Şuan Okunan
Eflatunpınar Hitit Su Anıtı: Suyu resmetmeyen, su üreten anıt

Eflatunpınar Hitit Su Anıtı: Suyu resmetmeyen, su üreten anıt

Beyşehir’in kuzeyinde, üç bin üç yüz yıldır aynı kaynağın başında duran bir taş duvar var. Üzerindeki kabartmalar Hitit evren tasarımını üç kata dizmiş: Altta dağlar, ortada tanrılar, üstte gökyüzü. Ama Eflatunpınar’ı benzerlerinden ayıran şey ikonografisi değil, dağ tanrılarının gövdesindeki deliklerden suyun gerçekten akmış olması.

Sadıkhacı’nın yakınında, otoyoldan uzakta, tarlaların arasında bir havuz. Otuz metreye otuz dört metre. Kuzey kenarında, yedi metre boyunda ve yedi metre yükseklikte bir taş duvar yükseliyor; yüzü güneye, yani havuza ve havuzun başında duran insana dönük. Büyük bloklar üst üste yerleştirilmiş ve her birinin yüzeyi kabartmalı. Kaynak hâlâ akıyor. Havuzda kaplumbağalar ve küçük balıklar var. Bir anıtın üç bin yıl sonra da kendi işlevini sürdürebildiği pek görülmez; burada su, anıtın çevresinde değil, anıtın içinden geçen bir şey.

(Fotoğraflar: Duygu Turan)

ADI ÖDÜNÇ BİR ANIT

Alanda tek bir yazıt bile bulunmadığı için Hititlerin bu yere ne dediğini bilmiyoruz. Hitit anıtlarında sık görülen hiyeroglif kitabe bu anıtta yok. Dolayısıyla anıtın kendi adı, kurucusunun adı, hangi tanrıya adandığı: Hepsi sadece çıkarım. Bugünkü adı ise büyük bir kültürel sıçramanın izini taşıyor. Eflatun, Türkçede ve Arapçada Platon’un adı. Kaynaklarda dolaşan üç açıklama var: Adın doğrudan filozofa gönderme yaptığı; Konya’daki Alâeddin Tepesi’nde bulunan Eflatun Mescidi’nden geldiği; ya da anıtı oluşturan taşların güneş altında eflatuna çalan bir renk almasından türediği.

Yine de ilk olasılık başlı başına bir kültür tarihi konusu. Ortaçağ Anadolusunda Eflatun, salt bir filozof değil, suya hükmeden bir bilge-büyücü olarak anlatılırdı; hidrolik harikalar ona atfedilirdi. Yani muhtemelen olan şu: Hitit tanrılarının su verdiği bir havuzu gören sonraki yüzyılların insanları, karşılarındaki düzeneği açıklayabilecekleri tek isme sarıldılar. Anıt, tanrılarını kaybetti ve yerine bir filozof aldı. Ad karışıklığı bugün de sürüyor. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne 2014’te alınan alan, farklı resmî belgelerde “Eflatunpınar: Hitit Su Anıtı”, “Eflatun Pınar: Hitit Kaya Anıtı” ve “Hitit Kutsal Su Tapınağı” olarak geçiyor.

BİR KOZMOGRAFYA DUVARI

Kabartmalı duvarı okumanın doğru yönü aşağıdan yukarı. En altta, kısmen görünen beş dağ tanrısı var. Üzerlerinde, ortada bir çift: Fırtına Tanrısı ile Güneş Tanrıçası, her birinin başı üstünde birer kanatlı güneş kursu. Çevrelerinde on adet hayvan başlı hibrit figür, kollarını kaldırmış; hem tanrıların üstündeki kursları hem de en tepedeki devasa kanatlı güneş kursunu taşıyor. Bütün olarak bakıldığında bu duvar bir anlatı değil, bir şema: yer, tanrılar ve gök: Alt kat dünyayı temsil ediyor, tanrılar onun üzerinde duruyor, hibrit figürler gökyüzünü taşıyor. Yani karşımızda bir sahne değil bir kesit var, evrenin dikey diyagramı.

Hitit kabartma geleneğinde figürler kural olarak profilden verilir. Yürüyen tanrı, tören yapan kral, aslanı yaran kahraman… Hepsi yandan görülür, çünkü profil hareketi ve olayı anlatmaya elverişlidir. Eflatunpınar’da ise figürler cepheden. Aynı özellik yakındaki Fasıllar ve Akpınar anıtlarında da var ve imparatorluk dönemi için sayılı örnekten biri. Bu, üslup tercihi olarak geçiştirilecek bir ayrıntı değil. Profilden verilen bir figür kendi dünyasının içindedir; birbirlerine bakan figürler bir olay kurar, seyirci onu yandan izler. Cepheden verilen figür ise doğrudan karşısındakine bakar. Eflatunpınar’da tanrılar birbirleriyle bir şey yapmıyor. Havuzun başında duran insana bakıyorlar. Anıt bir olayı temsil etmiyor, bir karşılaşma kuruyor: Gelen kişi seyirci değil, muhatap.

SUYU RESMETMEYEN, SU ÜRETEN KABARTMA

En alt sıradaki beş dağ tanrısından ortadaki üçünün göbeğinde delikler var. Bu deliklerin, dağlardaki pınarları temsil ettiği düşünülüyor ve delik oldukları için temsil etmekle kalmıyorlar: Su oradan çıkıp havuza dökülüyor. Anıtın asıl fikri bu. Duvar, su kültünü anlatan bir yüzey değil; suyun kendisini ileten bir düzenek. Kaynak, tanrı gövdelerinin içinden geçirilerek havuza veriliyor; böylece doğal bir çıkışın teolojik bir eyleme dönüştürülmesi sağlanıyor.

Kabartmanın sağında ve solunda, havuzun alçak duvarlarına işlenmiş iki tanrıça figürü var. Güney kenarda havuza doğru çıkıntı yapan dikdörtgen bir platform bulunuyor; ön yüzünde bir tanrıça kabartması, yanındaki hasarlı blokta da muhtemelen bir tanrı figürü vardı. Doğu duvarının havuza dönük yüzünde ise üst kısmı kırılmış, yan yana iki kişiyi gösteren bir kabartma. Yani alan tek bir cepheden ibaret değil. Havuzun etrafı, farklı noktalarda yeniden kurulan bir tapınım rotası gibi düzenlenmiş: durulacak yerler, karşılaşılacak yüzeyler, suya bakılacak açılar.

BEYŞEHİR’İN SU ANITLARI HARİTASI

Eflatunpınar tek başına bir tuhaflık değil; bir kümenin en iyi korunmuş üyesi. Alanın tarihlenmesi bile bu yakınlık üzerinden yapılıyor: Yazıt olmadığı için anıt, üslup özellikleri ve çevredeki Yalburt, Köylütolu ve Hatip gibi anıtlarla ilişkisi üzerinden MÖ 13. yüzyılın ikinci yarısına konuyor. IV. Tudhaliya dönemine ait olduğu görüşü yaygın, ama bu da bir atıf; imzalı bir belge değil. Fasıllar ise ayrı bir hikâye. Beyşehir’e bağlı Fasıllar’ın batısındaki bu dev anıtta, iki aslanın arasında ve bir dağ tanrısının üzerinde ayakta duran bir Fırtına Tanrısı betimlenmiş. Bir kopyası Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin bahçesinde bulunuyor.

Eflatunpınar’ın kabartmalı duvarının birkaç metre arkasında da yarısı kırılmış bir kaya bloğu var; bir yüzünde epeyce aşınmış bir aslan kabartması. Bu bloğun, sağında ve solunda iki aslan bulunan bir heykel kaidesi olarak planlanıp tamamlanmadan bırakıldığı düşünülüyor. Yani bu coğrafyada Hititlerin bitirdiği eserler kadar bitirmediği eserler de var.

ON İKİ YILDIR GEÇİCİ LİSTEDE

Alan 2014’ten bu yana UNESCO’nun geçici listesinde. Geçici liste bir vaat değil, bir aday havuzu: Ülkeler buraya kaydettikleri alanları zamanla asıl listeye taşımak üzere dosya hazırlar. Eflatunpınar için on iki yıl geçti. Bu arada anıtın somut kırılganlıkları yerinde duruyor. Yapı tümüyle açık havada; suyun içinde ve kıyısında; alt sırası mevsimsel su seviyesine bağlı. Yani onu üç bin yıl boyunca gömerek koruyan şeyle, bugün aşındıran şey aynı: Su.

Peki bu anıt ziyaretçisinden ne yapmasını istiyor? Eflatunpınar’ın yanıtı üç bin yıl önce verilmiş ve son derece net. Suyun karşısında duracaksın, tanrılar sana bakacak, su onların gövdesinden sana gelecek.

  • Bu derlemedeki ikonografi çözümlemesi, ölçüler, kazı ve restorasyon tarihleri için Tayfun Bilgin’in yürüttüğü Hittite Monuments veri tabanı ile Sırrı Özenir’in kazı raporlarına ve Bachmann-Özenir’in kaynak kutsal alanı üzerine yayınına dayandım; adın kökenine ilişkin görüşler için Murat Turgut’un Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi’ndeki “Eflatunpınar” maddesinden, geçici liste kaydı için UNESCO Türkiye Millî Komisyonu ve ICOMOS Türkiye listelerinden yararlanılmıştır.

Tüm Hakları Saklıdır 2024 - Tasarım: Merhaba Grafik