o dur durak bilmeyen performans ve üretim zorunluluğu, her şeyin üzerine bir “acil” etiketi yapıştırıyor. Bu hız fetişizminin neleri ve kimleri sistemin dışına ittiği sorusu önem kazanıyor. Bu soru çağdaş sahnenin de en temel meselelerinden biri. Serkan Bozkurt’un yönettiği ve Kaan Çolakoğlu’nun oynadığı Acil Servis, 9. Solo Çağdaş Dans Festivali kapsamında CerModern’de sahnelendi. Arada Tiyatro ve Danshane’nin Acil Servis’i tam da bu sorunun etrafında örülüyor. Hızın ezip geçtiği, çabucak tükettiği ilişkiler ağını sahneye taşıyan reji, tempo üzerine kurulu konforlu bir gösteri sunmak yerine bilinçli bir “yavaşlama” politikası benimsiyor. Böylelikle de seyirci alıştığı hızlı algı çemberinden çıkıyor, ağır ve sancılı bir yüzleşmenin tam ortasında kalıyor.

İLETİŞİMSİZLİĞİN ŞİDDETİ

Yüzleşmenin merkezinde, kadınların ve engelli bireylerin kamusal alandan sistematik olarak dışlanması var. Reji bu meseleyi ele alırken didaktik bir mağduriyet diline ya da basmakalıp sloganlara yaslanmıyor; eleştirisini “iletişimsizliğin şiddeti” gibi çok daha derin ve politik bir yerden kuruyor. Toplumun dayattığı pürüzsüz güzellik, verimlilik ve normallik ölçütlerinin, bu kalıplara sığamayan bedenler üzerinde kurduğu sessiz ve sinsi baskı sahnedeki her bir hamleyle adım adım görünür kılınıyor. Normalliğin daracık koridoruna sığmayan bireylerin sosyal yaşantıda maruz kaldığı bu tecrit, sahnede adeta fiziksel bir duvara dönüşüyor.

Yönetmen Serkan Bozkurt ve yaratıcı ekibin bu tecridi sahneye aktarırken kurduğu zıtlıklar, oyunun omurgasını oluşturuyor. Mekâna yansıyan ses kayıtlarındaki “kör biriyle sevgili olmanın tuhaflığı” gibi keskin ve önyargı dolu cümleler, toplumun engelli bireylere biçtiği steril, ehlileştirici ve cinsiyetsizleştirici ikiyüzlülüğü ifşa ediyor. Ekibin ses ve ışık tasarımıyla kurduğu boğucu atmosfer, gerçek yaşanmışlıkların bu acımasız ironisini daha da derinleştiriyor. Kaan Çolakoğlu ise çağdaş dansın sözsüz ama keskin diliyle, üzerimize çöken bu ağırlığa sarsıcı bir bedensel yanıt veriyor. Sesin ve bedenin bu çatışması, seyircinin zihnindeki konforlu ezberleri de parça parça ediyor.

MEKANİK ACİL KAVRAMINDAN YASAKLANMIŞ HAKLARA!

Performansın seyirciyi köşeye sıkıştırdığı asıl eşik, Kaan Çolakoğlu’nun kendi sesini ve sözlerini sahnede kullandığı anlar. Dışarı çıkmak, gezmek, kalabalıkların arasına karışmak, sosyalleşmek istediğini anlattığı sade ama vurucu repliklerin ardında çok temel, eşitlikçi bir arzu yatıyor. İşte tam burada, oyunun sırtını yasladığı mekanik “acil” kavramı kabuk değiştiriyor; acil sosyalleşme, acil dokunma, acil sevişme gibi en ilkel bedensel ihtiyaçlara, daha doğrusu engelli bireyler için sistem tarafından adeta “yasaklanmış” haklara evriliyor. Kaan Çolakoğlu aslında tüm bunları eşit bir düzlemde paylaşabileceği “birini” istiyor. Tam da bu noktada, sahne üzerindeki cansız manken parçaları salt birer metafor olmaktan çıkıp, sistemin dayattığı plastik, kusursuz ama ölü beden normlarının soğuk yansımalarına dönüşüyor. Sahnede farklı aksesuarlar kullanılarak yaratılan ani değişimler ise aidiyet kurma çabasının bitmek bilmeyen telaşını ve kimlikler arası yorucu geçişkenliği simgeliyor.

Oyunun hareket dramaturjisi de bu arayışın çelişkileriyle örülü. Butoh dansının insanın içini tırmalayan, karanlık ve kasvetli büzülmelerinden, tangonun keskin, çatışmalı adımlarına evrilen hat, rejinin dışsal bir süslemesi olmaktan çıkıp, hikâyenin doğrudan kendi bedeninde soluk aldığı kaçınılmaz bir akışa dönüşüyor. Fakat reji, tüm bu ağır meselelerin altında seyirciyi salt bir karanlığa da boğmuyor, aksine dansın oldukça keyifli, ironik ve eğlenceli bir tarafı da var sahnede. Oyuncunun ritimle kurduğu neşeli bağ, sistemin soğuk ciddiyetiyle inceden inceye dalga geçen, yaşam dolu bir direniş alanına dönüşüyor.

Kaan Çolakoğlu, “Türkiye’nin, tiyatro mezunu olan ilk down sendromlu sanatçısı” kimliğinin çok ötesinde; ekibin kurduğu bu güvenli ve sarsıcı alanda bedeniyle düşünen, nesnelerle organik bir bağ kuran ve plastik, ölü normların arasında kendi otonomisini ve canlı varoluşunu ilmek ilmek ören bir oyuncu olarak sahnede var oluyor. Hayatın akışındaki hızın arkasına sığınıp yok saydığımız her şeyi, sahnenin sarsıcı yavaşlığıyla yüzümüze vuran bu performans, Serkan Bozkurt yönetimindeki ekibin ve Kaan Çolakoğlu’nun ortaklaşa ördüğü, normallik ve güzellik ölçütlerimizin yarattığı o görünmez şiddetle yüzleştiğimiz oldukça sahici, politik bir seyirlik sunuyor.

* Acil Servis, Kapadokya Bienali’nin kapanış etkinlikleri çerçevesinde 5 Eylül günü saat 21.00’de Uçhisar Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi’nde olacak. Ardından sezon boyunca her ay İstanbul Galata’daki Danshane’de izleyici ile buluşacak.

 

 

“Acil Servis”

Yazar/Yönetmen/Koreograf: Serkan Bozkurt

Solo Performans: Kaan Çolakoğlu

Reji asistanı, Afiş Tasarımı: Saime Bozkurt

Reji ve Prodüksiyon Asistanı: Ece Cirit

Fotoğraf: Emre Varışlı


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik