Şuan Okunan
Bağımsızlar TÜİK verilerini yorumladı: Görünmüyoruz, seyirci yitiriyoruz, gelecek kaybediliyor

Bağımsızlar TÜİK verilerini yorumladı: Görünmüyoruz, seyirci yitiriyoruz, gelecek kaybediliyor

TÜİK verilerine göre 2024-25 sezonunda ödenekli tiyatrolar 418 bin seyirci kazanırken özel tiyatrolar 252 bin seyirci kaybetti. Kaybın asıl adresi olan özel tiyatroların anlattığı tablo, istatistiklerin gösterdiğinden daha vahim. Mustafa Kara, İstanbul’daki bağımsız sahneler arasında yer alan Cihangir Atölye Sahnesi’nden Arzu Gamze Kılınç, Moda Sahnesi’nden Kemal Aydoğan, Apartman Sahne’den Sıla Erkan ve Koma Sahnesi’nden Ilgın Sönmez’le SanatAtak için görüştü.

MUSTAFA KARA

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2 Haziran’da açıkladığı 2024-25 sezonu Sinema ve Gösteri Sanatları İstatistikleri, tiyatroda toplam seyirci sayısının 8 milyon 183 bin 257’ye ulaştığını gösterdi. TÜİK’in sitesinde yer alan bültende yüzde 1,6 olan artış oranına değil sayısal verilere yer verildi, bir önceki sezon seyirci artışının yüzde 28,2 ile çok daha yüksek olduğu belirtilmedi. TÜİK bülteni, tiyatro türlerine göre tasnif etmeden yazıldığı için hemen hemen tüm mecralarda “tiyatroda rekor artış” başlıkları ile haberleştirildi. Ancak TÜİK’in sayfanın derinliklerinde excel dosyaları olarak paylaştığı detaylı veriler tiyatro kurumlarının türüne göre farklı bir hikâyeye dikkat çekti.

Faaliyetini kamu bütçesinden sürdüren Devlet Tiyatroları ve farklı kentlerdeki belediye tiyatroları, seyirci sayısını 418 bin artırırken; ülke genelindeki özel tiyatrolar toplam 252 bin seyirci kaybetti. Üstelik büyük salonlarda yüksek doluluk oranları ile oynayan sermaye destekli yapımlar da “özel tiyatro” kategorisinde olduğu için küçük ve bağımsız tiyatroların krizinin büyüklüğü gözden kaçıyor. TÜİK istatistiklerinde bağımsız tiyatro toplulukları ile sermaye destekli yapımcı işleri aynı kategoride göründüğü için kaybın dağılımı tam olarak izlenemiyor.

Büyük salonlarda oynayan ve yüksek bilet fiyatlı yapımların çoğu “kapalı gişe” bir sezon geçirirken, seyirci bulmakta zorlanan bağımsız tiyatrolar artan maliyetler, eriyen bilet gelirleri ve görünürlük sorunlarına dikkat çekiyor.

Arzu Gamze Kılınç, Cihangir Atölye Sahnesi

“SAĞLIKLI VERİ İÇİN İKİ ÜRETİM BİÇİM NET OLARAK AYRILMALI”

Cihangir Atölye Sahnesi kurucularından yönetmen ve oyuncu Arzu Gamze Kılınç’ın TÜİK’in tiyatro istatistiklerine dair ilk yorumu “Son yıllardaki enflasyon verilerini nasıl okuyorsam maalesef bunu da aynı şekilde okuyorum” cümlesi oluyor. TÜİK verilerinin devletin meseleye bakış açısını ve var olan kültür politikalarını açıkça önümüze koyduğunu vurgulayan Kılınç, özel tiyatro tanımı konusunda TÜİK’in sorunlu bir bakış açısı olduğunu düşünüyor:

“TÜİK’in özel tiyatro tanımı da sorunlu; büyük sermaye destekleriyle üretilen yalnızca satış amaçlı ticari tiyatrolar ile sıfır kamu destekli, ekonomik zorluklarla cebelleşen, sanatsal anlamda yenilikçi, cesur ve kamusal fayda oluşturan bağımsız tiyatroları aynı kefeye koymuş. Dolayısıyla birbirine zıt üretme tercihlerinin farkını görünmez kılmış hatta ortadan kaldırmış. Her alanda olduğu gibi bir yanda sermaye ve onun refleksleri, öte yanda emeğe dayalı üretim var. Sağlıklı bir veri üretebilmek için bu iki üretim biçimini net olarak ayırmak gerekir.”

Özel tiyatroların 2024-25 sezonu için 252 bin olarak kaydedilen seyirci kaybını “yaşam maliyetinin korkunç bir şekilde sürekli artması”na bağlayan Kılınç, bu verinin insanların tiyatroya ilgisinin azaldığı şeklinde okunmaması gerektiğini söylüyor: “Devlet ve yerel yönetim politikaları da bu durumu tolere etmek yerine adeta destekleyerek daha da kötüye sürüklüyor. ‘Benim uygun gördüğüm oyunları izleyeceksiniz’ diyor adeta. Sermaye ile birlikte kültür alanını domine ediyor. Halkı kültürel yaşamdan soyutluyor. Bu politikanın sağlamasını müzik alanındaki yasaklamalardan yahut üniversitelerdeki kültürel ve sanatsal kulüplerin kapatılmasından da yapabiliriz.”

Mevcut kamu kaynağı dağılımının adaletsizliği büyüttüğünü ve izleyici kaybı konusunda kendiliğinden olumlu bir refleks gösterilmesini beklemediğini ifade eden Arzu Gamze Kılınç, kanunların ve mevzuatın sanatçıları tüccar olarak tanımladığını hatırlatarak, sadece ödenekli tiyatroların “sanatçı” olarak görülmesini eleştiriyor. Devletin ve yerel yönetimlerin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyince her alanda olduğu gibi bu boşluğu sermayenin doldurduğunu vurgulayan Arzu Gamze Kılınç, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kamu kaynaklarıyla bir eli yağda bir eli balda gösterişli projeler yapan ödenekli tiyatrolar yetmezmiş gibi bir de holdingler girdi hayatımıza. Bu üretimler gösteri dünyasına aittir ve ‘olmasın’ demiyoruz elbette ancak desteklerin adaletsizliği karşısında bağımsız tiyatroların yalnızlaştırılması, bu devasa rekabete maruz bırakılması, üstüne üstlük verilerde aynı kefeye koyulması en iyi niyetle cehalet olarak açıklanabilir. Ferhan Şensoy’un ‘Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı’ oyununu hatırlatıyor bu durum. Kapitalizmin büyük balık küçük balığı yutar prensibiyle ‘market-mahalle bakkalı’ benzeri haksız rekabet oluşturuluyor. Geçmişteki bakkal sayısı ile bugünü karşılaştırırsak bağımsız tiyatroların bu durumdan nasıl etkilendiğini ve bunun nerelere gidebileceği rahatça görülebilir.”

TÜİK’in veri oluştururken tasnife gitmemesinin kültürel üretimin hangi koşullarda gerçekleştiğinin ve yapısal farklılıkların görülmesini engellediğini dile getiren Arzu Gamze Kılınç, tüm bu gidişi tersine çevirmek için ilk adım olarak “bağımsız tiyatroların şirket statüsünden çıkarılması, tiyatro alanının kamusal bir alan olarak tanınması ve kamuya ait olması” gerektiğini vurguluyor. Bunun için de bütün tiyatro alanındaki yapısal ve üretimsel tanımlar yeniden yapılarak, acilen bir Tiyatro Yasası çıkarılması gerektiğini dile getiriyor.

Kemal Aydoğan, Moda Sahnesi

“HER ZAMLA BİRLİKTE BİRİLERİ ‘SEYİRCİ OLMAKTAN’ ELENİYOR”

Moda Sahnesi’nin kurucularından, yönetmen Kemal Aydoğan, doluluk oranları açısından TÜİK verilerini doğrulayarak, 2025-26 sezonunu da yüzde 70-80 dolulukla geçirdiklerini söylüyor. Maliyet artışlarının bilet fiyatlarını istikrarsızlaştırdığını dile getiren Aydoğan, “Küçük de olsa bilet fiyatına sürekli zam yapıyoruz. Her zam seyircinin hızını kesiyor. Duruyor, sonra tekrar hız kazanıyor satışlar. Bu da salon doluluk oranının dalgalı bir seyir izlemesine sebep oluyor. Her zamla birlikte bazı seyirciler ‘seyirci olmaktan’ eleniyor.”

Aydoğan’a göre, tiyatro alanındaki kamu kaynağı dağılımındaki dengesizlik en temel haksızlık. TÜİK verilerinde seyircilerini artırdıkları görülen ödenekli tiyatroların tiyatro yaparken bütçeyi düşünmeden hareket ettiklerini, özel tiyatroların ise her adımda bütçe krizi yaşadığını kaydeden Aydoğan’a göre bu durum haksızlığın temel kaynağını oluşturuyor. “Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak için herhangi bir adım atılmıyor. Vergilerde indirim yapılmasına bile gidilmiyor” diyen Aydoğan’ın bir başka eleştiri konusu ise tiyatro ekosisteminde yeni bir aktör olarak yükselen holding destekli tiyatro oluşumları: “Bunlar da ödenekli tiyatro gibi kuvvetli bir bütçe ve olanaklar bütünü demek. Çok büyük prodüksiyonlar üretebiliyor bu holdingci ‘yapımlar’. Tiyatro denmez bunlara. Kapitalist girişimciliğin tiyatrodaki yansıması bunlar. Cilalı, cafcaflı yapımlarla seyircinin ‘tiyatro’ algısını bozma tehlikesi doğuruyorlar.”

Kemal Aydoğan’a göre bu tablo içinde 25 kişilik sahneyle 2 bin 500 kişilik salonu aynı kategoride sayan istatistik düzeninde de sorun var: “Bu istatistik tercihi tiyatro üretim koşullarının yapısını görmeyi engelliyor. Yoksullaşıp hareket edemez hale gelmekte olan tiyatroların olumsuz koşullarının görünmesini engelliyor. Tiyatroların sınıfsız, kaynaşmış, homojen bir topluluk olduğu yanılsaması yaratıyor.” Kemal Aydoğan’ın “Bu gidişatı tersine çevirecek tek bir kamu politikası ne olmalı?” sorusuna yanıtı ise net: “Tiyatroların vergiden muaf tutulması.”

Sıla Erkan, Apartman Sahne

“ESERDEN ÇOK DENEYİMİN KONFORU ÖN PLANA ÇIKTI”

2018’den bu yana kendi sahnesinde oyun üreten Apartman Sahne’nin kurucusu, yönetmen ve oyuncu Sıla Erkan, ilk sezonlarında tiyatro seyircisiyle çok daha kolay buluşabildiklerini, son yıllarda bu sayının ciddi biçimde düştüğünü anlatıyor: “Pandemi sonrası seyirci sayılarının arttığına dair yaygın bir kanaat vardı. Ancak bizim deneyimimiz bunun kalıcı olmadığı yönünde. Son sezonlarda seyirci sayılarında belirgin bir gerileme yaşıyoruz. Üstelik bu süreçte kendimizi geliştirdik, yeni işler ürettik ve ödüller aldık. Bunlar görünürlüğümüzü artırsa da seyirci sayısının düzenli biçimde büyümesine yetmedi.”

Sıla Erkan’a göre tanıtım, üretimle yarışan bir mesaiye dönüşmüş durumda. Geçmişte sosyal medyaya bugünkü kadar mesai ayırmadıklarını, bugün ise tanıtım faaliyetinin sanatsal üretim kadar gündemlerinin merkezinde olduğunu vurguluyor. “Buna rağmen seyirciye ulaşmak her geçen yıl daha zor hale geliyor. Neredeyse birkaç ayda bir yeni oyun çıkarmadığınız sürece görünürlüğünüzü korumak mümkün değilmiş gibi hissediyorsunuz” diyen Sıla Erkan, bunun yaratıcılık ve ekonomik açılardan sürdürülebilir olmadığını vurguluyor.

Erkan, özel tiyatrolar bakımından kaygı verici bir tercihe de dikkat çekmekten çekinmiyor: “Kaygısız bir üretim ortamında belki daha radikal seçimler yapabilecekken, zaman zaman daha az soru sorduran ve daha fazla yanıt veren anlatım biçimlerine yöneldiğimiz oldu. Son yıllarda izleyicinin oyun seçerken dikkate aldığı ölçütlerin değiştiğini gözlemliyorum. Eserin kendisinden çok, deneyimin konforuna odaklanan bir yaklaşım daha görünür hale geldi.”

Holding destekli yapılarla aynı istatistik kategorisinde anılmanın küçük sahnelerin görünürlüğüne etkisini ise tek kelimeyle özetliyor: “Görünmüyoruz.”

Bir oyunu hayatta tutmak için vazgeçtikleri şeyin ne olduğu sorusuna Sıla Erkan’ın yanıtı oldukça çarpıcı: “Tek gelir kaynağımız olan bilet gelirinden vazgeçiyoruz. Bilet fiyatlarımızdaki artış enflasyon oranlarının çok altında kaldı. Bunun üzerine giderek daha fazla indirim kampanyası yapmak, bir artı bir uygulamalarına gitmek ve çok sayıda davetiye dağıtmak zorunda kalıyoruz. Kapasiteniz zaten sınırlıyken koltukların önemli bir bölümünün davetiye olması, oyunun oynanmasını sağlasa da tiyatronun yaşamasını sağlamıyor. Son iki sezondur büyük şirketlerin dahi uygulamadığı ölçekte kampanyalar yapmak zorunda kaldık. Bu, kısa vadede salonu doldurabiliyor ama uzun vadede bağımsız tiyatrolar için sürdürülebilir değil.”

Sıla Erkan, çözümün tek bir adımda olmadığını düşünüyor ve pek çok öneri yapıyor: Büyük şirketlerin toplu etkinlik biletlerinden bağımsız tiyatrolara pay ayırması, belediyelerin tanıtım alanlarını bağımsız sahnelere açması ve seyircinin kendi şehrinin kültürel hayatını keşfetmeye zaman ayırması bunlardan birkaçı. “Yıllardır konuşulan pek çok çözüm önerisi var. Bir kısmının hayata geçirilmesi bile bağımsız tiyatroların nefes almasını sağlayacaktır” diye de hatırlatıyor.

“İLK VAZGEÇİLEN ŞEY SANATSAL ÜRETİM KOŞULLARI OLUYOR”

2019 Aralık ayında açılan Koma Sahnesi’nin kurucusu ve yönetmen Ilgın Sönmez, 2025-26 sezonunda ilk kez ağırlıklı olarak genç ekiplerin yer aldığı bir programa yöneldiklerini, bunun temel nedeninin sürdürülebilirlik kaygısı olduğunu söylüyor: “Ekipler de sahne bulamıyor, artan kira maliyetlerini karşılayamıyor.”

Küçük sahne ekonomisinin yalnızca seyirci sayılarıyla açıklanamayacağını ifade eden Ilgın Sönmez, şu noktalara dikkat çekiyor: “Küçük sahne ekonomisi kadar aidiyetle de işleyen bir yapı bu. İnsanlar çoğu zaman yalnızca bir oyuna değil, o mekânın yarattığı karşılaşma alanına geliyorlar. Yakın temaslı tiyatronun seyircisi kolay kolay küsmüyor. Bazen azalıyor, bazen zorlanıyor ama ilişki tamamen kopmuyor. Çünkü burada satın alınan şey yalnızca bir bilet değil; ortak bir hikâye.”

Maliyetlerdeki öngörülemezlik nedeniyle son sezonlarda bazı projeleri daha hazırlık aşamasında rafa kaldırmak zorunda kaldıklarını anlatan Sönmez, bir mekân sahibi olmanın dışarıdan göründüğü gibi bir avantaj olmadığını da sözlerine ekliyor: “Mekânı ayakta tutabilmek için teknik donanımın bir kısmından vazgeçmek ve kaynakları temel ihtiyaçlara yönlendirmek zorunda kaldık. Bugün bağımsız tiyatroların önemli bir bölümü gibi biz de metin merkezli, daha az oyunculu ve üretim maliyeti görece düşük işlere yöneliyoruz. Sahne tasarımını büyük dekorlar yerine ışık, ses, görüntü ve oyunculuk üzerinden kurmak, ekonomik bir tercih olmanın ötesinde neredeyse bir zorunluluğa dönüştü.”

Ilgın Sönmez’e göre bu daralmada ilk feda edilen de sanatsal risk değil: “İlk vazgeçilen şey sanatsal risk olamaz. İlk kaybedilen, o riski destekleyecek üretim koşulları oluyor. Daha uzun prova süreçlerinden, daha geniş ekiplerden, daha güçlü teknik olanaklardan vazgeçiyorsunuz. Hikâye anlatma arzusundan değil; onu taşıyacak araçlardan eksiltiyorsunuz. Vazgeçmiyorsun ama erteliyorsun. Umutla.”

TÜİK istatistiklerinde “özel tiyatro” kategorisinde yer alan sermaye destekli kurumlarla bağımsız sahneler arasındaki farkı “yalnızca bütçe farkı değil, varlık nedeni farkı” olarak tanımlayan Sönmez, görünürlüğün giderek ekonomik ölçekle belirlenmesinin “doğal bir piyasa sonucu” sayılamayacağını vurguluyor: “Büyük yapıları sürekli merkezde tutan, küçük ve özerk alanları çevreye iten bir kontrol siyasetiyle karşı karşıyayız. Oysa küçük sahne yalnızca bir mimari tercih ya da işletme modeli değil; sanatsal alanın araştırma ve geliştirme laboratuvarıdır. Büyük kurumların yıllar sonra güvenle dolaşıma soktuğu pek çok estetik yaklaşım, anlatı dili ve yaratıcı risk, önce küçük sahnelerde denenir, başarısız olur, yeniden kurulur ve olgunlaşır. Eğer bu alanlar daralırsa yalnızca birkaç sahne kaybetmiş olmayız; geleceği kaybederiz.”

Temel meselelerinin görünürlük olduğunu, bağımsız tiyatronun görülmesi için düzenli gösterilmesi gerektiğini, ancak tercih edilmediklerini vurgulayan Ilgın Sönmez, sorulması gereken asıl soruyu şu sözlerle özetliyor: “Asıl soru belki de seyircinin neden azaldığı değil. Bu toplum, yeni hikâyelerin ortaya çıkacağı küçük sahneleri korumak istiyor mu? Yoksa bütün sahnelerin birbirine benzediği, aynı estetik ve aynı güvenli tercihlerin tekrarlandığı bir kültür ortamına mı razı?”

(Kaynak: SanatAtak)

 

SAHNEDEN’İN TÜİK 2024-25 VERİLERİ ANALİZLERİ

TÜİK Verileri-1: Seyirci artışı durdu, bağımsız tiyatro krizde!

TÜİK verileri-2: DT lafta ‘milli’, sahnede çeviri!

TÜİK verileri-3: Metropollerde özeller geri çekiliyor, ödenekliler alan genişletiyor


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik