Devrim’in yüz metresi, Eskişehir’in yüz yılı

Eskişehir’de, demiryolu fabrikalarının yerleşkesinde camekânlı bir garaj var. İçinde siyah, yuvarlak hatlı, altmış beş yaşında bir otomobil duruyor: Devrim. Türkiye’nin ilk yerli otomobili. Hakkında herkesin bildiği tek cümle ise bir manşet: “Devrim yürümedi.” Oysa camekânın ardındaki araç bugün hâlâ çalışır durumda; kontağı çevrildiğinde motoru uyanıyor. Yani ortada tuhaf bir durum var: Yürümediği söylenen araba yürüyor, yürüdüğü hâlde tarih yazımında yerinden kımıldayamıyor. Bu yazı, o camekânı bir vitrin olarak değil, bir kanıt odası olarak okuma önerisidir.

DEMİRYOLU KENTİNİN ATÖLYESİ

Devrim’in hikâyesi bir otomobil fabrikasında değil, bir demiryolu atölyesinde başlar; çünkü Eskişehir’in modern kimliği rayların üzerine kurulmuştur. 1894’te Anadolu demiryolu hattının bakım üssü olarak kurulan Cer Atölyesi, on yıllar içinde kentin en büyük işvereni, işçi mahallelerinin, meslek okullarının, ustalık kültürünün kaynağı olur. Buharlı lokomotifleri onaran eller, zamanla onları yapmayı da öğrenir: 1961’de aynı fabrikadan Karakurt adlı yerli buharlı lokomotif çıkar. Eskişehir’e “demiryolu kenti” denmesi bir turizm sloganı değil, bir sınıf ve zanaat tarihinin özetidir. Devrim, işte bu birikimin üzerine, adeta kentin kendi kendine kanıtladığı bir teoremin sonucu olarak doğar.

130 GÜNDE BİR OTOMOBİL

1961 baharında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in “yerli otomobil yapılsın” talimatı Eskişehir’e ulaştığında takvim acımasızdır: Araçlar 29 Ekim’de, Cumhuriyet Bayramı töreninde görücüye çıkacaktır. Yirmiyi aşkın genç mühendis ve fabrikanın usta işçileri, yaklaşık dört buçuk ayda, ortada ne hazır kalıp ne yan sanayi varken dört prototip üretmeye girişir. Motor bloku fabrikada dökülür, kaporta sacı elde dövülür, direksiyondan şanzımana neredeyse her parça sıfırdan tasarlanır. Bugünden bakınca asıl haber budur: Bir demiryolu fabrikasının, kendi olanaklarıyla ve 130 günde, çalışan bir otomobil ortaya koyması. Tören günü yetiştirilebilen iki araç, trenle Ankara’ya gönderilir; güvenlik gerekçesiyle depolardaki yakıt boşaltılmıştır.

29 Ekim 1961 sabahı Ankara’da perde açılır. Gürsel siyah Devrim’e biner; araç yüz metre kadar gittikten sonra durur. Sebep tasarım değil, lojistiktir: Depoya töreni çıkaracak kadar benzin konmamıştır. Gürsel ikinci Devrim’e geçer, tören güzergâhını sorunsuz tamamlar ve o meşhur, yarı şaka cümlesini kurar: Otomobil Batı kafasıyla yapılmış, benzin Doğu kafasıyla konmuştur. Sahne diliyle söylersek: Prömiyerde bir aksesuar aksamış, oyun yine de oynanmıştır. Ama ertesi günün gazeteleri oyunu değil, aksayan aksesuarı manşete taşır.

MANŞETİN GÜCÜ

“Devrim yürümedi” manşeti, bir cümleyle koca bir yapımı kapattırmıştır. Projeye ayrılan kaynaklar kesilir, prototipler seri üretime dönüşemez; Türkiye otomobili birkaç yıl sonra, 1966’da, lisanslı ve montaja dayalı Anadol’la tanır. Devrim’in akıbetini yalnızca bir benzin deposuna bağlamak elbette saflık olur: İthalattan beslenen çıkarların, montaj sanayisini yeterli gören iktisadi tercihlerin ve darbe sonrası siyasal ikliminin payı, depodaki payından az değildir. Ama kamusal hafızaya kazınan, bu yapısal tablo değil, tek cümlelik alay olur. Bir başlığın, bir ülkenin kendi yapabilirliğine dair anlatısını nasıl biçimlendirebildiğinin ders kitaplık örneğidir bu; bugünün “haber okuryazarlığı” tartışmalarına altmış beş yıl öteden göz kırpar.

KANIT ODASI: MÜZE

Dört Devrim’den yalnızca biri günümüze ulaşır ve onu yapan fabrikanın çatısı altında korunur. TÜLOMSAŞ adıyla bilinen, 2020’de TÜRASAŞ çatısı altında birleşen kuruluşun Eskişehir yerleşkesindeki Devrim Arabaları Müzesi, 2018’de ziyarete açılır, 2019’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca tescillenir. Koleksiyon, otomobilin yanında fabrikanın demiryolu belleğini de sergiler: Mehmetçik minyatür buharlı lokomotifi, 2200 tipi buharlı lokomotif, makinist kabinleri, aletler, fotoğraflar. Bu bir araya geliş tesadüf değildir; müze, Devrim’i bir “milli otomobil fetişi” olarak değil, bir demiryolu kentinin emek ve mühendislik kültürünün parçası olarak bağlamına oturtur. 2008’de çekilen “Devrim Arabaları” filmi hikâyeyi geniş kitleye yeniden anlatmış, tören günlerinde aracın motorunun çalıştırılması ise bir ritüele dönüşmüştür. Her çalıştırma, altmış beş yıl gecikmiş bir tekziptir: Devrim yürüyor.

Müzeler çoğu zaman zaferleri sergiler; Eskişehir’deki bu camekân ise yarım bırakılmış bir imkânı sergiliyor ve tam da bu yüzden kentin en dürüst müzelerinden biri.


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik