Şuan Okunan
Elma, Labrador, Çimen: Hatırlamak beynin, unutmamak kalbin işi

Elma, Labrador, Çimen: Hatırlamak beynin, unutmamak kalbin işi

Avatar fotoğrafı
Elma, Labrador, Çimen: Hatırlamak beynin, unutmamak kalbin işi

DİLAN AYDEMİR

Geleceğe dair kurduğumuz tüm hayaller, aslında geçmişte biriktirdiğimiz anıların üzerine inşa edilir. Kimliğimiz, sevdiklerimizle paylaştığımız o görünmez bağlarda, ortak hafızamızın kuytularında saklıdır. Peki ya zihnimiz bu ortak tarihi yavaş yavaş, sessizce silmeye başlarsa? Tiyatro.iN’in seyirciyle buluşturduğu, Onur Ünsal rejisiyle sahnelenen Elma, Labrador, Çimen, işte bu ürkütücü sorunun peşine düşüyor. Matthew Seager’ın bakımevlerindeki gözlemlerinden doğan In Other Words, Alzheimer gibi yıkıcı bir süreci merkeze alsa da unutuşa karşı sevgiyle örülmüş, inatçı bir direniş izliyoruz.

Zihin isimleri, mekânları ve o basit kelimeleri (elma, labrador, çimen) birer birer kaybederken geriye ne kalır? Oyunun sahneleme dili bu soruya çok net bir yanıt veriyor: Müzik ve hisler. Yazar Matthew Seager, orijinal metni ve hatta oyunun orijinal adını (In Other Words) Frank Sinatra’nın o unutulmaz Fly Me to the Moon şarkısı üzerine kurmuştu. Yönetmen Onur Ünsal ise bu tercihi isabetli bir kararla ABBA’nın 1975 tarihli hiti Dancing Queen ile değiştirerek oyuna farklı bir dinamizm kazandırıyor. Bilim dünyasının “müzik ve demans” üzerine yaptığı araştırmaların sahnede çarpıcı bir izdüşümüne tanık oluyoruz.

Kenan Doğulu’nun incelikle işlediği ses evreni, müziği sadece atmosferi destekleyen bir fon olmaktan çıkarıp, adeta zihnin tıkalı yollarını açan hayati bir nefese dönüştürüyor. Hastalığın en karanlık anlarında bile Dancing Queen duyulduğunda, zihnin o kararan köşelerinde anlık bir uyanış yaşanıyor ve Arthur, kendini hayata en sıkı tutunduğu o ilk tanışma anında buluyor. Bu anlar, seyirciye müzik aracılığıyla uyanan duygusal hafızanın, kelimelerden çok daha dirençli olduğunu derinden hissettiriyor.

Onur Ünsal’ın yönetmenlik dili, hastalığın seyrini düz bir zaman çizgisinde, didaktik bir şekilde anlatmayı reddediyor. Bunun yerine anıların zihindeki o dağınık, sıçramalı ve kuralsız yapısı sahneye taşınıyor. Sahnede klasik anlamda bir yaşlandırma makyajı ya da fiziksel deformasyon yok; Arthur ve Jane’in gençliği, yetişkinliği ve yaşlılığı aynı bedende, aynı zaman diliminde varlık gösteriyor.

elma labrador cimen 2

Işık değişimleriyle desteklenen bu açık biçimli anlatım, dördüncü duvarı esneterek seyirciyi doğrudan hikâyenin sırdaşı konumuna yerleştiriyor. Karakterler bir an acının tam içindeyken, aniden ışık değişiyor ve kendi trajedilerini anlatan birer anlatıcıya dönüşüyorlar. Geçmişle bugünün, anlatıcıyla karakterin iç içe geçtiği bu geniş oyun alanı, metnin ağır duygusal yükünü dengelerken izleyiciye de olup biteni sindirmesi için nefes aralıkları sunuyor.

Böylesi bir yıkımı sahnede var etmek, çok güçlü bir oyunculuk ve partnerlik gerektiriyor. Engin Hepileri ve Nergis Öztürk, aralarındaki o doğal ritmi bu kez bir ilişkinin en ağır imtihanına aktarıyor. Engin Hepileri, hastalığın getirdiği bedensel ve zihinsel silinmeyi abartılı jestlere, klişe titremelere sığınmadan oynuyor. Sadece bakışlarındaki odağın yavaşça kaybolmasıyla, omuzlarının çöküşüyle ve ritminin ağırlaşmasıyla bir zihnin yavaş yavaş boşaldığını resmediyor. Nergis Öztürk ise Arthur’un karşısında adeta ilişkinin arşivi, hafızanın ta kendisi olma yükünü sırtlıyor. Hafızasını kaybeden sevdiği adamın karşısında tüm geçmişi tek başına hatırlamak zorunda kalan bir kadının arafta kalmışlığını, sabrını, çaresizliğini ve derin şefkatini abartıya kaçmayan bir dengeyle seyirciye aktarıyor.

Oyunun en dikkat çekici tercihi, görsel dünyasındaki radikal sadelik. Sahneyi neredeyse tamamen çıplak bırakan; yalnızca iki sandalye ve bir battaniyeden oluşan bu yalın tasarım, gösterişli dekorlara alışkın seyirciyi başlangıçta bir boşluk hissine itebilir. Ancak dramaturjik olarak okunduğunda bu eksiltilmiş sahne, Arthur’un zihninin ta kendisidir: Detaylar birer birer silinmiş, eşyalar anlamını yitirmiş ve o boşluğun ortasında geriye sadece bağ kurma ihtiyacı kalmıştır.

Sahnede yaratılan bu dünyayı tamamlayan en güçlü dayanaklardan biri, Matthew Seager’ın metnini Türkçenin doğal akışına ve sahne ritmine titizlikle kazandıran Zeynep Anacan’ın çevirisi. Reji ekibinden yapımcılara kadar tüm kadronun bu mütevazı prodüksiyona sunduğu uyumlu emeğe de hakkını teslim etmek gerek.

Elma, Labrador, Çimen, trajediyi sömürmeden, ucuz ajitasyona kaçmadan insanın içine ince ince işleyen son derece zarif ve sarsıcı bir oyun. Her şeyin bir gün zihnimizden silinebileceği gerçeğiyle yüzleştirirken, seyircisini ajite etmiyor, incelikli bir iz bırakarak salondan uğurluyor.

*Elma, Labrador, Çimen 25 Ekim Pazar saat 16.00’da Moda Sahnesi’nde olacak. Biletler Biletinial‘da.

Kreosus yazı sonu görseller (6)

elma labrador cimen afis

“Elma, Labrador, Çimen”

Yazan: Matthew Seager

Çeviren: Zeynep Anacan

Yöneten: Onur Ünsal

Yönetmen Asistanı: Başak Kırbaç

Ses Tasarım: Kenan Doğulu

Kostüm: Emine Saral (PCFG)

Işık Tasarım: Abdullah Karanfil

Afiş Tasarım: Bülent Şengül

Yürütücü Yapımcı: Barış Şekerci

Yapım Asistanı: Selin Dağlıoğlu

Oynayanlar: Nergis Öztürk, Engin Hepileri

elma labrador cimen 1


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik