Vakit Tamam Abbas: Dinsin artık bu kalb ağrısı
haydi abbas, vakit tamam;
akşam diyordun işte oldu akşam.
kur bakalım çilingir soframızı;
dinsin artık bu kalp ağrısı.”
MUSTAFA KARA
Cumhuriyet gazetesinin 30 Temmuz 1944 tarihli sayısında yer alan Abbas öyküsü, edebiyatımızın en nahif ve en derin karakterlerinden birini, Abbas oğlu Abbas’ı bize tanıtıyordu. Gerçi Cahit Sıtkı Tarancı, öyküden önce şiirini yazmış, 19 Eylül 1942 tarihinde İnkılapçı Gençlik dergisinde yayınlamıştı. “Haydi Abbas, vakit tamam” diye başlayan bu unutulmaz eser, şimdi Oyun İşleri’nin Vakit Tamam Abbas adlı oyunuyla sahnede can buluyor.
Tolga Kortunay’ın yönettiği, Şükrü Veysel Alankaya’nın yazıp oynadığı “Vakit Tamam Abbas”, dizelerin ruhunu sahne tozuyla buluştururken, sadece bir biyografi ya da anı anlatmıyor, “iyi insan olma”ya dair bir manifesto sunuyor. Hikâyenin başını bilirsiniz belki, yedek subay olan Cahit Sıtkı Tarancı künye defterinde emir eri olacak askeri ararken, “Abbas oğlu Abbas” adına rastlar. Diyarbakırlı bir entelektüelin ve Midyatlı bir Anadolu çocuğunun bu basit gibi görünen buluşması, babaannelerden dinlenen masallar hatıra gelince sadakate, insana ve iyiliğe dair bir esere dönüşür. Biraz mitoloji, biraz o günün gerçekleri, bolca eskimeyen insani duygular 16 mısralık bir şiire, bir gazete sayfasının üçte birini kaplayan kısa öyküde kendini bulur. Şimdi 70 dakikalık oyuna sığan ol hikâyet de budur.

SEVGİ ARAYIŞI VE İYİ İNSAN OLMA LANETİ
Şükrü Veysel Alankaya, eseri sahneye uyarlarken, “iyi insan olma” halinin üzerinde duruyor durmasına da, bunu bir erdem olmanın yanı sıra bir “lanet” gibi de yorumluyor. Tıpkı Zeus’un Dünya’yı omuzlayıp, taşımak göreviyle lanetlediği Atlas gibi. Abbas oğlu Abbas’ın yükü de bireyseldir, insana dairdir ama biraz öyle bir yüktür. Oyun tam da bu noktada, “Sevgi eksikliğiyle büyüdüğümüzü kabul edersek, hepimiz o eksikliği gidermek için kendimizden daha fazla karşı tarafı mutlu etmiyor muyuz? Aman sevgisi azalmasın diye sevdiklerimizi, hediyelere, bazen de sıkacak kadar aşırı ilgi ile elimizde tutmaya çalışmıyor muyuz? Var olabilmek için bir metaya, bir insana ya da bir fikre sığınmıyor muyuz peki?” sorularını yükler izleyiciye.
Taşı taşıyabilirsen!
MİHRİMAH AŞKINA!
Cahit Sıtkı’nın eskiden muhayyel olarak bilinen, sonradan Vedat Günyol’un kız kardeşi Mihrimah olduğu ortaya çıkan platonik aşkıdır Beşiktaş’taki sevgili. Yeri gelmişken konuyu dağıtalım biraz, hayır aslında toparlayalım. Mihrimah, güneş ve ay demektir. Rivayet odur ki, zaten gerçeği kim bilebilir, padişahın kız kardeşine platonik aşıktır Mimar Sinan. İki Mihrimah Sultan Camii vardır İstanbul’da, biri Üsküdar’da, biri Edirnekapı’da. Denir ki; 21 Mart günü yani Mihrimah Sultan’ın doğum gününde Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nin tek minaresi ardından Güneş batarken Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii’nin ardından Ay doğar. Güneş ve Ay buluşur, Mihrimah olur.
Koca Sinan’a da aşk olsun!
Biz konumuza dönelim, Abbas’a bir rakı masasında verilen görev olur eski sevgiliyi bulup getirmek, aslında şairin yardım çığlığıdır duyulan. Şairin “Abbas demem kafiydi. Sanki kayıptan çıkar, gelirdi” diye anlattığı Abbas, işte o sevgiliyi aramak için yollardadır. Seni, bizi, hepimizi simgeler bu hikâyede. Zaten izlediğimiz de Cahit Sıtkı biyografisi değil, modern çağda paylaştığımız yalnızlıktır aslında.
HİKÂYE ANLATICILIĞINA DAİR BİR HİKÂYE
“Vakit Tamam Abbas”, iki tahta bavula sığan iki küçük bavul ve iki küçük bavula sığan dünya ile geniş bir sahne sunuyor. Şükrü Veysel Alankaya, hem Cahit Sıtkı’yı, hem Abbas’ı canlandırırken, meddahlıktan esinle kullanılan küçük aksesuarlar minimal tasarlanmış sahneyi zenginleştiriyor. Şairin melankolik entelektüel tavrı da, emir erininin halktan gelen saf halleri de Alankaya’nın oyunculuğunda kendini buluyor. 1940’ların sararmış dergi, gazete sayfaları arasından bugüne ulaşan karakterler arası geçişler ve metnin felsefi ağırlığı, mimik ve jestlerde kendini buluyor.
Cahit Sıtkı’nın ölümle meselesi edebiyatseverlerin malumu. Hayatla ölüm arasındaki çekişmeli denge, sadakat ile özgürlük arasında kuruluyor bu kez. Mutluluğunu başkalarını mutlu etmek üzerine kuran tüm Abbas’lar için oynanıyor oyun. Çocuk Abbas’ın iyi bir hikâye anlatıcısı olma düşleri gerçek olurken, Vakit Tamam Abbas, bize “hikâye anlatıcılığına dair bir hikaye” de anlatıyor. Tam o anda şair, emir eri, Abbas oğlu Abbas ve izleyici birbirine karışıyor.
Herkesin bir Beşiktaş’ı vardır mutlaka, yazının son sözü, bu yılbaşı akşamında, herkes için yine Cahit Sıtkı’dan gelsin; “göster hükmettiğini mesafeye ve zamana” desin şair:
“Katıp tozu dumana, var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.”
* “Vakit Tamam Abbas”, 9 Ocak’ta Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nde, 10 Ocak’ta Elazığ Nurettin Ardıçoğlu Kültür Merkezi’nde, 11 Ocak’ta Erzincan Belediyesi Kültür Sanat Merkezi’nde, 23 Ocak’ta Moda Sahnesi’nde, 6 Şubat’ta Tokat 26 Haziran Atatürk Kültür Merkezi’nde ve 7 Şubat’ta Sivas Fidan Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde olacak. Biletler BiletiniAl’da.
“Vakit Tamam Abbas”
Özgün Hikaye: Cahit Sıtkı Tarancı
Yazan ve Oynayan: Şükrü Veysel Alankaya
Yöneten: Tolga Kortunay
Işık Tasarımı: Mehmet Okuroğlu
Kostüm Tasarımı: Hilal Taş
Müzik ve Ses Tasarım: Muzaffer Doğan
Beste: Berna Özçelik
Dış Ses: Ragıp Yavuz
Oyun İşleri
“Vakit Tamam Abbas”