Şuan Okunan
Pera’da Bir Lola: Kaderin sillesine aldırmayan bir maceraperest

Pera’da Bir Lola: Kaderin sillesine aldırmayan bir maceraperest

BEYZA YILDIRIM

Yaşadığımız dünyada kadın olmak ne kadar zorsa, arzuları olan ve her şeye rağmen kendi hayatının peşinden gitme inadını sürdüren göçmen bir kadın olmak da bir o kadar zordur, kanımca. Hayat herkes için her zaman aynı şekilde işleyen bir mekanizmaya sahip değildir. Bazı şeyler kimilerine altın kaşıkla sunulurken, kimileri için tırnaklarıyla kaza kaza ulaşmak zorunda kalacağı bir toprağın derinliklerinde gömülüdür. İkinci gruptaki insanlar için asıl mesele, toprağın altında yatanın sesini duyabilmektir. Kulak verdiğin o ses, zor ve yer yer engebeli olsa da insanı geri dönüşü olmayan bir yolculuğun eşiğine getirir. Yolun nereye çıkacağı, sese ne zaman ulaşılacağı belki hep meçhul kalacaktır; ama önemli olan, sana ait olanın peşine düşmek değil midir?

Pınar Göktaş’ın kaleme aldığı Pera’da Bir Lola, insanın kendini ve kendine ait olanı arama yolculuğunun bir yansıması olarak yeni sezonda sahnelerde yerini alıyor. Lola, doğup büyüdüğü ülkeden göç etmek zorunda kalan ve yolu bir şekilde 1920’lerin işgal altındaki Konstantiniyye’sine düşen göçmen bir kadındır. Başına gelen talihsizlikler daha çocuk yaşta başlar; annesinin onu terk etmesiyle Lola bir başına kalır. İçinde büyük bir sinema aktristi olma arzusu yanıp tutuşurken, yaşamını sürdürebilmek için bir genelevde çalışmak zorunda kalır. Ancak giderek büyüyen bu arzusu sayesinde, kendini bu hayattan kurtarmaya karar verir. Yaşadıkları yerden başka bir yere bir adım bile atamamış olan annesi, anneannesi ve belki de ondan önceki kuşaklar adına, arzularının peşinden gitmek için o adımı atar ve işi bırakır. Fakat gerçek dünyada işler çoğu zaman planlandığı gibi ilerlemez. Ne yazık ki Lola da bunun farkındadır…

İŞGAL, DİRENİŞ VE YAŞAM

Lola’nın birdenbire kendini içinde bulduğu esir şehir Konstantiniyye’nin gözde semtlerinden Pera, o dönemde İngiliz askerlerinin denetimi altındadır. Günlük yaşamın tüm kırılganlığıyla sürmeye devam ettiği bu şehirde, halkın üzerinde hem işgalin yarattığı korku ve buhranın hem de direnişin izleri hissedilir. Lola, Pera’da Madam Mayranuş’un işlettiği bir genelevde kalır. Birkaç ay sonra kalkacak Amerika gemisine binebilmek için 1500 liraya ihtiyaç duyan Lola, burada çeşitli işlere girerek 1500 lirayı toparlamaya çalışır. Kimi zaman bir arzuhalci, kimi zamansa bir bıçak cambazı olur. Girdiği her işte, tutunma çabasının sınırlarını zorladığı anlarda, bir esnafın camında gördüğü yazı ona kendi hayatı için direnmenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha hatırlatır: “Bu da geçer ya hû.”

Böylelikle esir şehrin hikâyesi, şehirde esir kalan Lola’nın hikâyesinin bir izdüşümüne dönüşür. Direniş kavramı, artık hem Konstantiniyye hem de Lola için belirleyici bir noktada konumlanır. Dilini, yolunu bilmediği bir şehirde, göçmen bir kadın olarak var olmaya çalışan Lola, her zorluğun geçici olduğunun bilinciyle arayışını durmaksızın sürdürür. Hüzne kapılmaktan özellikle kaçınır; hatta seyirciye de sık sık hüzünlenmemeleri gerektiğini hatırlatır. Lola, direnişinin sembolü olarak oyunda sıkça adını duyduğumuz hamam böceğini seçer. Bu tercih, izleyiciye Lola’nın hikâyesine dair güçlü bir metafor ve imge sunar: Göç edip geldiği topraklarda ve belki de göç ettiği yerde bile istenmeyen, tehdit altında olan, kuytu köşelerde yaşamaya zorlanan; buna rağmen hayata tutunmaktan vazgeçmeyen bir varoluş hali. Oysa uğur böceği de hamam böceği ile aynı familyaya ait olmasına karşın bir tehdit altında yaşamaz; aksine sevilir, korunur ve incitilmekten kaçınılır. Belki de asıl mesele, uğur böceği olmak değil; hamam böceği olarak hayatta kalabilmektir. Lola, oyunbazlığı ve oyunbozanlığı bir arada taşıyan dramatik bir karakter olarak, anlatısı boyunca tıpkı bir hamam böceğinin inadıyla direnişini sürdürür

Birçok işe girip çıkan Lola yapacak başka bir iş kalmadığında, izleyicilere hangi işte çalışabileceğini sorar. Salondaki erkek bir seyirci, pişkin bir gülüşle bu soruya genelevde çalışabileceği yanıtını verir. Lola ise hazır ve keskin bir karşılıkla, o işe tövbe ettiğini ve seyirciyi küçük bir sınava tabii tuttuğunu söyler. Kabare formunda sahnelenen oyundaki bu an, hem biçim hem de anlatı açısından kritik bir yerde durur. Seyirciyle kurulan bu doğrudan temas, hikâyenin politik ve toplumsal katmanlarını görünür kılar. Toplumun göçmenlere, özellikle de göçmen kadınlara yönelik bakışı, çoğu zaman acımasız ve indirgemeci bir yerde konumlanır. Mülteci olmak ikinci sınıf olmak anlamına geliyorsa, mülteci bir kadın olmak kaçıncı sınıf olmaktır? Oyun, bu bağlamda izleyicilere göç, aidiyet ve kadın olma deneyimine dair gerçekçi bir perspektif sunar.

Oyunda değinilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise farklı ırk, dil ve dinlere mensup kadınlar arasında kurulan görünür bir dayanışma hattının altının önemle çiziliyor oluşu. Lola, bir süredir evinde kaldığı Madam Mayranuş’a fiziksel ve ekonomik şiddet uygulayan Mösyö Louis’i başından itibaren şüpheli bir figür olarak algılar. Mösyö Louis’i izlemeye başlayan Lola, onun İngilizlerle silah ticareti yapan bir hain olduğunu fark eder. Dönemin radikal feminist hareketinin önemli isimlerinden Nezihe Muhiddin’in evinde düzenlenen bir toplantıya, Mayranuş’la birlikte erzak yardımı almak amacıyla giden Lola, burada Mösyö Louis’i Muhiddin’e şikâyet eder. Louis’in Mayranuş’a eziyet ettiğini ve işgal güçleriyle işbirliği yapan bir hain olduğunu dile getirerek Muhiddin’den yardım ister. Kurtuluş mücadelesinin ivme kazandığı bu tarihsel bağlamda, Osmanlı coğrafyasında kadınların politik özne olarak kendilerini var etme mücadelesi verdiği bir dönemde, Lola’nın bir başka kadından yardım talep etmesi, hikâyenin ana meselesine güçlü bir katkı sunar ve kadın dayanışmasını daha da görünür kılar.

“BU GEMİ NEREYE GİDİYOR, BİLEN VAR MI?”

Pınar Göktaş’ın kaleme aldığı ve aynı zamanda Lola’ya hayat verdiği Pera’da Bir Lola’nın yönetmen koltuğunda Buket Gülbeyaz oturuyor. Seyirciler salondaki yerini alırken hafif bir caz müziği bu ana eşlik ediyor. Salon, bir gazino formunda etrafta dağınık masaların yer aldığı şekilde düzenlenmiş. Elinde içkileriyle salona giriş yapan seyirci, birazdan hikaye ne de sahne formu açısından klasik anlamda bir oyun izlemeyeceğinin farkında. Herkes yerini aldığında Lola (Pınar Göktaş), revü kızlarının kıyafetlerini andıran sahne kostümü ve makyajıyla seyircinin girdiği kapıdan nefes nefese mekâna giriyor. Seyirciyle kurduğu ilk etkileşim anında sorduğu soru ise şu oluyor: “Bu gemi nereye gidiyor? Bilen var mı?”

O an anlıyoruz ki hepimiz aynı gemideyiz ve nereye gittiğimizi bilmeden bir yolculuğa çıkıyoruz. In ultimas res (sondan başa doğru) formunda ele alınan Lola’nın hüzünlü fakat ümitvar hikâyesine, oldukça kritik bir noktadan dâhil oluyoruz. Pınar Göktaş, Lola’nın hikayesini dans ve şarkılarla kurduğu bir sahne mizanseni içinde yüksek enerjili bir performansla sahneye taşıyor.

Kabare formundaki oyunda sahnede Lola’ya, Ali Baran Özcan, Yusuf Hacıalioğlu, Mehmet Taşkınvardar ve Necmi Taşkıran’dan oluşan küçük bir orkestra eşlik ediyor. Dördüncü duvarın yıkıldığı anlatıda Pınar Göktaş, seyirciyle sık sık doğrudan etkileşime girerek sahnede konumlanıyor. Seyirci kimi zaman hikâyede adı geçen bir karakteri (Madam Mayranuş, film yapımcısı vb.) canlandırırken, kimi zaman da yalnızca kendi olarak var oluyor ve Lola’nın hikâyesine farklı noktalardan dâhil olma fırsatı yakalıyor. Bu dâhil oluş hâli, gösteriyi seyirci ve oyuncunun bir aradalığı ile şekillenen, paylaşılan bir deneyime dönüştürüyor. Seyirciyle kurulan bu karşılıklı etkileşim, yer yer hikâyenin mizahını ve hiciv tonunu görünür kılarken, yer yer de anlatının izleğine olumlu katkı sağlayan bir bütünlük duygusu yaratıyor. Ancak seyircilerle kurulan bu dinamik ilişkiye karşın, orkestranın oyuna dâhil oluşu aynı ölçüde güçlü hissedilmiyor. Orkestra, yer yer hikâyeye katılsa da seyirciyle kurulan aksiyon–reaksiyon ilişkisinin gerisinde kalıyor. Orkestranın anlatı içindeki konumunun ve sahnede kendini var etme biçiminin yeniden düşünülmesi hâlinde, aksiyon–reaksiyon çemberinin daha bütünlüklü bir yapıya kavuşacağı kanaatindeyim.

Dekor olarak Lola’nın bavulu dışında neredeyse hiçbir nesnenin kullanılmadığı oyunda, dekorun yerini Gülbeyaz’ın rejisinde uzamı kullanma biçimi alıyor. Lola’nın anlatısı ve ışık tasarımıyla desteklenen bu uzamsal perspektifte seyirci, kendini kimi zaman bir geminin içinde, kimi zaman ünlü Maksim Gazinosu’nda, kimi zamansa Pera’nın o güzel sokaklarında bulabiliyor. Pınar Göktaş tarafından kaleme alınan oyun şarkıları ise dramaturjik açıdan Lola’nın anlatısında oldukça uygun bir konumda duruyor. Orkestranın eşlik ettiği şarkılarda Göktaş’a vokal koçluğunda Nilüfer Çelik, dans ve hareket tasarımında ise Neslişah Canbaz eşlik ediyor.

Lola’nın hikâyesi nasıl son buluyor derseniz, ne benim ne de Lola’nın buna verecek kesin bir cevabı olduğunu sanmıyorum. Ancak nereye gittiğini bilmediğimiz bir gemide, arzularımızın peşinden gitmek için gösterdiğimiz gayret sayesinde aynı yolun yolcusu olduğumuz kesin. Siz de bu yolculuğa dâhil olmak isterseniz, Lola hem sizi o gemiye kabul etmeye hem de kendi yolculuğunun deneyimlerini paylaşmaya her zaman hevesli bir şekilde bekliyor olacak.

*”Pera’da Bir Lola” 6 Ocak’ta Bova Jazz Club’da, 20 Ocak’ta KATS Sahne’de, 21 Şubat’ta DasDas Alternatif Sahne’de izlenebilir.

Pera’da Bir Lola”

Yazar : Pınar Göktaş

Yönetmen : Buket Gülbeyaz

Oyuncu : Pınar Göktaş

Ayrıca Bakınız

Dramaturg : Sinem Özlek

Hareket Tasarımı : Neslişah Canbaz

Kostüm Tasarım : Feyza Kaplan

Orkestra : Yusuf Hacıalioğlu, Ali Baran Özcan, Necmi Taşkıran, Mehmet Taşkınvardar

Aksesuar : İsa Akyüz

Müzik Düzenleme : Arın Yılmaz

Diyalektik Danışmanı : Burcu Kanbakoğlu

Afiş Tasarım : Yaşam Özlem Gülseven

Reji Asistanı : Duru Adıgüzel


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik