Şuan Okunan
AIAS-Kahramanların Çöküşü: Broşürsüz bir seyir, bağlamsız bir sahne

AIAS-Kahramanların Çöküşü: Broşürsüz bir seyir, bağlamsız bir sahne

Avatar fotoğrafı
AIAS-Kahramanların Çöküşü: Broşürsüz bir seyir, bağlamsız bir sahne

Broşür geleneğinin eksikliği, yakın zamanda izlediğimiz, geçmişi çok eskilere dayanan bir trajedide daha belirgin hâle geldi. Adana DT’nin 1 Ekim’de prömiyer yapan AIAS-Kahramanların Çöküşü oyununa ilişkin önceden ayrıntılı bilgi edinme olanağımız olmadığı gibi, sahne üzerinde kurulan dünyanın yeterince açıklık kazandığını da söyleyemeyiz.

TAMER YILMAZ

Bundan üç yıl öncesine kadar Devlet Tiyatroları’nın ücretli broşür geleneği vardı. Yirmi liraya satın aldığımız bu broşürler, yalnızca izlediğimiz oyunun hatırasını sakladığımız basılı kâğıtlar değildi. Oyunun tasarımcılarının ve yönetmenin yorumlarını, yazarın hayatına ilişkin az bilinen ayrıntıları, eserin sahnelenme ya da repertuvara alınma hikâyesini, kimi zaman Devlet Tiyatroları’nın o yıl belirlediği temayı, kimi zaman da kurum yöneticisinin değerlendirmelerini içerirdi. Oyundan fotoğraflar, tasarımlar ve metni farklı açılardan okumamızı sağlayacak bilgiler de bu yayınların parçalarıydı.

Üstelik her broşür birbirinin kopyası değildi. Boyutları, tasarımları, görsel tercihleri değişirdi. Bazıları sponsor desteğiyle hazırlanır, reklam veren firmaların logolarına veya tanıtımlarına yer verildiği için ücretsiz dağıtılırdı. Bütün bu çeşitlilik içinde broşür, seyircinin oyunla kurduğu ilişkinin temsil sonrasında da devam etmesini sağlardı. Okur, izlediği oyuna geri döner; sahnede anlamlandıramadığı bir tercihin izini sürer, yönetmenin yaklaşımını öğrenir, kendi yorumunu yeniden gözden geçirirdi.

Son üç yıldır ise Devlet Tiyatroları’nda izlediğimiz oyunların broşürlerine ulaşamıyoruz. Bunun yalnızca basılı yayınların ortadan kalkması olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Çünkü özellikle klasik eserlerde, seyircinin oyunla kuracağı ilişkiyi derinleştirecek bilgilere erişebilmesi önemlidir. Bir oyunun nasıl yorumlandığını, hangi dramaturjik tercihlerle sahneye taşındığını ve tasarım kararlarının hangi düşünceden hareketle oluşturulduğunu bilmek, seyircinin temel beklentilerinden biridir.

Üstelik bugün basılı broşürlerin yerini alabilecek imkânlar da mevcut. Devlet Opera ve Balesi’nin karekod aracılığıyla erişilebilen elektronik broşürleri, bu konuda örnek alınabilecek bir uygulama sunuyor. Seyirci, basılı bir yayına ihtiyaç duymadan dijital ortamda hazırlanan içeriğe ulaşabiliyor. Peki, Devlet Opera ve Balesi bunu yapabiliyorken Devlet Tiyatroları neden yapamıyor?

Ekonomik krizin etkilerini, kuşe kâğıdın maliyetini, baskı giderlerini ve bilet gelirlerinin sınırlılığını elbette anlayabiliriz. Basılı broşürlerin hazırlanması ve dağıtılması bir bütçe gerektiriyor. Ancak bütün bu gerekçeler, elektronik broşürlerin neden hazırlanmadığı sorusunu ortadan kaldırmıyor. Devlet Tiyatroları’nın yüzlerce çalışanı, farklı birimleri ve her oyun için zaten üretilen görsel malzemeleri varken bu imkânların değerlendirilmemesi anlaşılır değil.

Her oyun için çekilen fotoğraflar, hazırlanan fragmanlar, afişler ve diğer tanıtım malzemeleri bir araya getirilerek dijital bir broşür oluşturulamaz mı? Oyuncu kadrosu, yönetmen ve tasarımcıların görüşleri, oyunun dramaturjik yaklaşımı, yazarı ve eserin sahnelenme hikâyesi tek bir dijital sayfada toplanamaz mı? Seyircinin salon girişinde telefonuyla okutacağı bir karekod aracılığıyla bütün bu bilgilere ulaşması neden mümkün olmasın?

Burada sözünü ettiğimiz, büyük bütçeler gerektiren karmaşık bir teknoloji değil. Asıl mesele, mevcut malzemeyi düzenlemek, içerik üretimini kurumsal bir alışkanlığa dönüştürmek ve seyircinin bilgiye erişimini önemsemek. Devlet Opera ve Balesi’nin uygulaması ortadayken Devlet Tiyatrolarının bu konuda bir adım atmaması, ekonomik gerekçelerle açıklanamayacak bir eksiklik olarak görünüyor. Üstelik elektronik broşür, basılı yayının birebir taklidi olmak zorunda da değil. Fotoğraf galerileri, kısa videolar, fragmanlar, oyuncu ve tasarımcı söyleşileri, yönetmen notları ve oyunun metinsel arka planı aynı ortamda buluşabilir.

aias 6

BAĞLAMSIZ BİR SAHNE

Bu eksiklik, yakın zamanda izlediğimiz, geçmişi çok eskilere dayanan bir trajedide daha belirgin hâle geldi. Sık sahnelenmeyen, buna rağmen stilize bir yorumla karşımıza çıkarılan eser, seyirciden belirli bir dikkat ve zihinsel katılım bekliyordu. Ne var ki Adana DT’nin 1 Ekim’de prömiyer yapan AIAS-Kahramanların Çöküşü oyununa ilişkin önceden ayrıntılı bilgi edinme olanağımız olmadığı gibi, sahne üzerinde kurulan dünyanın yeterince açıklık kazandığını da söyleyemeyiz.

Trajedinin şiirsel dili, yazıldığı dönemin düşünsel dünyası ve dramatik yapısı düşünüldüğünde, günümüz seyircisiyle nerede buluştuğu, hangi noktalarda mesafe yarattığı ve yönetmenin bu mesafeyi nasıl yorumladığı önemli sorular hâline geliyor. Ancak tek perdelik oyun ilerledikçe bu soruların karşılığını sahnede bulmakta zorlandık. Bir süre sonra oyunun dünyasından koptuğumuzu, yeniden odaklanmaya çalışsak da zihnimizin sahnede olup bitenlerden uzaklaştığını fark ettik. Üstelik bu kopuş bir kez yaşanıp geçmedi; temsil boyunca tekrarlandı.

Seyircinin zaman zaman oyundan uzaklaşması elbette tek başına bir başarısızlık ölçütü değildir. Her eser kolay tüketilen bir anlatı sunmak zorunda olmadığı gibi, her yönetmenlik yorumu da seyircinin alışkanlıklarına seslenmek durumunda değildir. Ancak seyircinin zihinsel olarak oyuna direnmeye başlamasıyla sahne üzerinde kurulan anlam dünyasına erişememesi arasında bir fark var. Bizim deneyimimizde sorun, eserin zorlayıcı olmasından çok, bu zorluğun dramaturjik ve sahnesel bir karşılık bulamamasıydı.

aias 4

Tek tip giysiler içindeki askerler, birbirine benzeyen saç tasarımları ve dikkat çekici ışık düzeni, sahnede belirli bir görsel bütünlük oluşturma arayışını düşündürüyordu. Fakat bu tercihler, karakterler arasındaki ilişkileri ve konuşmaların anlamını belirginleştirmek yerine, sahnedeki karmaşayı artırdı. Kimin konuştuğunu, sözün kime yöneldiğini ve konuşmaların dramatik çatışma içindeki yerini takip etmekte zorlandık. Işık tasarımının görsel etkisi de bu belirsizliği gidermedi.

Sonuçta stilizasyonun anlam üretmesi beklenirken görsel tercihler kendi başlarına öne çıktı; sahnenin estetik düzeni ile dramatik anlatı arasındaki ilişki zayıfladı. Oysa stilize tiyatro, anlaşılmazlığı bir amaç olarak benimsemek zorunda değildir. Gerçekliği dönüştürürken kendi sahne dilini kurar. Bu dil, seyircinin her şeyi ilk bakışta çözmesini sağlamasa bile onun izini sürebileceği bir anlam ilişkisi yaratmalıdır. Burada ise biçimin ne söylediğini anlamaya çalışırken oyunun kendisini takip etmek giderek güçleşti.

Bir rejinin başarısını yalnızca seyircinin oyunu anlayıp anlamaması üzerinden değerlendirmek elbette yetersizdir. Fakat sahne metni, dramaturjik tercih ve tasarım unsurları arasında kurulan ilişkinin seyirciye hiçbir biçimde ulaşmaması da göz ardı edilemez. Seyirci, yönetmenin niyetini tahmin etmek zorunda bırakılmamalı; sahnede gördükleri üzerinden bu niyeti araştırabileceği bir ilişki kurabilmelidir. Aksi hâlde görsel ve işitsel unsurların toplamı, bir tiyatro deneyiminden çok, anlamını çözemediğimiz bir gösteriye dönüşebilir.

Belki de tam bu noktada broşürlerin yokluğunu yeniden düşünmek gerekiyor. İyi hazırlanmış bir broşür, sahnede işlemeyen bir dramaturjiyi kurtaramaz; başarısız bir sahneleme, birkaç açıklayıcı metinle başarılı hâle gelemez. Ancak yönetmenin yorumunu, tasarımcıların yaklaşımını ve eserin sahneye taşınma gerekçelerini görünür kılmak, seyircinin oyunla temsil sonrasında da ilişki kurmasını sağlayabilir. Broşürün işlevi, sahnede kurulamayan anlamı sonradan seyirciye açıklamak değil, kurulmuş olan anlam dünyasına başka bir kapı açmaktır.

Devlet Tiyatroları gibi bir kamu kurumunun seyirciyle ilişkisini yalnızca temsil anıyla sınırlamaması gerektiğini düşünüyorum. Broşür, bu ilişkinin küçük ama önemli araçlarından biriydi. Bugün o araçtan yoksunuz. Üstelik bu eksikliği gidermek için mutlaka eski usul basılı broşürlere dönmek de gerekmiyor. Devlet Opera ve Balesi’nin karekodla erişilebilen elektronik broşürleri, önümüzde hazır bir örnek olarak duruyor. Yapılması gereken, bu örneği incelemek ve tiyatronun ihtiyaçlarına uygun bir model geliştirmek.

İzlediğimiz oyunda sahnenin kendi diline ulaşmakta zorlandık. Kurumun dijital olanaklarını kullanarak seyirciye oyun hakkında daha fazla bilgi sunabileceği bir dönemde, bu bilgilere erişme imkânından da yoksun kaldık. Birbirinden bağımsız görünen bu iki eksiklik, aslında aynı soruyu gündeme getiriyor: Devlet Tiyatroları seyircisine yalnızca bir gösteri mi sunuyor, yoksa onunla düşünsel ve estetik bir ilişki kurmayı da önemsiyor mu?

Kreosus yazı sonu genel

aias afis 1“AIAS-Kahramanların Çöküşü”

Yazan: Sophokles

Slovenceden İngilizceye Çeviren: Jaša Koceli

İngilizceden Türkçeye Çeviren: Canan Kırımsoy

Uyarlayan ve Yöneten: Jaša Koceli

Rejisör Yrd: Ferdi Erkmen

Rejisör Asistanı: Gamze Yılmaz, Çiğdem Demirci

Dekor Tasarım: Darjan Mihajlovic Cerar

Kostüm Tasarım: Branka Pavlic Gucek

Koreograf: Tajda Podobnik

Işık Tasarım: Kadir Karagöl

Müzik: Miha Petric

Dramaturg: Canan Kırımsoy

Kostüm Tasarım Asistanı: Şana Güney Ceyhan

Oyuncular: Ferdi Erkmen, Nazlı Köymen, Merve Giritlioğlu Yeşil, Özgür Küçüköner, Mert Atalay, Oğuzhan Ede, Metin Yılmaz, Gizem Göbenli Küçüköner, Eda Konuralp, Mehmet Çınar Topçu, Erkan Tömen, M. Ferhat Can Kesilmez, Serdar Güler

Koro: Melih Aslan, Semican Barstuğan, Gökhan Kılıç, Mehmet Ege İnan, Hasan Hüseyin Başkan, Metin Yılmaz, Erselcan Tokdemir, Erkan Tömen

Tek perde, 90 dakika

Adana DT

aias 7


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik