Afife Ödülleri: Zaten adil değildi, bir de yönetmelik ihlali çıktı

Yapı Kredi’nin sahibi olduğu Afife Tiyatro Ödülleri’ni İstanbul Şehir Tiyatroları bağımsız tiyatrolara haksızlık yapıldığı gerekçesiyle boykot etti, bir başka kentin belediye tiyatrosu inatçı bir çaba, bir sürü usulsüzlük ve İstanbul belediyelerinin sahne destekleriyle ödül sahibi oldu. Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun İlk Bakışta Prima Facie oyunu temsil sayısını uzatmalarda tamamladı, yeterli jüri izlemesine ulaşamadı ama En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı. En İyi Yapım ve En İyi Yönetmen Ödülleri’nin NKT’ye gitmesi ise “birkaç iyi insan” engeline takıldı.
Afife Ödülleri Jüri Başkanı için ödül konuşmasında “beni yeniden doğurdu” diyen bir oyuncu. Yönetmeliğin “İstanbul’da 10 temsil” şartı karşılansın diye sahnelerini tahsis eden İstanbul belediyeleri. Bursa için alınmış telif hakkıyla Bursa’dan çok İstanbul’da oynayan bir oyun. Yönetmelikte ya da görev tanımında olmadığı halde “kategori değiştirme”, “başka dallarda da aday olma” gibi yönlendirmeler yapan Afife Jürisi. Yönetmelik tüm jüri üyelerinin izlemesini şart koştuğu halde çoğunun izlemediği söylenen oyuna ödül. Kendi müdürünü bile küstürüp ödül törenini boykot ettiren bir tiyatro!
Sahneden, 28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri dosyasını açıyor.
MUSTAFA KARA

“Gerçek, anlatılana mı dayanır, yaşanan mı?” Nilüfer Kent Tiyatrosu, İlk Bakışta Prima Facie‘yi izleyiciye böyle tanıyor. Hukukla vicdanın kesişim noktasında geçtiğini söylüyor. Şimdi hukuk, vicdan ve etik çerçevesinde Yapı Kredi Afife Ödülleri’ne ve Prima Facie’nin sürecine bakalım; bize ne anlatılmış, aslında ne yaşanmış?

Yapı Kredi Bankası’nın açıkça “sponsoru değil sahibiyiz” dediği ve tiyatronun “en prestijli ödülü” olduğu söylenen Afife Tiyatro Ödülleri bu yıl 28. kez verildi. Geçen yılki protestolar ve tartışmaların ardından görece sakin bir ödül töreni oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın tarihi bir açıklamayla “adalet ve eşitlik” çağrısı yaparak ödüllerden çekilmesi bile fazla konuşulmadı. Ödül alan bağımsız tiyatro sayısı artırılarak, etkili tören konuşmalarına alan açılarak, geçmişte sert biçimde eleştirilen Afife Ödülleri bir anlamda günah çıkarmaya, gönül almaya, itibarını onarmaya çalıştı. Başarılı da oldu aslında.

Bize anlatılan, gösterilen bu! Peki ya yaşanan? Karmaşık, çok boyutlu süreci mümkün olduğunca anlaşılır biçimde, aşama aşama özetlemeye çalışalım.

ÖNEMLİ OKULUN ÖNEMLİ ÖĞRETMENİ,
RABİA ZEHRA ŞAFAK’IN ÖNEMLİ JÜRİSİ!

En Başarılı Kadın Oyuncu” ödülünü alan Rabia Zehra Şafak nedense çok heyecanlı ve duygu yüklü konuşma yaptı, “geciktirenler, zorlayanlar”dan söz etti. Ödül sonrası videolarında da alttan alta bu imalar seziliyordu. İlk soru işaretini bu doğurdu. Konuşmanın diğer bir vurgusu ise “Beni yeniden inşa etti, yeniden doğurdu” dediği öğretmenine teşekkürü oldu. İsmini vermedi, kim olduğunu açık edecek bir imada bulundu: “İÜ Devlet Konservatuvarı’nın önemli bölümünün önemli hocası…” Salonda bir grup cümle yarıya gelmeden anlamıştı kim olduğunu, bir nümayiş yükseldi. Bu isim Afife Tiyatro Ödülleri Jürisi Başkanı Prof. Dr. Aslı Yılmaz’dı. Belli ki bu yüzden adı verilmemişti. Henüz alınan bir ödül bir oyuncuyu “yeniden inşa” etmez, “yeniden doğum” anlamına gelmez. Başka bir süreçten söz ediyordu Rabia Zehra Şafak. Öğretmen-öğrenci ilişkisinin böyle anılması da düşünülebilir elbette. Ama bu bahiste mesele bundan ibaret değil. Teşekkürün bir boyutu da Rabia Zehra Şafak’ın Nilüfer Kent Tiyatrosu’na gençlik tiyatrosu için stajyer kadrosundan girdiği 2024 yılına uzanıyordu. Dönemin Genel Sanat Yönetmeni Murat Daltaban ve Genel Yapım Yönetmeni Özlem Daltaban ile birlikte kadro seçmesi yapan jüride bir isim daha vardı. Afife Jürisi Başkanı Prof. Dr. Aslı Yılmaz, iki yıl içinde iki kez “yeniden doğurduğu” kıymetli öğrencisinin jüriliğini yapmıştı. Her ikisinde de süreç Rabia Zehra Şafak’ın arzu ettiği biçimde sonuçlanmıştı.

Elbette burada hukukla ilgili bir sorun yok, vicdan ve etik sorgulaması için de acele etmeye gerek yok. Bulduğumuza, gördüğümüze bakalım. Afife Ödül Yönetmeliği Jüri Başkanı için açıkça şu görev tanımını yapıyor: “Jürinin Yönetmelik şartlarına uygun şekilde çalışmasını sağlamakla yükümlüdür.” Yani Rabia Zehra Şafak’ın “Beni fark ettiniz, beni gördünüz, geldiniz, izlediniz” diye teşekkür ettiği Afife Ödül Jürisi’nin “yönetmeliğe uygun şartlarda çalışmasını” sağlamak jüri başkanı olarak Prof. Dr. Aslı Yılmaz’ın görevi. Neler yaşandı, nasıl yaşandı, sırayla inceleyelim.

NKT İÇİN NERESİ SILA, NERESİ GURBET?

NKT’nin Prima Facie oyununun Yapı Kredi Afife Ödülleri’yle ilişkili olarak uyandırdığı ilk şüphe bu değildi. Bir ilçe tiyatrosunun İstanbul’un farklı ilçe belediyelerinin desteğiyle 4 günde 6 temsil yaptığı bir turneye çıkması yeterince şüphe uyandırıcıydı. 30 ve 31 Mart 2026 ile 2 ve 3 Nisan 2026 tarihlerinde 6 temsillik İstanbul turnesi yapan oyun, 2026 yılı içinde Bursa’da sadece 2 temsil oynadı. Nilüfer Belediyesi, bu oyunu kendi ilçe halkı için değil, İstanbul seyircisi için mi hazırlamıştı? NKT kamu kaynaklarını kullanan bir ilçe belediye tiyatrosu değil de özel tiyatro olsaydı, bu hiç sorun değildi. Ancak şehrin asıl tiyatrosu, yani İstanbul Şehir Tiyatroları’nın dahi “özel tiyatrolar aleyhine adaletsizlik, eşitsizlik tespiti” yaparak çekildiği bir yılda, bir başka kentin ilçe belediye tiyatrosunun bunu yapması vicdana uygun muydu? Peki bir belediye tiyatrosunun kendi evinden kat be kat fazla, İstanbul’da oynaması kuruluş felsefesine ne kadar uygundu? Bunu, ödül ihtimaliyle bile İstanbul’a koşan ve tüm kadrosunu da kendisiyle birlikte sürükleyen Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir yanıtlasın! Pardon, tüm kadro yoktu, bir eksik vardı, onu açacağız!

Tiyatro gündemini birazcık takip eden biri turne hamlesinin temel güdüsünün “İstanbul halkını tiyatroyla buluşturmak değil, Afife Jürisi’ni tiyatroyla buluşturmak” olduğunu hemen anlar. Evet, Yapı Kredi Afife Ödülleri’nin “İstanbul’da 10 temsil şartı”nı yerine getirmek için yapıldı bu turneler. Ama yine de takvim tutmuyordu. Afife Jürisi’nin ön değerlendirme takvimi içinde, yani 15 Mart 2025 ile 15 Şubat 2026 arasında 10 temsil yapılmalıydı. Evet, NKT’nin Prima Facie’si 10-11 Şubat’ta İstanbul’a gelmiş, bu kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi salonlarında matine-suare 4 temsil vermişti. Sürenin bitmesine tam 4 gün kala! Üstelik bu temsiller iki hafta önce çıkan program duyurularında dahi yoktu, belli ki bir işaret gelmişti, her şey son dakika olmuştu.

Sonuçta ilk temsili gerçekleştirmiş, ek süre isteme hakkına kavuşmuştu Prima Facie. 27 Mart 2025’te prömiyer yapan oyun neredeyse bir yıl boyunca İstanbul’a hiç gelmemiş, bir son dakika hamlesi ile Afife potasında kalmayı başarmıştı. Şimdi Afife Yönetmeliği’nin ilgili maddesi gereği “zorunlu haller veya öngörülemeyen koşullar” gerekçesi ileri sürülerek, ek süre istenebilir, 11 Nisan 2026’ya kadar 10 temsil tamamlanabilirdi. Elbette Afife Jürisi’nin takdiriyle. “Sunulan takvimin değerlendirme sürecini aksatması veya aynı koşullardaki yapımlar açısından eşitlik ilkesini bozacak unsurlar bulunması halinde, jüri bu yapımları değerlendirmeye almama hakkına sahiptir” diyordu yönetmelik. Sonuçta Afife Jürisi öne sürülen “zorunlu haller ve öngörülemeyen koşullar” mazeretlerini kabul etti, diğer yapımlar açısından “eşitsizlik oluşmayacağını” takdir etti. Prima Facie de 4 günde 6 temsil yaparak yönetmelik şartını tamamladı.

Bu Afife Ödülleri Jürisi’nin Prima Facie’ye sağladığı ilk kolaylık değildi. NKT, sezonun iddialı yapımı olan Lüküs Hayat ile birçok dalda Afife Ödülleri’ne başvurmuş, Yılın Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı Ödülü için Prima Facie’nin oyuncusu Rabia Zehra Şafak’ın başvurması kararlaştırılmıştı. 4 temsillik ilk İstanbul turnesi sonrası “Afife Ödül Jürisi’nden geldiği söylenen” bir telefonla işler değişti; hem Rabia Zehra Şafak Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Kategorisi’ne geçti, hem de Prima Facie Yılın En Başarılı Oyunu ve Yılın En Başarılı Yönetmeni dallarında da aday oldu. Bu değişikliğin nedeni “Afife Jürisi’nden oyunu izleyenlerin çok beğenmesi ve bu şekilde yönlendirmesi” olarak açıklanıyordu. Afife Jürisi’nin “her tiyatroya böyle kategori değişiklikleri tavsiye edip etmediği” bilinmiyor, ancak bazı kategorilerin yanlış belirlendiği ile ilgili eleştiriler bulunuyor. Yönetmelik ve bu yönlendirmelerle ilgili “hukuki ve vicdani aksama”lara yeniden döneriz, ancak daha ciddi bir başka “ihlal” vardı: Telif hakkı ihlali!

BURSA TELİFİ ALIP İSTANBUL TİYATROSUNA DÖNÜŞMEK!

Ya büyük bir amatörlükle hiç düşünülmemiş, ya “hatır, gönül baskı kurar çözeriz” diye umursanmamış bir engel çıkmıştı bu kez. Bursa’nın Nilüfer ilçesinde kurulu bir belediye tiyatrosu olarak oyunun telif hakkı sadece Bursa kenti için alınmıştı. Bursa dışında oynaması izne bağlıydı ve 5 temsille sınırlıydı. Özellikle de İstanbul’da 5 yıldır bu oyunu sahneleyen, hatta kurallara uygun olarak birçok kente turneye de giden bağımsız bir tiyatro! Oyunun yazarı Suzie Miller’i temsil eden Onk Ajans’la prömiyerin üzerinden bir yıl geçtikten sonra Mart 2026’da yenilenen sözleşme de kurtarmıyordu NKT’nin Prima Facie’sini! En az 10 temsil isteyen Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri bir yanda, sadece 5 temsil izni veren telif sözleşmesi diğer yanda!

NKT’nin Prima Facie’si bu vaziyet ortaya çıkana, hukuki süreçler başlatılana kadar sözleşmeyi aşacak kadar oyun oynamış, aday olma hakkı elde etmişti gerçi. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nin yönetmeliğinde telif sorunları için bir hüküm yoktu ve görmezden gelinebilirdi. Öyle de yaptılar, bu meselenin ne tarafı oldular, ne ilgilendiler. İstanbul’da telif hakkının sahibi olan Eksi On Altı Kolektif de öyle yaptı, onlar da Afife Ödülleri ile hiç ilgilenmedi, tartışmaların tarafı olmadı. Yıllardır “Oyun bu, hukuk oyunu” diye tanıttıkları oyunun fikrine uygun olarak hak ve hukuk çizgisinde durdu.

Küçük bir detay dışında hiçbir sorun yoktu aslında. İddialara göre jürinin yarısından azı oyunu izleyebilmişti. Bu bilgi bizzat NKT’nin adaylık sürecini yürüten isimlerinden geliyor, onlar aracılığıyla yaygınlaşıyordu. Adaylık süreçleri aşılmış, yeterli sayılara ulaşılmıştı, ancak Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nin yönetmeliği çok açıktı: “Jüri Üyelerinin tamamı aday olan tüm oyunları izlemekle yükümlüdür.”

Afife Adayları 14 Nisan 2026’da kamuoyuna duyurulmuş, NKT’nin Prima Facie’si “En Başarılı Oyun”, “En Başarılı Yönetmen” ve “En Başarılı Kadın Oyuncu” gibi üç önemli dalda aday olmuştu. Vicdani ve etik ilkeler bir kenara bırakılırsa, iki aydır tereyağından kıl çeker gibi yürüyen süreç, ciddi bir krizle karşı karşıya kalmıştı. Afife Jürisi’nin de yapacağı bir şey yoktu, ne önceden uyarabilirdi, ne yönlendirebilirdi, ne mazereti kabul edip süre verebilirdi. İster beceriksizlik olsun, ister umursamazlık; gelip duvara toslanmıştı.

AYYUKA VARAN İŞLERE İTİRAZLAR DA YÜKSELİYOR

Üstelik itiraz sadece “dışarı”dan değil, “içeri”den de geliyordu. NKT tüzel kişiliği Şubat 2026’ya kadar bağımsız bir müdürlüktü. Merkezi hükümetin çıkardığı bir yönetmelikle bu pozisyon kapatıldı, NKT Kültür Müdürlüğü’ne bağlandı. Bu değişiklik ile NKT’nin Afife Ödülleri stratejisinin değişimi arasında “tesadüfi olmayan” bir paralellik göze çarpıyordu. NKT aslında ödül stratejisini iddialı olduğu Lüküs Hayat oyunu üzerine kurmuştu. İmza yetkisi değişince mi durumlar değişti, yoksa üst üste gelen “beceriksizlik ve hukuksuzluk” girişimleri ile çoktan kulislere taşınan “şüphe yaratan ilişkiler” mi etkili oldu bilinmez, ama “takvime dair tesadüflerle açıklanamayacak” bir iç gerilim zaten vardı.

Yıllarca NKT Müdürlüğü yaptıktan sonra, merkezi iktidarın ilçe belediyelerine tiyatro müdürlüğü kurmayı yasaklayan müdahalesi sonrası Tiyatro ve Sahne Sanatları Bürosu Sorumlusu” sıfatıyla görevini sürdüren Kazım Güçlü’nün ödül törenine gelmemesiyle kriz iyice ayyuka çıktı. Bu durumla ilgili NKT sanatçılarına da herhangi bir açıklama yapılmamıştı. Bu iç gerilimin bilgisi zaten İstanbul’da da konuşuluyordu. Rabia Zehra Şafak ödül konuşması sırasında da, bu konuşmada adı anılmayan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in gönlü olsun diye çekilen ek videoda da, BiletiniAl’dan Bahar Çuhadar’a verdiği demeçte de oyunu çıkaran NKT’nin başındaki ismi anmamıştı. Kime tavır aldığı da, konuşmadaki “zorlayanlar, geciktirenler” iması da buradan anlaşılıyordu.

Bütün bu hukuki ve ahlaki engellerin yanı sıra, iç gerilimlerin tam ortasında Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri Jürisi’nden gelen mesaj açıktı; bu sayıyla jüri ödül veremezdi. Tüm girişimler bu kez boşa düştü. Onk Ajans’tan, Eksi On Altı Kolektif’ten ve denenen diğer yollardan istenen sonuç alınamamış olacak ki, NKT’nin Prima Facie’si adaylar ilan edildikten sonra İstanbul’da bir daha sahnelenemedi. Halbuki İstanbul’un önemli ve göz önündeki tiyatro salonları aranmış, Afife Ödül Töreni’nden önce yapılacak ve görkemli bir şova dönüşecek temsiller için girişimde bulunulmuştu. Gerekçe gizlenmiyordu, “daha fazla jüri üyesinin oyunu izlemesi gerekiyor”. Son ana kadar süren çabalar sonuçsuz kaldı, oyun bir daha sahnelenemedi. Arzu edildiği gibi kalan jüri üyelerinin oyunu izlemesi sağlanamadı.

AFİFE JÜRİSİ, KENDİ YÖNETMELİĞİNE KARŞI!

Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nin 33 kişilik jürisinin önündeydi artık vaka. Bu kez geçen yılki gibi ya da Şehir Tiyatroları’nın ilan ettiği gibi “adaletsizlik, eşitsizlik” gibi kavramsal bir itiraz da yoktu. Bağımsız tiyatroların itirazlarındaki gibi mekanizmaya dair eleştiriler değildi söz konusu olan. İlan edilmiş, kesin hükme bağlanmış bir yönetmelik vardı. Sayılar da ortadaydı. Bundan önce işleyen tüm süreçlerin; yani “yeniden inşacı” öğretmenin Jüri Başkanı olması, Nilüfer Belediyesi’nin kamu kaynaklarını cömert biçimde ödül almak için seferber etmesi, İBB’nin kendi şehir tiyatrosu ödüllerden adaletsizlik itirazıyla çekilmişken kolaylaştırıcı salon tahsisleri, CHP’li ilçe belediyelerinin Nilüfer Belediyesi’ne yardım etmek için İstanbul’un bağımsız tiyatrolarına karşı haksız rekabete destek vermesi gibi üst üste gelen etik faullerde söylendiği gibi “Ne olacak canım”, “Normal böyle şeyler” denemezdi. Üstelik tüm bunların birleştiği noktada, yani tüm bu vicdani ve etik faullerin üzerine, Afife Jürisi de tüy dikerse, mekanizmaya dair birçok kanaldan gelen eleştirilerin de haklılığı belirginleşecekti.

33 jüri üyesinden gizlenebilecek bir bilgi de değildi bu, çünkü bir jüri üyesi ne izlediğini de, verdiği oyu da bilir. Zaten oyun izleme konusunda da yönetmelik çok açık ve jüri üyelerinin izledikleri oyunun biletlerini ibraz etmeleri öngörülüyor. Jüri üyelerinin “gizlilik kuralları” gereği bilgi verme şansı yok, ancak Afife Ödül Jürisi de, Afife Tiyatro Ödülleri İcra Kurulu da, “elektronik oylama sistemi”nden bu bilgileri kolayca görebilecektir.

AFİFE’NİN KRİZİ VE BİR YÜZLEŞME ÇAĞRISI

Soru basitti aslında: Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri, açıkça ilan edilmiş Ödül Yönetmeliği’ne uymayı mı, fiili durum yaratarak, “adaletsizlik eleştirileri”ni haklı çıkarmayı mı seçecekti?

Olmadı. Aklı selim galip gelmedi, hukuk, vicdan ve etik işlemedi. Belki itirazlar ve hukuku savunma noktasında durulması, En İyi Oyun ve En İyi Yönetmen Ödülleri’nin de Prima Facie’ye gitmesine engel oldu. Ancak Rabia Zehra Şafak, “önemli öğretmeni”nin başkanı olduğu Jüri tarafından Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu ilan edildi. Tüm bu anlattıklarımız olmadığını da göstermez, olduğunu da. Meselenin bir oyuncunun alacağı ödülü hak edip etmemesinden çok daha kritik önemde olduğu açık.

Sadece görünen yüzünü yazdığımız buzdağı, Yapı Kredi’nin sahibi olduğu, ülkenin “en prestijli ödülü” sayılan Afife Tiyatro Ödülleri’nin krizinin yapısal olduğunu, “ödül verilen kişileri değiştirerek, bir o taraftan, bir bu taraftan seçerek” asıl sorunun çözülemeyeceğini gösteriyor. Genç tiyatrocuların heyecanıyla, deneyimli isimlerin sanat saygısıyla maskelenemeyecek kadar ciddi bir kriz bu. Türk tiyatrosunun bugün de yaşayan ilk ve en eski resmi kurumu olan Dârülbedâyi’nin dahi isyan etmesine yol açan yapısal kriz.

Prima Facie’nin tanıtımındaki soru da hâlâ duruyor: “Gerçek, anlatılana mı dayanır, yaşanana mı? Hukuk ve vicdanın kesiştiği bu güçlü anlatı, izleyiciyi derin bir yüzleşmeye davet ediyor.”

Bu yüzleşmeyi hızlandırmak için bağımsız tiyatroların itirazını duyan ve açık destek veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın açıklamasını not düşelim, buradan başlayabilir Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri İcra Kurulu: …şehir tiyatroları, devlet tiyatroları, büyük ölçekli prodüksiyon tiyatroları ve bağımsız sahnelerin aynı kategorilerde değerlendirilmesinin adil bir zemin oluşturmadığı kanaatindeyiz. Üretim koşulları, bütçe olanakları, teknik altyapı, kadro sürekliliği ve sahne imkânları bakımından farklı yapılara sahip tiyatroların, kendi ölçekleri ve koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.”

* Bu çalışma, sürecin en başında başladı, ödül töreninden sonra yoğunlaştı; yer verilen her bilgi birkaç kanaldan doğrulatılmıştır. Süreç içinde elde edilen bazı bilgilere konunun daha fazla dağılmaması ya da ilgili kurumlardan somut yanıt gelmediği için yer verilmemiştir. Yapılan yorumlar, yorum olduğu açıkça belli olacak biçimde dile getirilmiştir. Hem Nilüfer Belediyesi hem de Afife Tiyatro Ödülleri’nin iletişim adreslerine kendileriyle ilgili iddialar sorulmuş, ihtiyaç duyulan bilgiler istenmiş, ancak aradan geçen 4 günde herhangi bir yanıt verilmemiş, yanıt verileceğine dair bir bilgi iletilmemiştir. Kurumlarımızı eleştirilere kulak vermeye, bilgileri şeffaflıkla ve güvenilir isimler eliyle paylaşmaya davet ediyoruz.


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik