Şuan Okunan
Paribu Art: Mecburiyet ve mahcubiyet arasında, bir viyadük altında

Paribu Art: Mecburiyet ve mahcubiyet arasında, bir viyadük altında

Oynak Dergi‘den M. Kemal Turhan, 2017’de bir kripto para borsası olarak faaliyete geçen Paribu’nun sanata ilgisini, “Eskiden çok tekinsizdi buralar” diye savunulan Terminal Kadıköy’ü ve İstanbul’un kültür sanat mekanı derdine derman olma iddiasındaki Paribu Art’ı yazdı.

M. KEMAL TURHAN

Hükümetin kültür-sanat, kamusal alan ve demiryolu politikaları, dünyaya nur topu gibi bir canavar daha getirdi. İstanbul’un yeni kavşak noktası oluveren Söğütlüçeşme İstasyonu ve çevresi, Terminal Kadıköy projesiyle birlikte çağdaş bir garın nasıl olması gerektiğini(!) İstanbul’a ve Türkiye’ye, hatta tüm dünyaya gösterdi. Bu yazıda, “eskiden çok tekinsizdi buralar, yürünmüyordu bile, bak şimdi ne güzel” denen Söğütlüçeşme İstasyonu ve Terminal Kadıköy projesi kapsamında yer alan Paribu Art adlı güzide mekânı ele alacağım. Paribu Art gibi mekânlara neden hem mecbur kaldığımızı hem de gittiğimizde mahcup hissetmemiz gerektiğini açıklamaya çalışacağım. Aslında Paribu Art açılalı aylar oldu. Ancak geçen bu sürede kültür-sanat çevreleri tarafından son derece olağan karşılanması, üstelik bir de nimetmiş gibi görülmesi bu yazının ortaya çıkmasına neden oldu.

Her şeyden önce bilinmesi yahut hatırlanması gerekir ki Söğütlüçeşme arazisi TCDD’ye ait bir mülk. Tabii, kamusal alanların özelleştirilmesi ve/veya özel şirketlere kiralanması şaşırdığımız bir şey değil artık. Söğütlüçeşme de bundan nasibini aldı. Yap-İşlet-Devret modeli uyarınca yapımı ve işletmesi Akfen Holding tarafından üstlenildi. Akfen de iki viyadük arasına serpiştirdiği çeşitli kafe, restoran, kozmetik mağazaların ve eczanenin yanı sıra bir binayı tamamıyla Paribu’ya verdi. Tabii bu da son birkaç senedir kültür-sanat alanına meyleden Paribu için bulunmaz bir nimetti. Böylece Paribu Art; bir büyük, bir küçük salonu, genişçe bir fuaye alanı ve binanın dışına boydan boya döşenen LED ekranlarıyla dört başı mamur bir tiyatro, konser, performans sanatları ve sinema mekânı haline geldi.

Paribu Art’ı da kapsayan Terminal Kadıköy inşaatı (Fotoğraf: Tugay Kartal)

Önceki paragrafta şöyle bir teğet geçtiğim Paribu’nun kültür-sanata meyledişi konusuna biraz değinelim. 2017’de bir kripto para borsası olarak faaliyete geçen Paribu, kısa sürede İKSV’nin Tiyatro Festivali ve Film Festivali gibi organizasyonlarına sponsor olmaya başladı. Pandemi sürecinde Oyun Atölyesi ve Moda Sahnesi gibi tiyatroların düzenli destekçisi/ortağı oldu. Türkiye’nin en büyük sinema salonları zincirine de dahil oldu ve CGV Mars Cinema bünyesindeki salonlar “Paribu Cineverse” adını aldı. Söğütlüçeşme’de Paribu Art adındaki kendi mekânını da açması Paribu’yu kültür-sanat sektöründe gerçekliği inkâr edilemez bir tekel haline getirdi.

Tekellerle mücadele bilinci aşılamak da bu yazının boyunu katbekat aşar. O yüzden başka bir pencereden bakalım. Festivallerin destekçisi, özel tiyatroların kurtarıcısı Paribu’nun Söğütlüçeşme’deki kent suçuna hem destek hem ortak olması elbette özel tiyatrolara alan açmak, İstanbul’un sanat mekânlarına bir yenisini eklemek için değil. Terminal Kadıköy’deki her bir “dükkân” gibi Paribu’nun da birincil ve en önemli arzusu para kazanmak, insanlara para harcatmak. Bu para kaygısı Paribu Art’ın etkinlik programlamasını da etkiliyor. Önümüzdeki 5 haftanın (20 Nisan-25 Mayıs) programına baktığımızda karşımıza 3’ü çocuk oyunu olmak üzere 9 tiyatro oyunu, 1 bale gösterisi, 1 masterclass programı ve 12 konser çıkıyor. Yani konserler tüm etkinliklerin yarısından fazlasını oluşturuyor. Bu dikkat edilen bir oran olsa gerek. Çünkü Paribu Art’ın konserlerde daha çok para kazandığı kesin. Hem ayakta düzende daha fazla müşterisi oluyor hem de konser müşterilerine tiyatro müşterilerine kıyasla daha kolay içki satabiliyor.

Tabii ki, Paribu Art’a sadece bu açıdan bakmak, at gözlüğünden kurtulamamak olur. Cazibesi de az değil. Koltuklu düzende 639, ayakta düzende 2.000’e varan kapasitesiyle hatırı sayılır bir büyüklüğe sahip. Sahne platformu dolgusuz bir metal iskele üzerine kurulu olsa da iş görüyor. Işık ve ses sistemi hem konser hem tiyatro gerekliliklerini karşılayacak şekilde tasarlanmış. Mekânın kolay ulaşılabilirliği de cabası. Hem metrobüs hem Marmaray hattının kesişiminde yer alan Söğütlüçeşme, pek çok insanın uğrak yeri. Bu avantajlara eklenen bir diğeriyse “Paribu Art’ta sahneye çıkmanın” sembolik değeri. Burada Bourdieu’ye başvuralım. Ona göre bir sanat eserinin niteliğini sadece içeriği belirlemez. Sanat eserinin sunulduğu, sahnelendiği alan ve kurum da esere sanatsal değer katar. Bunu consecration [kutsama] olarak adlandıran Bourdieu, bu kutsamanın tarihsel olarak kurumsallaştığını ve böylece kurumların sanat eserlerini ve sanatçıları meşrulaştırabilme gücü ve keyfiliği kazandığını söyler. Bu denklemde mekân, alan ve kurum kelimelerinin yerine Paribu Art’ı koyalım, yine İsviçre saati gibi işleyecektir denklem.

Oysa sanatçılar farkına varmalı ki bu denklem tek taraflı işlemez. Paribu Art bu kutsamayı çift taraflı hale getirir. Bizzat kendisinin “prestij” kazandırarak kutsadığı eserler asıl Paribu Art’ın prestijini artırır ve kutsal hale getirir. Paribu Art’ı bu kutsallığa ulaştırmayacak eserler ve sanatçılarsa kendilerine asla orada yer bulamaz. “Alternatifin ana akımlaşması” şeklinde okuduğum bu konunun detaylarına inmekse başka bir yazının konusu.

(Fotoğraf: Tabanlıoğlu Mimarlık)

Şimdiye kadar, Paribu Art’a, onu hoş ve hor gören bakışlar atmaya çalıştım. Böylece yazının başlığında ortaya attığım iki önermenin -Paribu Art’a hem mecbur hem de ona karşı mahcup olmamız- içini doldurmaya çalıştım.

İstanbul’un kültür-sanat mekânlarına daha fazla ihtiyaç duyduğu açık. Paribu Art da (ah yavrum) bu derde derman olmaya çalışmış. Merkezi bir yerde iyi donatılmış bir sahne sunmuş kente. Adının prestiji ve medyadaki üstün görünürlüğü de üzerine bal kaymak. Dolayısıyla orada olmak pek çok açıdan “kârlı.” Ve bu yüzden bir mecburiyet.

Ancak, o alanın nasıl atıl bırakılarak suça zemin oluşturulduğuna, devletin yapması gereken faaliyetlerin enteresan bir modelle nasıl özel şirketlere bırakıldığına, kamusal yarar ve eşitlikten uzak, para hırsıyla yönetilen mekânların sanatı da nasıl kendine araç ettiğine göz yummak çok fena bir sorumsuzluk ve çıkarcılık.

Ayrıca Bakınız

Umarım, bizim sanatçılarımız da sadece iyi tiyatrocu veya iyi şarkıcı olmak yerine, kendini başkalarına karşı sorumlu hisseden aydın kişiler olmaya yönelir. Kısa vadede para ve beğeni kazandırmıyor ama, yine de “umarım.”

Yazının bu sarkastik ve sitemkâr gidişatına uygun bir kapanış yapalım: Söğütlüçeşme’nin bir kavşak noktası olduğu gerçek. Oradaki müşteri potansiyelini görüp alana çiçek açtıran Akfen Holding’e teşekkür ederim. Keşke iki blok da rezidans daireler ve okul inşa etselerdi, böylece oradan çıkmadan her ihtiyacımızı görebilecek bir yaşam viyadüğü kazanmış olurduk. Yazık oldu.

Darısı başka el çekilip gözden düşürülen alanlara diyelim. Böyle yapınca soylulaştırma faaliyetleri yürütmek, kent suçu işlemek olarak görülmüyor nasıl olsa! (Oynak Dergi)

KAYNAKÇA

  • Bourdieu P., Les règles de l’art : genèse et structure du champ littéraire, Editions du Seuil, Paris, 1992.
  • Yılmaz T., “Terminal Kadıköy sonrası Kadıköy’de artan yoğunluk ve trafik baskısı,” bianet, 14.04.2026. https://bianet.org/haber/ terminal-kadikoy-sonrasi-kadikoyde-artan-yogunluk-ve-trafik-baskisi-318690#google_vignette
  • Paribu Art internet sitesi: https://art.paribu.com/

 


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik