Şuan Okunan
Tavşan Tavşanoğlu: Felaketlerin içinde hayatta kalmak

Tavşan Tavşanoğlu: Felaketlerin içinde hayatta kalmak

Avatar fotoğrafı
Tavşan Tavşanoğlu: Felaketlerin içinde hayatta kalmak

Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Tavşan Tavşanoğlu sahnelemesi, bu sıcak ve politik metni gerçekçi bir aile dramı olarak oynamak yerine absürdün, groteskin ve görsel tiyatronun imkânlarına doğru çekiyor. Yönetmen Doğu Yaşar Akal’ın tercihi oyunun ruhuna uygun. Akal’ın daha önce Şvayk, Hamlet Makinesi, Zengin Mutfağı gibi farklı metinlerde biçim arayışlarını öne çıkaran çalışmaları düşünüldüğünde, burada da metni yalnızca “oynatmakla” yetinmemesi şaşırtıcı değil.

TAMER YILMAZ

Coline Serreau’nun 1986 yılında yazdığı Lapin Lapin, ilk bakışta yoksulluk içindeki kalabalık bir ailenin başına gelen birbirinden tuhaf felaketleri anlatan bir komedi gibi görünür. Oysa oyunun altında çok daha sert bir dünya vardır: İşini kaybeden bir baba, geçim sıkıntısıyla boğuşan bir aile, polis ve devlet otoritesiyle karşı karşıya gelen çocuklar, toplumsal düzenle hesaplaşan gençler, kadınların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma çabası ve bütün bunların ortasında ailesini bir arada tutmaya çalışan Mama…

Oyunun ilk sahnelenişi 1986’da Benno Besson yönetiminde gerçekleşti; Serreau da Mama’yı kendisi oynadı. Aradan kırk yıl geçmesine rağmen metnin yoksulluk, güvencesizlik, toplumsal baskı ve dayanışma üzerine söyledikleri bugün hâlâ karşılık buluyor. Nitekim oyunun 2026’daki Cenevre sahnelemesi üzerine yazılan güncel bir değerlendirmede de Lapin Lapin, kadınları, aileyi ve dayanışmayı merkeze alan feminist ve itirazkâr bir metin olarak ele alınıyor.

Serreau’nun asıl marifeti ise bu ağır meseleleri ağırlaştırmamış olması. Yoksulluğu bir melodram malzemesine dönüştürmek yerine onu gülünçleştiriyor; baskıyı gerçekçi bir politik dramın içine hapsetmek yerine absürdün sınırlarına taşıyor. Çünkü bazen insanın çaresizliği o kadar büyür ki gerçeğin kendisi zaten absürde dönüşür.

Tavşan ailesinin yaşadığı şey tam olarak budur.

Mama, ailenin merkezindeki kişidir. Her şey dağılırken o toparlamaya çalışır. Her yeni felaket bir öncekini aratacak gibi görünürken aile daha da kalabalıklaşır. Ev küçülür, sorunlar büyür. İşsizlik, polis, siyaset, aile içi çatışmalar, toplumsal baskı ve kişisel hayal kırıklıkları aynı apartman dairesinin içine sığmaya çalışır.

Buradaki “dört kişinin doyduğu yerde on bir kişi de doyar” anlayışı, yalnızca yoksulluğun trajikomik bir ifadesi değildir. Aynı zamanda bir dayanışma biçimidir. Bir tabak daha koymak, bir yatak daha bulmak, bir kişiye daha yer açmak… Dünyanın kaynaklarının yetmediği yerde insanın birbirine yer açmasıdır.

Bu nedenle Tavşan Tavşanoğlu yalnızca Fransa’ya ait bir metin olarak kalmıyor. Türkiye’de karşılığını kolayca bulmasının nedeni de burada.

Bizde de ekonomik sıkışmışlık çoğu zaman aileyi küçültmez, tersine büyütür. Ayrı evlerde yaşaması gereken insanlar aynı evde buluşur. İşsiz kalan oğul baba evine döner. Üniversite bitiren genç kendi hayatını kuramaz. Bir maaşın etrafında daha fazla insan toplanır. “Bir tabak daha koyarız” sözü bu yüzden yalnızca bir Yeşilçam repliği değildir; toplumsal hafızamızın da parçasıdır.

tavsan tavsanoğlu 12

Serreau’nun Fransa’sıyla Türkiye arasında birebir bir politik eşleşme kurmak elbette mümkün değil. Ancak yoksulluk karşısında dayanışma, iktidarın diliyle halkın gündelik gerçekliği arasındaki mesafe, devlet otoritesiyle birey arasındaki gerilim ve ailenin bütün bu baskılara karşı bir sığınak hâline gelmesi iki kültürü birbirine yaklaştırıyor. Oyunun bugün yeniden sahnelenmesinin asıl gerekçesi de burada ortaya çıkıyor.

Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Tavşan Tavşanoğlu sahnelemesi, bu sıcak ve politik metni gerçekçi bir aile dramı olarak oynamak yerine absürdün, groteskin ve görsel tiyatronun imkânlarına doğru çekiyor. Yönetmen Doğu Yaşar Akal’ın tercihi oyunun ruhuna uygun. Akal’ın daha önce Şvayk, Hamlet Makinesi, Zengin Mutfağı gibi farklı metinlerde biçim arayışlarını öne çıkaran çalışmaları düşünüldüğünde, burada da metni yalnızca “oynatmakla” yetinmemesi şaşırtıcı değil.

Akal’ın rejisinde hareket, müzik, ışık ve görsel dünya metnin absürd tarafını belirginleştiriyor. Özellikle yenilikçi aksiyon planı kullanımı, müzikler, ışık oyunları ve lazerler oyunun dünyasını sıradan bir apartman dairesinin gerçekliğinden çıkarıp daha teatral, zaman zaman çizgi romanı andıran bir atmosfere taşıyor. Kostümler de bu bütünlüğe katkı sağlıyor. Böylece seyirci bir yandan yoksul bir ailenin evine bakarken diğer yandan gerçekliğin hafifçe eğilip büküldüğü başka bir dünyanın içine çekiliyor.

Dekorun üst katı ise görsel açıdan ilgi çekici olmakla birlikte işlev bakımından aynı ölçüde vazgeçilmez görünmüyor. Oyunun bazı bölümlerinde kullanılmasına rağmen dramaturjik açıdan daha yoğun bir işleve kavuşabilirmiş. Hatta üst kat olmadan da rejinin ana fikrinin sürdürülebileceği izlenimi oluşuyor. Buna rağmen genel sahne tasarımının oyunun atmosferine katkısı yadsınamaz.

tavsan tavsanoğlu 10

Oyunculuklarda da toplu bir uyum dikkat çekiyor. Kalabalık bir aileyi sahnede canlı tutmak, karakterlerin birbirinden ayrılmasını sağlamak ve aynı anda absürd tonla gerçeklik arasında gidip gelmek kolay değil. Oyuncular bu yükü genel olarak başarıyla taşıyorlar. Özellikle karakterlerin tek tek kendi dünyalarını kurmaları, oyunun kalabalığı içinde kişiliklerin kaybolmasını engelliyor.

Ancak Ankara sahnelemesinin en belirgin sorunu bana göre metnin süresi ve tekrarları. Oyunun 155 dakikalık süresi, özellikle ikinci yarıda kendisini hissettirmeye başlıyor. Serreau’nun kaotik yapısı belli bir noktaya kadar oyunun enerjisini besliyor; fakat bir süre sonra aynı türden çatışmaların benzer biçimde tekrarlanması dramaturjik ivmeyi azaltıyor. Bir karakter sıkışıyor, yükseliyor, bağırıyor; ardından başka bir karakter benzer bir sıkışmışlıkla bağırmaya başlıyor. Başlangıçta absürd dünyanın doğal bir parçası gibi çalışan bu ritim, ilerleyen bölümlerde kendisini tekrar etmeye başlıyor.

Üstelik bağırma yalnızca tek bir karakterin özelliği değil. Anne, çocuklar, kızlar, üst kattaki kadın, polisler, askerler, başbakan… Neredeyse herkes bir noktada sesini yükselterek var oluyor. Böylece başlangıçta dramatik bir araç olan yüksek ses, zamanla oyunun varsayılan anlatım biçimine dönüşüyor.

Bu durum kulağı da yoruyor.

İlginç olan, bu problemin oyunun özündeki absürdlükle karıştırılmaması gerektiği. Absürd olmak yüksek sesli olmak zorunda değil. Tam tersine, bazen en büyük saçmalık en sakin cümleyle söylendiğinde daha etkili olabilir. Dolayısıyla bazı sahnelerde sesin ve oyunculuk enerjisinin biraz geri çekilmesi, metindeki absürdün daha görünür olmasını sağlayabilirdi.

Belki de Tavşan Tavşanoğlu’nun Ankara sahnelemesinde yapılabilecek en önemli müdahale burada yatıyor: Oyunun enerjisini azaltmadan süresini kısaltmak.

Çünkü oyunun söyleyecekleri 155 dakikayı gerektirmiyor. Yoksulluk, güvencesizlik, devlet baskısı, kadınların mücadelesi, aile dayanışması ve insanın bütün bu saçmalığın ortasında insan kalma çabası zaten güçlü meseleler. Bunların üzerine bir de uzun tekrarlar eklendiğinde oyunun politik ve insani özü zaman zaman kendi gürültüsünün altında kalıyor.

Bununla birlikte Doğu Yaşar Akal’ın rejisi, Ankara Devlet Tiyatrosu açısından önemli bir tercih. Bilinen ve güvenli bir sahneleme anlayışına yaslanmak yerine biçimsel olarak daha cesur, daha hareketli ve daha görsel bir dünya kuruyor. Ankara seyircisinin alışık olduğu tiyatro algısını biraz dürtmesi bakımından da değerli. Üstelik Tavşan Tavşanoğlunun bu kadar sıcak bir meselesinin absürde çalan, zaman zaman groteske yaklaşan bir dille sahnelenmesi oyunu yalnızca politik bir metin olmaktan çıkarıp seyir deneyimine dönüştürüyor.

Bu nedenle oyunun prömiyerinden kısa süre sonra seyirciyi ikiye bölmesi çok da şaşırtıcı değil. Sevenlerin çok sevmesi, sevmeyenlerin ise oyundan belirgin biçimde uzaklaşması aslında metnin ve rejinin risk almasının doğal sonucu. Ortada herkesi memnun etmeye çalışan, güvenli bir seyirlik yok.

Belki de iyi olan bu.

Tavşan Tavşanoğlu, kusursuz bir sahneleme değil. Özellikle süresi ve tekrar eden yüksek sesli oyunculuk ritmi törpülendiğinde çok daha sıkı bir oyun olacağı kanaatindeyim. Fakat kusurlarına rağmen üzerine konuşulabilecek, seyircisini taraf olmaya zorlayan ve Ankara sahnelerinde farklı bir nefes açmaya çalışan bir çalışma.

Sonuçta Serreau’nun kırk yıl önce sorduğu soru bugün de geçerliliğini koruyor: Dünya bu kadar saçmalarken insan ne yapabilir?

Tavşan ailesinin cevabı basit:

Bir tabak daha koy.

Bir kişiye daha yer aç.

Ve mümkünse bütün felaketlere rağmen birlikte gül.

Belki de oyunun asıl umudu tam burada.

Kreosus yazı sonu görseller (2)

tavsan tavsanoğlu 1“Tavşan Tavşanoğlu”

Yazan:  Coline Serreau

Çeviren: Çetin İpekkaya

Yönetmen: Doğu Yaşar Akal

Yönetmen Yardımcısı: Merve Gül

Dekor Tasarımı: Mustafa Mahdum

Kostüm Tasarımı: Ruken Bakır

Işık Tasarımı: Mustafa Bal

Müzik: Kamran Hamdi

Koreografi: M. Onur Dilek

Asistan: Ayşe Vuslat Parım

Oynayanlar: Arzu Tan Bayraktutan, Serkan Ekşioğlu, Muhammed Burçak Kaya, Fırat Doğan,  Nejmettin Şahinoğlu, Damla Ece Hacat, Ece Doğdu, Kıvanç Bozkır, Ayşe Elvan Eker, Hasan Çağdaş Kılıç, Ayşe Vuslat Parım, Hamza Efe, Görkem Ceyhun, Kar Işıtan

2 perde, 2 saat 35 dakika

tavsan tavsanoğlu 8


Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik